Sonsuz gökler, dümdüz araziler, tuhaf bitkiler, uçsuz bucaksız çöllerin son biçimlerini verdiği hayvan kafatasları bir resimde -bizde tarifsiz duygular uyandıracak oranlarda- birleşmişse eğer, sağ alt köşede duran imzanın Georgia O’Keeffe çıkma olasılığı çok yüksektir.
O Keeffe’nin yapıtlarında nesnelerini ve olaylarını bekleyen boşluklar, tıpkı O’Keeffe’nin meslektaşları Van Gogh ya da Edward Hopper’ın resimlerinde olduğu gibi, bakanların anıları ve özlemleriyle hızla dolacaktır. Boşluk, resmin kendisi olacak ve izleyicilerde zamana ait yeni tasarımlar oluşturacaktır. Bilinçaltı da yine bu boşluğa doğru hareket edecek ve çağrışımların salıncağında bize yepyeni masallar anlatacaktır.
Resim, doğa ve bellekle çizgiler aracılığıyla kurulan bir ilişki ise eğer, fotoğraflar da nesnelerin ışık altında anlarla yaptığı dans olarak tanımlanabilir, Fotoğraf çekmek, âna sahiplenmektir; “Görünüyoruz, öyleyse varız.” demektir. Dünyanın en önemli portre fotoğrafçılarından biri olan Arnold Newman, 1968 yılında Georgia O’Keeffe ile bu fotoğrafı çekmek için buluştuğunda New Mexico’da güneş tam tepedeydi.
Dünyanın efsane fotoğrafçılarından Alfred Stieglitz’in eşi olan O’Keeffe, bu fotoğrafta hayat arkadaşının kazandırdığı deneyimle usta bir “ressam-model” olarak pozunu veriyor. Esmer kızılderili profili, tuvalin üzerinde bir resim gibi duruyor. Esirgeyen ve bağışlayan gökyüzü, yeryüzünün çetin kanunlarını (bu birkaç saniye ile sınırlı ölümsüzlük ânı hariç) uygulamaya ve altında yaşayanları kucaklamaya çoktan hazır.
Arnold Newman, müzisyenlerden ressamlara, yazarlardan mimarlara kadar farklı meslek gruplarından insanların fotoğraflarını çekmiştir. Haklı ününü, karşısında poz verenlerin iç dünyalarını çevreleriyle birlikte yeni oranlarda saptayarak edinen Newman, bu kez de Georgia O’Keeffe’nin tarifsiz “aura”sını pelikül üzerine özenle yerleştiriyor. Ve bu fotoğrafıyla zamanı durdurmayı deneyerek unutulmayacak bir portreye daha imza atmış oluyor.
Bulutların devindiği gökyüzü, çölle akraba bir arazi parçası ve şövalenin nazarlığıymışçasına duran bir hayvan kafatasıyla, adeta fotoğraf içinde bir resim oluşturuyor ünlü ressam. O’Keeffe’nin eşi Stieglitz, büyük bir olasılıkla gülerek de olsa bulutların arasındaki locasından, belki de biraz kıskançlıkla çekimi izliyor. Fotoğraftan üzerimize, ömrümüzün geçmiş yazlarıyla akraba bir sıcaklık yayılıyor. Yaşamı anılarla her aralayışımızda ölüm çıkıyor karşımıza. Ardımızda bıraktığımız her şey adına bir kez daha hüzünleniyoruz.
Fotoğrafa her bakışımızda sessizlik biraz daha artıyor ve katmanlar halinde derinlere iniyor. O’Keeffe’nin verdiği poz da olmasa, orada bir fotoğrafçı olduğunu anlamak neredeyse imkânsız. Fotoğrafın içinde, ancak bir parça rüzgâra ayrılmış yer dışında başka bir boş alan da yok; elbette henüz bir fırça darbesi vurulmamış tuvali saymazsak…
Büyük usta Newman; Stravinski’yi piyanosuyla, Hockney’i kahve fincanıyla, Bacon’ı çıplak bir ampulle, Bernstein’ı şef bagetiyle, yönetmen Billy Wilder’ı sigarasıyla çektiği gibi, O’Keeffe’yi de tuvalin üzerinde, boynuzlarıyla uçmaya hazır adı henüz konmamış bir mitoloji karakteri gibi duran hayvan kafatasıyla fotoğraflamıştır. Boynuzlar fotoğrafın ağırlık noktasını oluşturmuş ve O’Keeffe, fotoğraftaki tek insan öğesi olmasına rağmen, kafatasının tetiklediği çağrışımlar sonucunda ikinci planda kalmıştır. Güneş gölgeyle, yaşanmışlık da kafatasıyla anlatılmıştır bu fotoğrafta. O’Keeffe, bir kafatasından, hayvanlar dünyasının Hamlet’i gibi daha sessiz ve daha dilsiz bir oyunla karşılamıştır bu ânı. Sanki fotoğrafçı ile modeli hiç konuşmadan anlaşmışlardır.
New Mexico’da bu öğle saatinde, çevrede başka kimler vardı bilmiyoruz. Ama fotoğraf, dinginliğiyle orada ikisinden başka kimsenin olmadığı yalanını söylüyor. Güneşin altında sahneye konulan ve başrolünde 81 yaşının baharında olan meşhur ressam Georgia O’Keeffe’nin tek kişilik oyununu karaborsadan bilet bularak en arka sıradan izleyen bizler diyoruz ki: “Olmak ya da olmamak! Ne farkederdi ki zaten…”
Fotoğraf: ©Arnold Newman / Georgia O’Keeffe / 1968

Bize Ulaşın