Uygarlığa Karşı Flâneur Olmak

//

‘Avare gezgin’ anlamına gelen ve ‘Gezer-Düşünür’ sözcükleriyle karşılayabileceğimiz Fransızca bir kelime olan Flâneur, 19. yüzyıl Paris’inin toplumsal yaşamında hayat bulmaya başlar. ‘Flâneur’ kavramının bir önceli olarak anılan ‘Goliardique’ ise gezgin bir okumuş tabakadır, toplum tarafından entelektüel serseri, sahte öğrenci, ahlaksız yakıştırmaları yapılan ve düzeni hiçe sayan kişiler olarak tehlikeli bulunan ‘Goliardique’, Orta Çağ düzeninin temsilcilerine, ruhban sınıfına ve soylu sınıfına karşı eleştirel duruşları ile dikkat çeker.(1) Benjamin’in Baudelaire üzerinden flâneur’ü tanımladığı yazısında, birşey anlamadan bakmayla sınırlı kalan bakışın ‘badaud’ tarzında bakış olduğunu belirtir. Badaud, bütün gün vaktini sokaklarda aylaklık yaparak geçiren, izleyen, bakan, gören; ancak flâneur kadar entelektüel donanımı olmayan ve eleştirel durmayı bilmeyen asıl kentli kalabalıktır. Badaud, çoğulu, sıradanlığı temsil ederken, flâneur tekilliği ve sofistike bir ruhu çağrıştırır.(2)

Dandy‘ ve ‘Bohem’ ise flâneur’e çok yakın kavramlardır. Dandy’nin, Paris’e Londra’dan ithal edildiğini söyleyen Ali Artun, Dandy karakterinin burjuvazinin sıradan zevkleri karşısında, artık tarih olan aristokrasinin zarafetini, azametini, iradesini sergilediğini, burjuvazinin bu eski velinimetine duyduğu hasreti ve haseti tipleştirdiğini ifade eder.(3) Ütopyaların ve romantizmin yükselişiyle ortaya çıkan Bohem karakteri ise burjuva sınıfı içinden çıkan fakat ona eleştirel tavır alan romantiklerdir. Karl Marx’a göre bohemler, devrim düşmanı, lumpen proleter, komplocu, maceraperest, serseri, sağa-sola savrulmuş başıboş ayaktayımıdır. Marx’ın damadı olan ve “Tembellik Hakkı” kitabını yazan Paul Lafargue ise tam aksine, bohemleri devrimci ve anarşist olarak tanımlar. Bohemler, kural tanımaz, başına buyruk tavırlarıyla, asıl kendilerini aşağılayan toplumun bir hiç olduğunu gösterir. (4)

Bohemya tarihçilerinden Siegel’in kendi eserinin de odağına oturttuğu La Bohème, ona göre, sanat ve edebiyat heveslisi gençlerin çıraklık çağları, aynı zamanda burjuvazinin vicdanıdır. Bohemler, burjuvazinin terkettiği bireyselleşme, özgürleşme, farklılaşma, yenilikçilik gibi değerleri kendine mal ederek burjuvazinin ikiyüzlülüğünü teşhir eder. Bohem; sanatın ibadete dönüştüğü çilekeşlik ve inzivayı içeren, hiçbir maddi beklentisi olmadan sanata adanmış bir hayat tarzını ifade eder.(5) 

“Eğer bohemin romantizmin isyan duygusunu karşıladığı söylenebilirse, dandy de ‘sanat için sanat’ın inşa idealini karşılar. Biri eskiyi ve klasik geleneği yıkma, diğeri ise yeniyi kurma ve moderni gelenekselleştirme derdindedir. Bohemin hayatı, dandy’nin kendisi ‘sanat’tır, dolayısıyla dandy hayata değil sadece kendi kendisine işaret eder.”(6) 

Artun, Baudelaıre’de Sanatın Özerkleşmesi ve Modernizm, par.37

Kapitalizmin Yükseliş Çağında Bir Lirik Şair

Flâneur terimi, ilk olarak Charles Baudelaire tarafından 1863’te, “Modern Hayatın Ressamı” adlı yazısında; “Kalabalıklarda yaşayan flâneur için, tutkulu gözlemci için, ahalinin orta yerini, hareketin gel-git noktasını, gelip geçici ile sonsuzun arasını mesken tutmak müthiş bir keyiftir. Evden uzak kalmak ama her yerde evinde hissetmek; dünyanın merkezinde olmak, dünyayı gözlemek ama dünyadan saklı kalmak”(7) şeklinde rastlanır. Baudelaire, Edgar Alan Poe’nun “Kalabalığın Adamı” eserindeki asosyal karakterden esinlenir. Walter Benjamin’in “Pasajlar” çalışmasında “Charles Baudelaire; Kapitalizmin Yükseliş Çağında Bir Lirik Şair” makalesinde flâneurü Baudelaire’nin kişiliğinde inceler. Benjamin, flâneurün işi gücü olmayan bir insan olarak sokaklarda gezinmesini, uzmanlaşmaya, ilerleme fikrine, kentin hızına, iş bölümüne ve insanların iş güç peşinde koşturup durmalarına karşı bir tür protestoyu temsil ettiğini öne sürer. Bir başka ifadeyle yirminci yüzyılda flâneur, bir tür modern hayat eleştirisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Benjamin bunu kaplumbağa imgesiyle özetler: “1840’larda pasajlarda kaplumbağa gezdirmek, bir süre için kibarlığın gereklerinden sayılmıştı. Flâneur, kendini kaplumbağaların temposuna uydurmaktan hoşlanırdı. Eğer ona kalsaydı, ilerlemenin böyle adımlarla sürmesini isterdi.” (8)

“Flâneur bir kent gezginidir. En ücra köşelerine kadar metropolü arşınlar ve modern hayatın bütün görünümlerini müthiş bir aşkla gözlemler, ayıklar ve hafızasının arşivine kaydeder. Kalabalıklarda barınır, kalabalıklarla nefes alıp verir, kalabalıklarla mest olur. Tebdil-i kıyafet gezer. Kimse onu fark etmez; o ise herkesi fark eder. İnsan sarrafıdır. Modern hayatın kahramanlarını o seçer. Kahramanları, aynı zamanda yoldaşları olur. Şaircesine, “hem kendisi, hem de uygun gördüğü bir başkası olmanın ayrıcalığının keyfini çıkarır. Bedenini arayan gezgin ruh misali, istediği zaman istediği kişiye geçiverir. Onun için ‘kapalı’ yoktur; eğer varsa gözlemeye değmediğindendir.”(9)

Artun, Baudelaıre’de Sanatın Özerkleşmesi ve Modernizm, par.54

Flâneur, herşeyden önce bir sorgulamanın ve ahlaki tercihin sonucudur. Bu tercih sorguladığı ahlak sistemiyle arasına keskin bir sınır çekme ve beraberinde yeni ahlaki değerleri ve ödevleri de beraberinde getirir. Kendine ve topluma karşı eleştirel olmaya çalışan flâneur, kendine sunulan bilgi sistemi üzerinde gezinen kişidir. Flâneur’ün bu seçimi, fiziki ve düşünsel gezginliği zorunlu kılar.Düzenli bir işte çalışmadan, anın izini süren, rastgele dolaşarak sürekli yer değiştiren flâneur, kenti okumak, üretmek, gözlemlemek için kullanır. (10) Hareket halinde olmak aynı zamanda düşünsel bir yenilenmeyi ve kimliksizliği beraberinde getirirken, flâneur toplumu ve kendini arar, bu arayış fikirler üzerinde gezinmeye, yüzleşmeye ve acılara neden olur. Flâneur’ün boş zamanı entelektüel üretimin kaynağıdır, kapitalist makinenin zamanından görece bağımsız durumdadır. Flâneurün hayat içerisindeki duruşu kapitalizmin rasyonelliğine, mekansal kısıtlamalarına, çalışmaya, iş bölümüne, zaman ve birey üzerindeki egemenliğine karşı bir direniştir. Flâneur’ün işi gücü aylaklıktır, avareliktir. Ona göre insanın aylaklıkla kazandığı, çalışmakla kazanabileceğinden çok daha değerlidir. Breton’un dediği gibi, insan çalışmak zorundaysa hayatta kalmak neye yarar?” (11)

Flâneur’ün, Türkçe karşılığı olarak kullanılan ‘Aylak’ kelimesinin farklı toplumsal ve kuramsal karşılıkları vardır. T.Veblen’in “Aylak Sınıfın Teorisi” eserinde bahsettiği aylak sınıf, servet sahibi ve üretim araçlarını elinde bulunduran kapitalist sınıftır. Bu aylak sınıf da flâneur gibi çalışmaz ama çalıştırır, çalışanların ürettiği artı-değeri gasp ederek aylaklığını yaşar. Aylak kelimesinin toplum tarafından hoş karşılanmamasının nedeni de bu asalak sınıftan kaynaklandığı öne sürülebilir. “Ayaklığa Övgü” kitabında Bertrand Russell, bu kavrama dönük övgünün toprak sahipleri ve kapitalistleri içermediğini belirtir; “bunların aylaklığı ancak başkalarının emeği sayesinde mümkün olabilmektedir; gerçekten de, bunların rahat aylaklığa duydukları arzu, çalışmayı öğütleyen tüm kutsal vaazların tarihsel kaynağıdır. Bunların en istemeyecekleri şey, başkalarının da onlar gibi aylak kalmasıdır.”(12) Oysa bahis konusu olan aylak, uygarlığa karşı fikir üreten “seyyar bir savaş makinesi”(13), üretim sistemine, devlete, toplumsal hayata ve toplumun değerlerine karşı eleştirel, ahlaki bir tutum alan kimsedir. Buradaki “gezer” olma vurgusu bilgi edinme ve entelektüel bir gezinme halidir. Flâneur her şeyden önce, yürüyen düşünce, yol görgüsü edinmiş bir deneyim repertuarı, bir düşünce gezginliğidir.(14)

“Aylaklık, flâneurün toplumsal düzene isyan etme şeklidir. Yerleşik düzeni, yersiz yurtsuzlaşma hareketleriyle kırmaya çalışır ve ötekileri de buna teşvik eder. Tektipleşme, gözetim, terbiye edilme ve kapatılma gibi sabit güçlere karşı aylak oluş, bu düzenekten kaçmanın en etkili yollarından biridir. Flâneur: sanatçısı, filozofu, yazarı ile beraber onlarla işbirliği yaparak, gizliden gizliye bir değer yıkıcılığına hizmet eder. Asıl amaç, insanın evcilleştirilmesine karşı koymaktır. Yolunu gönüllü olarak kaybeden flâneur, ötekileri de yoldan çıkmaya davet eder. Bu yüzden ötekilerin gözünde daima bir yabancıdır. Çünkü hep bir bilinmeyenin peşindedir, sınırlarını sonsuza kadar kaldırma arzusu içindedir.”(15)

Erkan Karahan, Flaneur kavramı üzerinden Niteliksiz Adam ve Lüzumsuz Adam’ın değerlendirilmesi, 24.07.2017

Tembellik Hakkı

Bertrand Russell, çalışmanın erdem olduğuna inanma yüzünden insanlığın acılar çektiğini ve bu durumun toplumda büyük zararlara neden olduğunu anlatır Aylaklığa Övgü kitabında. Tarihsel olarak görev ve çalışma ahlakının iktidarlar tarafından kullanışlı kitleler yaratmak için kullanılan kavramlar olduğunu, çalışma ahlakını benimseyen toplumların ise köleleştiğini, fakat teknoloji sayesinde boş vakti insanlar arasında pay etmenin mümkün olduğunu, günlük dört saatlik çalışmanın birçok sorunu çözeceğini savunan Russel, “Çağdaş teknoloji aylaklığın sadece imtiyazlı sınıflara ait bir imtiyaz değil bütün toplum içinde eşit dağılan bir hak olabilmesini, birtakım sınırlar içinde mümkün kılmıştır. Çalışma ahlakı, köle ahlakıdır, modern dünyada ise köleye ihtiyaç yoktur” (16) der.

Çalışma saatlerinin kısaltılmasını ve insanların insanlaşmak için daha çok boş vakite sahip olması gerektiğini daha önce savunan bir diğer isim ise Karl Marks’ın damadı Paul Lafargue’dır. “Kapitalist toplumda çalışma, her türlü düşünsel yozlaşmanın, her türlü örgensel bozukluğun nedeni” olduğunu savunan Lafargue, “Tembellik Hakkı” yapıtında, çalışma hakkında eski çağlardan örnekler vererek, eski toplumların tembelliği övdüğünü, Yunanlıların çalışmayı hor gördüğü, özgür insanların çalışmadığını, tembelliğin kutsal kitaplarda yeraldığını anlatarak, daha sonra çalışma ahlakını benimseyen toplulukların kapitalizmdeki acınası hallerine değinir. İnsanlığı kölece çalışmaktan kurtarması beklenen işçi sınıfı “tarihsel görevini unutup içgüdülerine ihanet ederek, kendini çalışma dogmasına kurban etmiştir. Cezası sert ve korkunç olmuştur. Tüm bireysel ve toplumsal yoksulluk, çalışma tutkusundan doğmuştur.” (17) Ekonomistlerin ve filozofların para için işverenlere insan sever diye alkış tutmasını eleştiren Lafargue, çalışmanın işçiyi daha da yoksullaştıracağını anlatır ve bir köye fabrika kurmak yerine oraya veba tohumları saçmanın, su kaynaklarını zehirlemenin daha iyi olduğunu, fabrika işçiliğinin neşeyi, sağlığı, özgürlüğü yok edeceğini söyler. (18) Lafargue, çalışma dogmasını, Hristiyan ahlakını ve liberal düşüncenin ayaklar altına alınması gerektiğini, işçilerin Tembellik Hakkı’nı ilan ederek günde üç saatten fazla çalışmamasını ve günün geriye kalan zamanında tembellik etmesini öğütlüyor, makinenin insanları ücretli işlerden kurtaracak, onlara boş zaman ve özgürlük verecek Tanrı olduğunu ilan ediyordu. (19)

Uygarlık, özel mülkiyet ve yasalarla başlayan, devlet, hukuk, ilerleme, üretim, rasyonal olma, kapitalizm, bürokrasi, toplum mühendisliği, küreselleşme, militarizm, savaş, milliyetçilik, kutsallık, yenilik gibi kavramları, toplumun içselleştirmesiyle modern seviyesine ulaşan akıllı devletlerin küresel kapitalist sisteminin adı olsa gerek. Göçebelik bu anlamda uygarlıktan kaçış için değerli bir tavırdır. Deleuze’ün kullandığı kavramlar olan yersiz yurtsuzlaşma ve göçebelik, “Göçebe düşüncenin umut telkin edici ‘dışarıdanlığı’, aslına bakılırsa devletin ve resmi kültürel biçimlenmenin de antitezidir.”(20) Bir kent gezgini olarak tarif ettiğimiz flâneurün hareketli olma hali aynı zamanda düşünsel anlamda hareketli olmayı gerektirir. “Göçebe illa hareket eden biri değildir, oldukları yerde yolculuk edenler vardır; yeğinlik yolculukları. Tarihsel olarak bile göçebeler, göçmenler gibi yer değiştirenler değil, tersine hareket etmeyenler, aynı yerde kalarak kodlardan kurtulmak için göçebeleşenlerdir.” (21)

Uygarlık içerisine gözlerini açan çocukların hayret duygusuyla sordukları sorulardır flâneurü meydana getiren. Yaşanılan koşuşturmacaya hayretle bakan flâneur, çocukların sorularını yaşanılanlara, kavramlara, hayata, insanlara sorarak bir durma eylemi içerisinde girer. Şehirlerin toplumsal hayata yön verdiği bir dünyada insanın doğa dediği şey artık kentlerdir. Flâneur ise kenti doğa olarak kabul eder, kendini kentin kalabalığında var eder. Flâneur, bu kalabalık içindeki yalnızı oynar, zaten kalabalık da kendi içerisinde iletişimsizdir. Georg Simmel, büyük şehirlerde insanların birileriyle konuşmadan sadece bakarak, gözlemleyerek ilerlediklerini, flâneurün da jestsel ve sözel iletişimden uzak olduğunu söyler. Bauman ise, flâneurün sanatındaki başarısını, görünmeden gözlemlemeyi başarmasında bulur. (22) “Bauman, genel olarak flâneur sınıfını ‘öteki’nin imajına ayna tutarak anarşi yaratan kişi olarak tanımlarken, bu düşünce biçiminin eleştirel kimliğine vurgu yapar.”(23)

İz Süren Flâneur

Eleştirel olmanın yanı sıra flâneur, seri üretimin hayatı şekillendirdiği, her gün tekrarlanan sıradanlığın içinde ebedi olanın izini sürer, bu iz sürme biçimi klasik anlamda ne bir seyyahın, ne de bir gazetecinin işidir. Modernliğin izini süren flâneur, kentin ve insanın parçalanmışlığı içinde parçalanmış anlık görüntüler dediğimiz fragman estetiği ile çalışır. Bu estetik kentin bir yansıması gibidir çünkü.

“Bununla birlikte, Flanör, metropolün tinsel yaşamını basitçe tekrarlayan bir mukallit değildir. “Kusursuz” Flanör, “geçici olan”ı tekrarlamak yerine ondan “ebedi olanı damıtmaktadır”; “canlı imgelem gücü”yle modern hayatı “yeniden” üretmektedir. Bu yeniden üretim, kapitalist modernleşmenin ürettiği modernlik durumunda çalışan flanörün bir modernist tip olarak modernleşmeye verdiği tepkinin bir örneği gibi okunabilir. Flanör yavaş hareketleriyle, mekanik üretim sürecinin hızına karşı çıkarılmış bir tiptir. Üretim sürecinde makineleşmenin getirdiği hızdan ve bu sürecin ebedi tekrarından kaynaklanan sıkıntı, flanörün “fiyakalı ağırlığıyla” protesto edilir.”(24)

Fırat Mollaer, Baudelaıre’in Modernlik Kehanetleri: Modernleşmeye Karşı Estetik Modernizm, 07.02.2015

Sosyal ve ekonomik açıdan imtiyazlı sınıfın aylaklık yapabildiğini ve bu aylaklık sayesinde sanatın, bilimin, felsefenin geliştiğini söyler Russell ve “Aylak sınıf olmasa, insanlık barbarlıktan hiç kurtulamazdı” (25) der. Paul Lafargue ise, tembelliği sanatların ve soylu erdemlerin kaynağı olarak görür.(26) “Yürümenin Felsefesi” kitabında Frederic Gros, bu savları desteklercesine, boş zamanı olan, çalışmayan ya da kısmen çalışan, yürüyen özgür insanların üretimlerinden bahseder, ki bu insanlar yazar, filozof, siyasetçi olmalarını boş zamana ve yürümeye borçludur. Kenti dolaşan flâneurlerin yaptığı gibi yürümenin insanı özgürleştirdiğini; mecburiyetlerden, sıradanlıktan, tekrardan, uzlaşılardan, hayatın hızından, yabancılaşmadan, medeniyetten, zamandan, mekandan ve daha birçok şeyden kurtardığını anlatır. Bu anlamda kitabında, yürüyen, özgür, yalnız ve aylak olan üretken insanlardan; Beat Kuşağı yazarları, Nietzsche, Arthur Rimbaud, Henry David Thoreau,  Rousseau, Kant, Nerval, Walter Benjamin, Gandi, Sokrates, Diyojen ve diğer Kinik filozoflardan bahseder.

Gros, Nietzsche’nin çalışmayı bıraktıktan sonra günlük yürüyüşlerine ve yazmaya ağırlık verdiğine, en üretken olduğu dönemin de bu yıllar olduğuna değinir. O eserlerini kasvetli kütüphanelerde dipnotlar arayarak değil, yürümenin akışında yazar, yürürken düşünür mola anlarında yazar, bu nedenle onun düşüncesi hareket halindeki bir düşüncedir. Rimbaud’yu özgür kılan çalışmaya, durağanlığa karşı olan tavrı ve kaçışa, yürümeye, yeni coğrafyalar tanımaya olan tutkusudur. Sivil itaatsizliğin öncüsü Thoreau, Walden Gölü’nde yalnız yaşadığı yıllarda doğadan ilham alır, ormandaki patikalarda yürürken kendine eşlik ettiğini, iki kişi olarak yürüyüp kendiyle sohbet ettiğini yazar. Yaşam onun için büyük bir yolculuktur. Doğa içinde, çalışmadan, minimal yaşayan bu adam, yaban olana saygının sembolü olur. Kentli flâneurü çizen Walter Benjamin eserlerinde, kent, kalabalık ve kapitalizmle şekillenen flâneurün; yalnızlığını, uyumsuzluğunu, hıza karşı yavaşlığını, yıkıcılığını, marjinalliğini anlatır. Gandi’nin politik hayatı uzun bir yürüyüşten ibarettir, Hindistan’ın bağımsızlığını örgütlemek, fikirlerini yaymak için uzun yollar kateder, Tuz Yürüyüşü bunlardan en önemlisidir. Yürürken değişir, yürürken Hindistan’ı değiştirir, ayağa kaldırır. Yunan coğrafyasında yürüyen provakatif düşünce olan Socrates ve ardılı olan Kinikler, aylaklığın en somut ve en yalın halini temsil ederler adeta. Sokaklarda yürüyerek insanları, fikirleriyle provake eder, onların beyhude yaşamlarıyla alay eder, onları düşünmeye, azla yetinmeye, bilgiye, erdemli ve doğal yaşama çağırır.(27)

Kaynakça

  1. Nilnur Tandaçgüneş, “Kent Kültüründe Modernizm ve Sonrası”, Flanör Düşünce, Hüseyin Köse (drl), 1. Basım, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2012, s.104
  2. Tandaçgüneş, s.105
  3. Ali Artun, Baudelaire’de Sanatın Özerkleşmesi ve Modernizm, 2004, alialtun.com (17.10.2018), par.35
  4. Artun, Baudelaire’de Sanatın Özerkleşmesi ve Modernizm, par.14
  5. Artun, Baudelaire’de Sanatın Özerkleşmesi ve Modernizm, par.19, 17, 26
  6. Artun, Baudelaire’de Sanatın Özerkleşmesi ve Modernizm, par.37
  7. Flaneur, 2017, hafizacoplugu.wordpress.com (17.11.2018), par.1,2
  8. Walter Benjamin, Pasajlar, Ahmet Cemal (çev.), 4. Basım, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2002, s.148
  9. Artun, Baudelaire’de Sanatın Özerkleşmesi ve Modernizm, par.54
  10. Tandaçgüneş, s.106
  11. Artun, Baudelaire’de Sanatın Özerkleşmesi ve Modernizm, par.55
  12. Bertrand Russel, Aylaklığa Övgü, Mete Ergin (çev.), 5. Basım, İstanbul: Cem Yayınları, 1999, s.10
  13. Sadık Erol Er, “Felsefi Nomadlık”, Flanör Düşünce, Hüseyin Köse (drl), 1. Basım, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2012, s. 50
  14. Hüseyin Köse, Önsöz, Flanör Düşünce, Hüseyin Köse (drl), 1. Basım, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2012, s. 9
  15. Erkan Karahan, Flaneur kavramı üzerinden Niteliksiz Adam ve Lüzumsuz Adam’ın değerlendirilmesi, 24.07.2017, gaiadergi.com (17.10.2018) par.4
  16. Russel, s.11
  17. Paul Lafargue, Tembellik Hakkı, Vedat Günyol (çev), 7. Basım, İstanbul: Telos Yayıncılık, 1996, s.16
  18. Lafargue, 1996, s. 24
  19. Lafargue, s.30, 60
  20. Köse, s.11
  21. Gilles Deleuze, “Göçebe Düşünce”, Ferhat Taylan (çev), Issız Ada ve Diğer Metinler Metinler, Ferhat Taylan-Hakan Yücefer (çev), İstanbul: Bağlam Yayınları, s. 402,  Aktaran: Sadık Erol Er, “Felsefi Nomadlık”, Flanör Düşünce, Hüseyin Köse (drl), 1. Basım, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2012, s. 50
  22. Tandaçgüneş, s.103
  23. Tandaçgüneş, s.100
  24. Fırat Mollaer, Baudelaire’in Modernlik Kehanetleri: Modernleşmeye Karşı Estetik Modernizm, 07.02.2015, skopbülten, par. 15
  25. Russel, s. 21-22
  26. Lafargue, s. 54
  27. Frederic Gros, Yürümenin Felsefesi, Albina Ulutaşlı (çev.), 1. Basım, İstanbul: Kolektif Kitap, 2017, s. 10 -192

Not: Bu yazı, Turgay Süsem’e ait “Fotoğrafta Kamu Eleştirisi:Beton” adlı Marmara Üniversitesi GSE Yüksek Lisans Eser Metni içerisinden alınmıştır.

1981 Erzurum’da doğdu.
Kocaeli Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nü bitirdi.
2003-2007 yılları arasında Dicle Haber Ajansı’nda muhabirlik yaptı.
2006 yılında Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri’nde en iyi haber fotoğrafı ödülünü aldı.
İFSAK 22. Fotoğraf Günleri’ne “Yedek Parça” sergisiyle katıldı.
2009 yılından beri İstanbul’daki çeşitli dernek ve atölyelerde fotoğrafçılık dersleri verdi.
İstanbul’u terketmeden önce emlak fotoğrafçılığı yaptı, Okan Üniversitesi’nde fotoğraf dersleri verdi.
Marmara Üniversitesi GSF Fotoğraf Bölümü’nde yarıda bıraktığı yüksek lisans programını 2019 yılında“Fotoğrafta Kamu Eleştirisi: Beton” adlı çalışmayla tamamladı.
Yaşadığı yerlerde fotoğraf atölyeleri, sinema gösterimleri ve sinema söyleşileri gerçekleştiriyor. Sinema, fotoğraf, politika, avangard akımlar, sanat teorisi üzerine biriktiriyor.
Düzenli çalışmaya, rekabete, aşırı tüketime, et yemeye, kapitalizme karşı aylak bir yaşamı tercih ederek 2016 yılında İstanbul’u terkedip eşiyle beraber çoğunlukla Ege illerinde yaşıyor, para buldukça geziyor.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraflara Dair

Yapay Zekâ ve Fotoğraf

Analog fotoğrafçılık yerini dijital teknolojilere terk ederken çoğumuz büyük bir devrime şahitlik ettiğimizi düşündük. Oysa filmli…

Mutluluk Fotoğrafları

Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu’ndan Özlem Dikeçligil https://www.instagram.com/ozlem_dikecligil/ tarafından yayına hazırlanmıştır. . . .…

Geometrideki İnsan

Hayatın içerisinde mekânlarda zaman akıp giderken, geometrik dokuların ve formların üzerine hep insanların varlığı yansır. İnsanlar…

Yapay Zeka

Görsellerde yapay zekan kullanımının tartışmaya açılması büyük ölçüde 2023 yılı Sony World Photo Organisation – ki…

Foto İntelijansiya

Yeni bir kitap, yeni bir heyecana vesile olur ve moral değerleri yükseltir kuşkusuz. Entelektüel ortam, yeni…

Yeniden Doğuş

İFSAK Blog’taki en son yazımı  https://www.ifsakblog.org/bir-haz-da-olsa/tam bir yıl önce yazmışım. Hatırlarsınız Özcan Yurdalan hocamın önderliğinde Antakya…

‘ŞÖLEN’ Hakkında

Pers mitolojisinde anlatılan bir mite göre Ahura Mazda ilk insan çiftini cennet bahçesinde tek bedende yaşamlarını…