Bu yazının dizisinin son bölümüne gelmiş bulunuyoruz. Önceki bölümlerde olduğu gibi bu bölümde de çektiğimiz fotoğrafların “etkili bir anlatım aracına” dönüşmesini, ulaşmasını sağlayacak bazı ipuçlarına devam etmek istiyorum…
Fotoğrafta Atmosfer
Fotoğrafta atmosfer de neredeyse fotoğrafın tüm gücünü, etk-isini taşıyan en önemli sonuçtur. Kimi zaman izleyen gözün fotoğrafa girmesini sağlayan, kimi zaman fotoğrafın hikayesini vurgulayan ögedir, ama her koşulda fotoğrafın olmazsa olmaz parçasıdır. Günlük hayatın, sıradan anların görsel öykülere dönüştürülmeye çalışıldığı anlatımlarda fotoğrafçının belki de en çok dert edinmesi gereken başlıktır.
Fotoğraf çekerken atmosferi 3 şekilde elde etmek mümkündür.
1) Var olan atmosferi kullanmak
Fotoğraf çektiğimiz yerlerdeki hali hazırda var olan fiziki koşullar güçlü atmosferler ortaya koyabilir. Ters ışık durumları, renklerin baskın olduğu konular, duman, sis gibi görselliği güçlü olan ortamlar ya da yağmur, kar gibi mevsime bağlı olaylar etkili atmosfer yaratabilecek koşullar sağlar. Bu koşulları fotoğrafa dönüştürmek çok zor olmayan bir yol olacaktır. Doğru fotografik anlatım yollarını kullanarak, ışığa, objektife, kompozisyona dikkat ederek yapılacak çekimlerde iyi, güzel, doğru, başarılı sonuçlar almak mümkün olacaktır.

2) Çevre kontrolü
Fotoğrafla iştigal eden her görsel hikâye anlatıcısının en temel özelliklerinden biri de çevresinde olup bitenler arasından billurlaşan bir an, öne çıkan durum ya da kişiyi fark etmesi, bu gördüklerine lisan-ı münasip ile bir kulp takması ve hemen herkesin anlayacağı bir çerçeveye sığdırmasıdır. Bunun yapılabilmesi için çevre kontrolü de diyeceğimiz bir beceriye, alışkanlığa sahip olmak gerekir.
Hangi konuya, hangi açıdan bakarsam güçlü bir anlam ifade eder, o konuyu hangi anında fotoğraflarsam süreci anlatma şansına sahip olabilir, çevremdeki bu sonsuz sayıdaki ögelerin hangileri bir araya geldiğinde bir cümle kurabilir, etkili bir söz söyleyebilir sorularına cevap arayan ve büyük oranda da bulanlara fotoğrafçı diyoruz. Bu sorulara cevap arayan fotoğrafçının gözü sürekli dışardadır. Bir yandan kalbini, ruhunu dinler, görüntülerle kuracağı cümleleri hazırlar, bir yandan da gözleriyle çevresini tarar, o cümlelerin görsel karşılıklarını arar.

3) Atmosfer yaratmak
Yaşadığı şehre, gezip dolaştığı sokaklara dair bir sözü, anlatmaya gayret ettiği bir meramı olan fotoğrafçılar kimi zaman kullandıkları ekipmanın ya da sahip oldukları teknik bilgilerin sağladığı ölçüde kadrajlarında atmosferi kendileri de yaratabilirler. Genelde fotoğrafçı tarafından yaratılan bu atmosfer göze hoş gelen, estetik kadraj arayışlarından kaynaklanmaktadır. Düşük enstantaneyle flaş kullanmak (slow flash), pan tekniği, makinelerde bulunan efekt filtreleriyle çekim yapmak gibi arayışlar sokak fotoğrafçılığının doğal olanı kaydetme çabasının biraz dışına kaymalardır. Elbette sonuç fotoğraflar daha keyifle izlenen görüntüler olacaktır. Ancak hayatın akışı içinde görmemiz mümkün olmayan durumları yarattığı için çok tercih edilmemelidir.
Bununla birlikte objektifin el verdiği görsel etkiler (geniş açının yarattığı deformasyonlar vb.), siyah beyaz fotoğrafçılık gibi çalışmalar yine doğalın dışında olmakla birlikte kabul edilebilir müdahalelerdir.

Siyah Beyaz Fotoğraflar Hakkında Birkaç Söz…
Buraya kadar konuştuklarımızdan fotoğrafçılığın içten, samimi, hayatın ritmiyle yapılan ve hayatın doğasına, doğalına uygun bir çalışma alanı olduğu sonucu çıkartabiliriz. Elbette siyah beyaz fotoğraf bu doğallığın dışında kalan bir tekniktir. Zira biz dünyayı renkli görür, renklerle anlamlandırırız.
Fotoğrafçılığın ilk dönemlerinde siyah beyaz çekimler yapmak neredeyse mecburiyetten kaynaklı bir durumdu, bir tercih değildi. Fotoğrafın icadından hemen sonra başlayan renkleri de kaydetme çabası farklı renk filtreleri kullanarak yapılan çekimlerle ilk sonuçları vermiş olsa da en başarılı sonuçlarını 1930’lardan sonra vermiştir. Daha sonra amatör ve profesyonel fotoğrafçılık dallarında renkli fotoğraf ağırlıklı olarak yer almıştır.
Günümüzde siyah beyaz fotoğraf elde etmek için 3 farklı yol kullanılmaktadır.
Siyah-beyaz film kullanarak karanlık odada banyo-baskı işlemleri yapmak, dijital fotoğraf makinesinde monochrome ayarını kullanarak siyah-beyaz çekim yapmak ve yine dijital fotoğraf makinesinde RAW formatta çekim yaparak bir görüntü işleme programıyla kaliteli bir renkli fotoğraf olarak işlemek, daha sonra eklentilerle aynı görüntüyü iyi bir siyah beyaz fotoğrafa dönüştürmek.
Bu yöntemlerden en iyi sonucu film kullanarak elde edebilirsiniz, en zayıf sonucu alabildiğimiz ise monochrome ayarında çekim yapmaktır. Bilgisayar ortamında görüntü işleme programlarını iyi kullanabiliyorsanız renkli çekim yaparak siyah beyaza dönüştürmek de çok iyi sonuçlar verebilmektedir.

Siyah beyaz fotoğraf çekmek ya da oluşturmak birkaç yönden avantajlı sonuçlar sağlamaktadır.
İlk avantaj daha önce de belirttiğim gibi bizim renkli görmemizdir. Siyah beyaz bir görüntüyle karşılaştığımızda normalde gördüğümüzden farklı bir görüntü daha ilginç gelmektedir.
İkinci avantaj bizim iyi fotoğraf diye kabul ettiğimiz çalışmaların önemli bir oranının siyah beyaz olarak çalışılmasıdır. Siyah beyaz gördüğümüz bir fotoğraf bizi psikolojik olarak daha sanatlı bir işi çağrıştırabilir.
Üçüncü avantaj ışığın iyi olmadığı, renklerin matlaşacağı ve etkileyici olmayacağı durumlarda siyah beyazla çalışmak siyah, beyaz ve gri tonlarla konuyu aktarma şansının oluşmasıdır.
Dördüncü avantaj kadrajdaki farklı renklerin ve ögelerin ana konudan ilgiyi uzaklaştıracağı durumlarda siyah beyaz tercihi bu ögeleri grinin farklı tonlarına dönüştüreceği ve ana konuyu vurgulama şansının artmasıdır.
Beşinci avantaj ise siyah beyaz görüntülerde izleyicinin fotoğrafın dramatik ve duygusal atmosferine daha kolay ulaşmasıdır. Özellikle insan ve portre fotoğraflarında bu atmosferi oluşturmakta siyah beyaz tercihi çok yardımcı olmaktadır.

Bu avantajları göz önüne aldığımızda sokak fotoğrafçılığında siyah beyaz tercihinin her ne kadar doğal olandan farklı bir yaklaşım sağladığını bilsek de kuracağımız özgün fotoğraf diline da büyük katkısı olacağını söyleyebiliriz. Çevremizde görüntülerin büyük bir hızla akıp geçtiğini, neredeyse hiçbir konuyu hakkıyla irdeleme, inceleme şansımız olmadığını düşünürsek siyah beyaz fotoğraf tercihi bir an için durup bakma, düşünme imkânı sağlayacağı için üzerinde düşünülmesi gereken bir teknik tercihtir.
Elbette tam siyah, tam beyaz ve gri tonları doğru gösterecek bir teknik beceriyle görüntüleri kaydetmek şartıyla…
Mesafe, açı ve çekim anına karar vermek…
Doğrudan fotoğraf yönteminde daha önce de konuştuğumuz üzere fotoğrafçının karşılaştığı olaya minimum müdahalesi söz konusudur. Konunun oluşması ya da daha estetik bir hale gelmesi için fotoğrafçı herhangi bir müdahalede bulunmaz. Ancak biz aynı zamanda çektiği her fotoğrafta fotoğrafçının da bir şekilde o görüntünün iyi bir fotoğrafa dönüşmesi için kendisini de bir şekilde çalışmaya dahil etmesi gerektiğinden söz ederiz. Bu iki konu özellikle fotoğrafa yeni başlayan dostların bir soruyu sormasına yol açar: Ben fotoğrafçı olarak fotoğrafın neresine nasıl dahil ve müdahil olabilirim?
Tüm fotoğraf çalışmalarında fotoğrafçının temel olarak duruma, olaya, konuya, fotoğrafa müdahalesi, daha doğrusu karar vermesi gereken 3 ana nokta vardır: mesafe, açı ve çekim anı.
Elbette ekipman ve teknik tercihler de fotoğrafçının kararına ihtiyaç duyan başlıklardır. Ancak bunlar bir görüntünün kaydedilmesi gereken temel ögeler olduğu için bunların asgari düzeyde de olsa doğru uygulanacak başlıklar olduğunu kabul etmeliyiz. Bu kararlarda hatalar yapıldığında zaten bir fotoğraf çalışmasının sonuçlanması mümkün olmayacaktır. Hatalı pozlanmış bir görüntü, uzaktan geniş açıyla çekilmiş ve ana ögelerin kadrajda küçük kaldığı bir fotoğraf, maalesef derdini anlatamayacak bir kayıt olacaktır. Mesafe, açı ve çekim anı için verilecek kararlar ise elde edilen fotoğrafın gücünü, etkisini çok değiştirebilecektir. Bu nedenle de aynı ekipmana sahip ve aynı koşullarda çekim yapan fotoğrafçıların elde ettiği sonuçlar arasında ciddi farklar görebilmekteyiz.
Mesafe tercihi…
Konuya olan uzaklığınız kadrajınıza girecek öge sayısını değiştireceği için fotoğrafınızın sade olup olmayacağına, kadraja giren ögelerin anlamı ne kadar bütünleyeceğine, ilgiyi dağıtacak, rahatsız edecek konuların olup olmayacağına verdiğiniz karardır.
Robert Capa “If your pictures aren’t good enough, you’re not close enough-Fotoğrafınız yeterince iyi değilse, yeterince yakın değilsinizdir” derken sadece konuyla olan fiziksel uzaklığı kastetmiyordu diye düşünüyorum. Zira eğer tüm dert sadece bu uzaklık olsaydı tek görebildiğimiz fotoğraf örnekleri makro fotoğraf alanından olabilirdi. Hatta bu da yeterli gelmeyecek mikroskopla yapılan çekimler daha da önemli örnekler olarak fotoğraf tarihini oluşturacaktı. Çünkü her zaman yakının da yakını olacaktı. Bir haber fotoğrafçısı ya da savaş fotoğrafçısı için konuya fiziksel olarak da yakın olmak o ortamdaki duyguları da aktarabilmek ve bir etki yaratabilmek için çok önemlidir. Bu yakınlık izleyiciyi de olayın içine dahil ederek istenen etkiyi sağlayacaktır. Böyle bir çalışmada konudan uzaklaşmak kadrajdaki pek çok ögenin sadece estetik değerlerini kullanmak anlamına gelebilecektir.
Temel olarak tüm fotoğraf çalışmalarında fotoğrafçının kurduğu anlamı belirlemesini ve bu anlamı oluşturacak ögelere karar vererek konuyla olan uzaklığını belirlemesi önemli kararlardan biridir.

Açıyı belirlemek…
Herhangi bir konuyla karşılaştığımız an ve açı o konunun en etkili fotoğraf açısı değildir. O an ve açı bizi heyecanlandıran, fotoğraf çekmeye karar vermemizi sağlayan konumdur. Bu konuyu fotoğrafa bakan herkesin anlayabileceği ve fotoğrafçının niyetini ortaya koyan açıyı bulmak fotoğrafçının sorumluluğundadır.
Bakış yüksekliğini ve çekim açısını doğru seçmek kurulacak anlamın, aktarılacak duygunun, öne çıkarılacak düşüncenin izleyiciye çok daha güçlü ulaşmasını sağlayacaktır.

Günlük hayat içerisindeki anları takip eden fotoğrafçı, bu anlamda esnek davranabilmeli, gerektiğinde konuya göre konumunu değiştirebilecek beceriye sahip olmalıdır. Hiçbir konu tek bir açıdan, tek bir yükseklikten çekilemez. Mutlaka farklı açılarının olduğunu hatırlamalı, bu alternatifler arasından anlatımı en güçlü sağlayacak olanı seçmelidir. Karşılaştığı konuya olan mesafesini ve açısını belirleyen fotoğrafçı için geriye kalan en önemli kararı vermektir; çekim anı…

Çekim anına karar vermek…
Nerdeyse tüm fotoğraf çalışmalarında karar anı, uygun an, kritik an, belirleyici an diye adlandırılan, akıp geçen zaman içerisinde billurlaşan ve kayda değer olanı seçmek fotoğrafçının en önemli becerilerinden biridir.
Uygun an, hareket ya da duyguda enerjinin en yüksek olduğunda deklanşöre basmak anlamına gelir. Elbette fotoğraf en kolay tarifiyle anı dondurmak olarak tanımlanabilir, ancak uygun anda deklanşöre basılması bize o anın öncesi ve sonrası hakkında da bilgi, duygu ve düşünce taşıyabilir. Herhangi bir an ile en büyük farkı budur. Elbette öncesi ve sonrasından kastım çok uzun aralıklı bir zaman dilimi değil. Sadece gördüğümüz anın bir öncesi ve bir sonrasıdır mevzu bahis olan.
Galata Köprüsü’nden denize atlayan bir çocuğun fotoğrafını gördüğümüzde çocuğun oraya nereden geldiğini, denize girdikten sonra neler yapacağını düşünmeyiz. Sadece köprüden atlamış olduğunu ve denize düşeceğini hayal ederiz. Oysaki gördüğümüz çocuğun havadaki tek bir anıdır.

Mesafesi, açısı ve çekim anı doğru kararlaştırılmış bir görüntü etkili bir fotoğrafa dönüşecek ve izleyicisine fotoğrafçısının duygu, düşünce, niyet ve cümlesini ulaştırabilecektir. Bu kararların hatalı verildiği fotoğraflar ise benzerleri milyonlarca kare gibi unutulan görüntüler arşivine kaldırılacaktır.
Herkesin bakmadığı yerlere ve yerlerden bakmak…
Fotoğrafçılığına gönül düşüren ve makinesiyle sokakları, meydanları adımlayan bir fotoğrafçıdan ilk beklentimiz bize gördüklerini güçlü birer görsel kayıt olarak ulaştırmasıdır. Ancak bunu yaparken işin içine şehrin, sokağın ruhuyla birlikte kendi sözünü de katmasıdır. Elbette bunu yaparken daha önce o noktadan geçen hemen herkesin en basit görüntü kaydedici bir cihazla çekeceği bir fotoğraftan fazlasını oluşturmasını bekleriz… Bu nedenle de her fotoğrafçı herkesin bakmadığı yerlere bakmayı da bilmelidir.
Her fotoğrafçının şikâyet ettiği konuların başında hemen her şeyin fotoğrafının çekilmiş olduğu gelir. Kişisel olarak ben bu şikâyetten o fotoğrafçının da herkesin baktığı yerlere baktığını ve herkesin çektiği konuları çekmeye çalıştığını anlarım. Albert Einstein’ın söylediği gibi “Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek deliliktir.”

Her fotoğrafçının diğerlerinden farklı bir bakışı ortaya koyması gerekir. Bu nedenle dikkat edilmeyen, bakılmayan, gözden kaçırılan, görülmeyen her yer ve her şey fotoğrafçının ana konusudur. Hafta sonları binlerce ziyaretçi alan bir semte giderek kalabalıklar arasında birkaç saatlik bir yürüyüş yaparak çekilen gölge ya da siluet fotoğraflarla ne bir anlatım dili oluşturmak mümkün olacaktır ne de fotoğrafçılık çatısında bir çalışma yapmak. Yapılan olsa olsa sokakta fotoğraf çekmektir.
Fotoğrafçılığa soyunan herkesin aynı zamanda herkesin bakmadığı yerlerden de bakmak üzerinde durması gereken önemli bir meziyettir. Sokaktaki fotoğraf şansını sadece bulunduğu andaki şansına bırakmayı planlamış bir fotoğrafçının elbette bir anda uçak kuşlar, karşısındaki adamın sigarasının dumanını üflemesi, koşturan çocuğun aniden zıplaması gibi şanslı anları da olacaktır. Ancak bu sürekli ve düzenli bir fotoğraf çalışması haline gelmesi çok zor bir yöntemdir. Bunun yerine disiplinli bir çalışma, özgün dil arayışı, farklı bakış açılarının denenmesi gibi yöntemler denenmelidir.

Vitrinleri dışardan çekmek eğlencelidir, ama içeriden dışarısı nasıl görünüyor merak etmelidir fotoğrafçı, akvaryumdaki renkli balıkları dışardan izlemek ne güzeldir, ama arada sırada balıklar dışarıyı nasıl görüyor diye merak etmek ve akvaryumun arkasından dışarıya bakmak fotoğrafçının özel ilgi alanı olmalıdır. Bir yere en tepeden bakmayı, yerden sıfır yukarı doğru izlemeyi de hesaba katmalıdır.
Bizim dünyayı ne kadar izlediğimizden daha önemlisi, dünyanın bizi nasıl gördüğünü de hissettirmeli fotoğrafçı… Gerçek ruh o zaman ortaya çıkacaktır…

Bize Ulaşın