Pelin Esmer, “Oyun” ve “Kraliçe Lear “belgeselleriyle dikkatimi çekmişti. Mersin’in Aslanköy’de yaşayan bir grup cesaret sahibi kadının tiyatro sahneye koymaları, turnelere gitmeleri film konusu edilmiş. Karşılaşma şansımız olmamıştı. Bu yıl Beliz Güçbilmez’in filmle ilgili film sonrası Atlas Sineması’ndaki söyleşisi, Nilay Örnek’ in “Nasıl olunur “röportaj ve podcasti, sonrasında İFSAK Sinema ödülünü almasıyla yüz yüze gelme şansına sahip oldum. Muhtemelen bu yılki festivalimizde konuklu film gösterimi ile aydınlık “Esmer Günler“ göre-ce-ğiz.
Uluslararası Adana Altın Koza Ödülleri’nde En İyi Film, Adana İzleyici Ödülü, En İyi Yönetmen (Pelin Esmer), En İyi Görüntü Yönetmeni (Barbu Balasoiu), En İyi Sanat Yönetmeni (Elif Taşçıoğlu), Türkan Şoray Umut Veren Genç Kadın Oyuncu (Merve Asya Özgür), FİLMYÖN En İyi Yönetmen Ödülü (Pelin Esmer), SİYAD Cüneyt Cebenoyan Özel Ödülü aldı. Adana Altın Koza Film Festivali bir geleneği olan ve baştan beri içeriğinden ödün vermeyen bir festival. Filmde alınan ödüllerden sekiz ödülün hepsi de büyük bir emeğin ürünü. Bol alkış, bol teşekkür.

Sanırım güzel bir sezon geçirdi. Hala bazı sinemalarda oynuyor. Gidip görülesi bir film.
***
Bu yıl “Pelin Esmer“ rüzgârı esti sinemamızda. Zor, keyifsiz zamanlarımıza girip başka hayatlar, başka hikayelere götürdü bizi. Senaryosunu yazıp yönettiği ”O da bir şey mi “ filmi kolay unutulur gibi olmayan ve etkisi eve gelince başlayan yılın en iyi filmlerinden.
O da bir şey mi?
Çok iddialı olmadan çok etki bırakan, film içinde film, hikâyeler içinde birçok hikâyesi olan bir hikâye.
Oyunculardan; birçok başarılı oyuncu ; Timuçin Esen, Merve Asya Özgür( umut vaat eden oyuncu ödülü ), İpek Bilgin, Nur Sürer, Mehmet Kurtuluş, Şebnem Hassanisoughi, Asiye Dinçsoy, Laçin Ceylan filme hayat katıyor.
İlişkiler, eşinden ayrılmakta olan bir yönetmen, aynaya yazılan yazıyla “artık olmaz“ derken, annesiyle konuşarak şefkat arayan, filmi için oyuncu kayıtlarını dinlerken bir taraftan da yeni fikirler peşinde, esin kaynağı arayan bir kişi buluruz karşımızda. Kısa bir film yaparken çocukluğuna giden” film içinde film “ – kısa film- görürüz. İki yönetmen/ filmin yönetmeni /hikâyesi anlatılan yönetmen bulunmaktadır.

O da bir şey mi?
Yönetmenin elinde “hayalleri olan ve hikâyesini ses kayıtlarıyla yönetmene gönderen Aliye’nin hikâyesi “ var. Yönetmen bu kez de sesten esinlenerek bir yaratım sürecine giriyor.
O da bir şey mi?
Yalnızlar rıhtımında otelde yaşayan Nur Sürer ‘in oynadığı eski şarkıcı kadın,
Barda çalışan çocuk,
O da bir şey mi?
Barda oturup benim hikâyem daha çok hikâye edilecek hikâye diyenler.
O da bir şey mi?
Babanı neden öldürdün? Öldürmedim ki; öldürmeyi hayal ettim diyen kısa filmin kahramanı çocuk,
O da bir şey mi?
Yaşlılarla film çekilen ortam ve yaşlılar,
O da bir şey mi?
Söke’deki Büyük Efes Sineması, (ah Yeşilçam filmlerinin revaçta olduğu 70‘li yılların her kasabada, köyde dahi gecede 2, 3 film gösterilen sinemalar- işte benim çocukluğumun sinemaları- anmasak olmaz). Bu filmin çekim ve gösteriminden sonra uzun süredir kapalı olan Aydın’ın Söke ilçesindeki sinemanın tekrar açılması gündeme geliyor.
Sinema ve Tarihi eserlerde izleyiciyle festival buluşmaları, (Neden film yapıyorsunuz? Biri bizi dinlesin diye.)
Aslında çok soran, çok arayışı olan, farklı anlayışları bir araya getiren, hikâye içinde hikâye, bir hikâye anlatıcısının yönetmen olarak karşımıza çıktığı bir durumla karşılaşırız.

Filmi 29 Ekim tatilinde izledim. Benim hatırlamadığım, ama etki bırakan birçok sahne… İç konuşmaların dışa aksettiği kelimeler var. Klasiklerin dert edindiği iyi kötü kavramı Aliye üzerinden derinleştiriliyor. İnsanları yargılamadan bir insan kötüyken bir gün iyi olabilir diyerek izleyiciye de seçenek sunuyor. Bir gün iyi olabilirsiniz.
***
“O da bir şey mi?“ filmi için; kimseye benzemeyen, benzemeye çalışmayan, kendi olan bir yönetmenin belgeselli kurmacası diyebiliriz. Barış Akademisyenleri’nden, DTCF‘nin tiyatro bölümünün profesör hocası olan ve binlerce kişiye yazarlık eğitimi veren “Beliz Güçbilmez”’in “Kurmacalara Neden Muhtacız“ kitabının adı gibi biz; bu kurmacalarla başka bir dünyanın mümkün olduğunu, yeni hayatların, yeni fikirlerin içimizde olduğunu, bunlara, yolunu hakikatten geçirerek, yargılamadan, mahkûm etmeden anlamak ve anlaşılmanın mümkün olduğunu anlayabiliriz. Bunları söyler bize Pelin Esmer sineması. O yüzden biz bu belgesellerin hakikatiyle dolar, sıkışmışlıklarımızı bir kenara koyar, kurmacalara sığınırız. Pelin Esmer’in deyimiyle sanat ne kadar hayattan doğarsa, hayat da sanata etki eder. Ve biz başka bir dünyanın mümkün olduğunu hayal ederiz.

Bize Ulaşın