Bir Öğrenci Sorduğunda

//

Minor White‘a ait bu yazı, İfsak Blog Ekibi tarafından Espas Sanat Kuram Yayınları’nın izniyle “Fotoğrafçının Eğitimi”  kitabından aktarılarak yayına hazırlanmıştır.

. . . . . . . . . . . .

Duvarları ve sıraları boş bir sınıf gördüğümde, bana kış sonundaki bir bahçenin halini hatırlatmadığı olmadı. Aynı şekilde, yeni öğrencilerle dolu bir sınıfın, bahar güneşine açacak olan tomurcuklarla dolu bir meyve bahçesini hatırlatmadığı da. Ve yetersiz bir biyolog olduğum için bir ağacı diğerinden ayıramam. Birkaç hafta sonra tomurcuklar çiçeklendiğinde, ancak o zaman, bademi karaağaçtan, söğütü meşeden ayırabilir ve geleceklerini tahmin edebilir hale gelirim. Bir adam, elbette ki her bir kariyerin gelecekte yaşayacağı değişimleri kesin bir şekilde öngöremez; fakat insanların pusulalarının hangi yönü gösterdiği açıktır. Örneğin bir fotoğraf sınıfında potansiyel belgeselci, geleceğin foto-röportajcısı, yirmi sene sonrasının fotoğraf editörü, geleceğin sıradan iş yapacak olanı, umut vaadeden fotoğraf sanatçısı, fotoğrafı ancak hobi olarak icra edebilecek olan, hepsi kendi yönünü gösterir. Hepsi kendine ait gizli bir kuzeye sahip pusulalar koleksiyonu gibidirler.

Peki bir eğitmen bu potansiyel farklılıklarının mevcut belli bir normu sağlamasını mı talep etmeli? Yoksa onları kendi farklı yeteneklerine katkıda bulunmaları konusunda mı cesaretlendirmeli? Kimse bir elma ağacından portakal vermesini beklemez, fakat biz sıklıkla, hatta haddinden fazla sık bir şekilde, potansiyel bir manzara fotoğrafçısından kamerasını dünyadaki insan unsuruna çevirmesini istiyoruz. Neden tam tersini çok seyrek yaparız? Görülüyor ki insanların kendi iç doğrultularının taşlı dolambaçlı yollardan geçtiğini unutuyoruz. Sürekli bir şekilde, fotoğrafçıların tüm emeklerini insan sahnesinin belgelenmesine harcamalarını talep ettiğimizde, inatçı bir şekilde bütün ağaçlardan portakal vermesini istemiş olmuyor muyuz? Her ne kadar Milton insanlığın gerçek uğraşının insan olduğunu söylese de, fotoğraf o kadar farklı kalıplara giren bir şeydir ki; hem insanlar için insanı fotoğraflamayı hem de insanlar için bütün görsel dünyayı fotoğraflamayı içerir. İnsanlar hem kendilerine ayna tutan Cartier-Bresson’lara, hem onlara iyiliği gösteren Adams’lara, hem güzelliği gösteren Strand’lara, hem gerçekleri gösterecek Eugene Smith’lere ihtiyaç duyarlar.

Bir sınıf dolusu baloncuklanan karakterin karşısında bir kez daha emin oluyorum ki bir insanı sosyal sahnelere yönelten mizaçla, doğal sahnelere yönelten genetik miras birbirinden çok farklıdır. Sonuç olarak ikisi farkı cinstir. Biyologların bize öğrettiği üzere iki farklı cinsin bir araya gelmesi soyunu devam ettiremeyen bireyler (cn: verimsiz döl) meydana getirir.

Daha az basitleştirilmiş bir başka örnek, bir foto-röportajcının bir sanat fotoğrafçısına olan farkıdır. İlkinin dışa dönük gidişi onu daha aktif bir dünyaya yönlendirir. Bir krizden daha azı çok az ilgi uyandırır. İkincinin içe dönük virajları ise onu daha dingin, derin düşüncelerle dolu bir dünyaya iter. Bu dünyada şiddet, üretken bir yaşamı baltalar. Bir foto-röportajcı ile sanat fotoğrafçısı arasındaki fark her ne kadar büyük olsa da, bu fark konu seçimlerinde değildir. İkisi de şehirleri, insanları, makineler dünyasını, oltaları veya çörekleri konu edinebilir. Bu fark konuya -mühür mumlarına, lahanalara, krallara- yaklaşımlarında da değildir. Bu fark ancak, biz fotoğraflarına dahil ettikleri gizli kuzeyi bulabildiğimizde ortaya çıkar.

Öğrenci neden foto-röportajcı ile fotoğraf sanatçısı arasında bir fark tayin etmemiz gerektiğini sorduğunda; genellikle, “sanatçı” kelimesinin, mizaç ya da tür farkı anlatması gereken yerde, alandan bağımsız bir şekilde, yüksek mertebe başarıların övgüsü şeklindeki kullanımından doğan karmaşaya bir açıklık getirme amacı diye cevaplarız. Hayata ayna tutan foto-röportajcı güzellik çağrışımı yapmayı amaçlayan sanat fotoğrafçısı ile aynı amaçlara sahip değildir. Bunların amaçlarını çaprazlamak ya da birbirine karıştırmak ikisinin de kendine ait gerçekliğini gölgelemektir.

Öğrenci hangisinin daha iyi olduğunu sorduğunda, hangisinin daha popüler olduğundan bahsedebiliriz ancak. Hangisinin onun için daha iyi olduğunu sorduğunda ise, T.S. Eliot’un ardından tekrar edebiliriz; kurtuluş, insanın içinde kendini bulduğu karmaşadan en fazlasını çıkarmasıdır.

Çeviri: Yalım Keser

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Fotoğraflar: Minor White

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Analog Zamanlar

Anın Yavaşladığı Yer (Bu yazı, daha önce Instagram sayfamda paylaştığım “Analog Zamanlar” metninin genişletilmiş hâlidir. https://www.instagram.com/p/DXD1BKmjIJV/…

Bir Şehrin Hikayesi

İlk İnsan Şehir yaşamı, vahşi tabiatın bir düzen içinde yeniden inşa edilmesinden başka neydi ki… Belki de sona kadar…

Gültekin Çizgen: İkinci Yarı

Fotograf ortamında pek çok polemiğin, sert tartışmanın, düşük yoğunluklu entelektüel kavganın baş aktörü olan sayın Gültekin…

Pozlama Üçgeni

Fotoğrafçılığa yeni başlayanlardan en sık duyduğum sorulardan biri pozlama ile ilgili, diyafram açıklığı, enstantane hızı ve…

Ölülerin Fısıltıları

Bazı fotoğraflar vardır; kimin tarafından ve hangi yıl çekildiğini merak etmeden, fotoğraftaki kişilerin kim ve yerin…

Neden fotoğraf çekiyoruz?

Ya “ben” dediğim şey, hiçbir zaman tek başına bir ben değilse? Sabah kalabalığında yürürken bunu düşündüm.…

Enstantane: B

Fotoğraf çekme arzusu bende güzel bir şey görmekle başlamadı; kaybolmak üzere olan bir şeyi görmekle başladı. Işık duvardan…

Soyut (Abstract) Fotoğrafçılık

– Görünmeyeni Görmek – Soyut fotoğrafçılık, geleneksel fotoğraf anlayışından farklı, büyüleyici bir sanatsal ifade biçimidir. Konuları,…

Hayat: Bir Tasarım

Kavram Olarak Zaman 200 yıl önce fotoğraf yoktu. Suret, sadece çizilirdi. Evrenin çizgilerden kurulu olduğu kabul…

Sağlık Evinin Son Işığı

Fotoğrafın Tanıklığı, Sağlığın Sessiz Kahramanları Bazı insanlar tarih kitaplarına girmez. Haklarında belgeseller çekilmez, isimleri hastanelere verilmez,…

Kanarya Adaları

Atlas Okyanusu üzerinde, İspanya’ya bağlı takımadalardan oluşan “Kanarya Adaları” doğu ve batı olarak iki ayrı başkenti…

Mars Mîra

2017 Temmuz’unda hayatımının en unutulmaz ve en acı deneyimini yaşadım. (Medeni) Avrupa’nın ortasındaki Bosna Savaşı’nın en…