Geniş anlamda, ticarete konu olmayan bir sanat yaklaşımın günümüzde hayat bulması eskiye oranla çok daha zor olabilir fakat etik açıdan, bu durumun yaratılması artık bir zorunluluk.
Popüler “yaygın olarak beğenilen, tüketilen” anlamına geliyor. Bu tanıma Stuart Hall, “ticari” tanım diyor. İkinci tanım ise, kaynağı 18. yüzyılda Herder’e götürülen antropolojik tanıma yakın ve halka ait anlamına geliyor. Stuart Hall, halkın yaptığı ve yapmış olduğu her şeyi kapsamaya çalıştığı için bu tanıma “betimleyici” tanım diyor. (1)
Folk kültür
Çoğunluğun seçtiği her şeyin popüler kültür içerisine dahil olmadığını belirtmek durumundayız. Kültürel bir ürünün bu sıfatı alabilmesi için kültür endüstrisi tarafından belirli amaçlar dahilinde üretilmesi, medya aracılığıyla kitlelere sunulması, ticarileşmesi gibi unsurların olması gerekir. Popüler kültür, folk kültür gibi halka ait olan ve halk tarafından yaratılan bir kültür değildir. Folk kültür uzun zaman içerisinde halk tarafından üretilirken ve kolay kolay toplumdaki izi silinmezken, popüler kültür ticari kurumlar tarafından hem ideolojik hem de ticari amaçlarla üretilen ve kısa ömürlü metalardır. İdeolojik aygıtlar aracılığıyla halka sunulan popüler kültüre, halkın benim kültürüm demesi onun halka ait olduğu anlamına gelmez. Sorun burada kültürün kim tarafından üretilip dağıtıldığı, hangi amaçlarla üretildiği ve ideolojik işlevleridir.
Popüler kültür kapitalist iş bölümü çerçevesinde ticari veya kamusal bir aygıt tarafından üretilen, yine bu aygıtlara bağlı pazarlanan, seri çoğaltma ve teknolojik imkanıyla çok geniş bir kitleye yayılabilen bir kültürdür. “Kapitalizmin üretim bandından bir ürün nasıl çıkıp satış noktalarındaki yerini alıyor ve bu yerlerde nasıl sunuluyorsa popüler kültür de aynı fabrikasyon özellikleri taşıyor. Popüler kültürün belirleyici noktası onun gerçekleştiği üretim biçimidir.” (2)
Fotoğraf ve Popüler Kültür
Yaşadığımız topraklardaki kültürel geçmişe baktığımızda anonim ve sözlü bir halk kültürünün egemen olduğunu görürüz. Kültürel alanın saray çevresi ve halk olarak keskin bir biçimde ayrıldığını görürüz. Cumhuriyetle birlikte hızlanan kapitalistleşme süreci Gramsci’nin hegemonya kuramında bahsettiği üzere aradaki makası daraltarak kültürel alanın homojenleşmesine neden oldu. Sözlü kültürün hakim olduğu bu coğrafyaların geleneği resim ve heykel gibi alanlara, sanatın günümüz anlamındaki kullanımına yabancıdır. Ermeni ve Rum fotoğrafçılar sayesinde, fotoğrafla erken tanışan bu topraklar, tek millet yaratmak adına yapılan katliamlar sonucu kültürel anlamda bir kesintiye uğrar ve fotoğraf yeterince yaygınlık kazanamaz.
Toplumsal ve kültürel altyapının da elvermemesi nedeniyle daha sonraki yıllarda da fotoğraf, hayatımıza çok sonraları dâhil olmuştur. Kapitalistleşme sürecini geriden takip eden bu coğrafyada, sanat ve fotoğraf da çok geç bir zamanda gelişmeye başlamıştır. Dolaysıyla fotoğraf alanında bir halklaşmadan, yerellikten, halka ait olmaktan, anonimlikten bahsedemeyiz aksine tanışıklığımız kapitalizmle tanışıklığımızla aynı süreçlere denk gelir. Fotoğraf makinesi bu topraklarda bir saz gibi değildir elbet, fotoğraf başlangıcında halkın elinde kendini ifade etme aracı değildi. Fotoğraf makinesi endüstriyel ve ticari bir nesne olarak hayatımıza girdi ve bu yolculuğuna devam ederek kapitalist iş bölümü içerisindeki işlevini sürdürmeye devam ediyor.
Halka ait olan
Kapitalizmin en belirgin işlevi olan seri üretim fotoğraf makinesinde de vücut buluyordu adeta. Ürettiğiniz görselin seri kopyalarını elde etmeniz artık çok kolay bir durumdu ve bu durum en çok kapitalist pazar için üretilen ürünlerin satılmasında işe yarayacaktı. Görüyoruz ki fotoğraf makinesinin halk kültürüyle, halka ait olmayla bir bağı yok. Bu nedenle, popüler kültür tanımları içersinde ‘halka ait olan’ anlamından ziyade onun ticari tanımıyla birlikte kullanmayacağız fotoğrafı.
Bununla birlikte fotoğrafı Gramsci’nin hegemonya kuramı çerçevesinde değerlendirmeye çalışacağım. Yani bir hegemonya mücadelesi içersinde değerlendireceğim. Kültürel alanın karşıt sınıflar için bir mücadele alanı savından hareketle, başlangıçta halka ait olan bir kültürel araç olan saz/bağlama günümüzde nasıl ticarileşebiliyorsa, kapitalizmle birlikte hayatımıza ticari bir nesne olarak giren fotoğraf da tam tersine halka ait bir duruma gelebilir.

Popüler Stratejiler
Popüler kültür birkaç strateji üzerine kurulur; hızlı ve kolay tüketim, standartlara dayalı olma, kolaj, süreklilik ve tekrar içermesi, yeniden üretim, ürünün bir statü kazandırması, kiç, nostalji yaratma, ironikleştirme ve ötekileştirme.
Fotoğraf, evvelden beri bir tüketim nesnesi aynı zamanda bir statü aracıdır. Yaşadığımız göstergeler dünyasında, insan öncelikle tükettikleridir. Siz arabanız, eviniz, giysileriniz, yedikleriniz ve fotoğraf makinenizsizindir. Tükettiğiniz şeylerle mesaj verirsiniz, bir sınıfa aidiyetinizin aracıdır metalar, sizin sosyal statünüzdür, imajınızdır. Dolaysıyla bir fotoğraf makinesi alarak bir sınıf, statü, imaj ve sosyal bir çevre de almış oluyorsunuz. Ayrıca fotoğraf bir boş zaman uğraşıdır. Boş zaman dediysem bu zamanın büyük oranda sizin tarafınızdan şekillendirildiğini sanmayın sakın, yaratılan kültürel atmosferle ihtiyaçlandırılarak yapıyoruz birçok şeyi, ihtiyaç duyarak değil.
Bu şekilde ihtiyacımızın olmadığı sayısız ürün ve hizmet alarak tüketim kültürüne ait oluyoruz. Boş zamanınızın kolonileştirilmesinde fotoğraf da önemli bir rol alır. İhtiyaçlandırılmış birey, makineyi satın alır, bir kursa gider, küçük bir fotoğraf çevresi içerisine girerek fotoğraf çekmeye başlar. Fotoğraf çekerken hızlı anlar durdurulmaya çalışılır, onun hızına ayak uydurarak hız peşinde koşulur. Sosyal medyada yığınla görüntülerin paylaşılması bireyi ister istemez bu yarışın içine sokar. Siz pazar için standartlaşmış bir tüketicisiniz, fotoğraf makinesi de bu standart tüketiciye sunulur, onun aracılığıyla da standart fotoğraf izleyicisine/tüketicisine standart ürünler verilir, bant sistemi içindeki yeriniz hem üretirken hem de tüketirken devam eder.
Sanat piyasası
Popüler kültürde, çekilen fotoğraflar genellikle birbirine benzer, genel beğeniye hitap eder, bu beğeniye hitap etmeyenler ise sanat piyasasında değerlendirilir, sanat piyasasının da kendine ait standardı vardır elbet. Birbirine benzer fotoğraflar kendi kendine gönderme yapar durumdadır, tekrar etmesi akılda kalıcılığı arttırır ve zamanla bir kod haline dönüşür, reklam aracı haline bile gelir. Popüler fotoğrafta da yeni olan bir şey yoktur, özellikle kes-yapıştır kültürünün egemen olduğu günümüzde sadece görseller değil, fikirlerin kendisi de kes-yapıştır usulü meydana getiriliyor. Dada fotomontajlarından, pop-art döneminden günümüze ulaşan bu kes-yapıştır tekniği ticari yönüyle karşımızda. Artık doğadan esinlenmeyen fotoğrafçı kendinden önceki fotoğrafçıların çektiklerini tekrarlar, onlardan kesitler sunar bizlere. Bu sayede hem nostaljiye vurgu yaparken hem de tanıdıklığı kullanarak fark edilir olmayı hedefler.

Kalıcı olma yarışı
Dijital fotoğrafla birlikte teknik anlamda usta fotoğrafçının yıllar vererek elde ettiği gelişmeyi çağımızda fotoğrafçılar artık daha kısa sürede elde edebiliyorlar. Bilgini dolaşımı ve hızı bunda büyük etken. Teknik anlamdaki ustalık artık geçerliliğini kaybediyor, bunun yerine fikir ustalığı daha önemli hale gelmeye başlıyor. Hem teknik hem de fikirsel anlamda kişiler artık daha çabuk şöhret basamaklarını tırmanıyor, kalıcı olma yarışı günümüzde de devam ediyor. Popüler kültürün bu yarışı körüklediği bir gerçek. “Sahteliğin gerçeklik satışındaki başarısı sadece “sahte bilinçle” yürümez; umutsuzlukları, hayal kırıklıklarını ve tatminsizlikleri sürekli yenileyen ve sürekli umutlar, tatminler, hayaller vaat eden popüler sunumlar gereklidir. Bu da yeterli değildir: Başarı örnekleri verilmesi gerekir. Başarı örnekleri de popülerleşmişlerdir. (Red Kit’in direnen Düldül’ü kandırışı örneği – arada bir diş atanlar olmalı ki umutlar erişilir gibi görünsün. Havuç zaten kaybedilme olasılığı olan bir yem ve yemin maliyetinin birçok katı zaten çıkarılmış.)” (3)
“Bir müzisyenin “bu acaba tutar mı, popüler olur mu” diye kendini yırtması halkın ne istediğini bilme ve halka hizmet çabasından değildir. Popüler kültürde, tanımlayıcı güç halk (tüketici) görünür, fakat aslında tanımlayan üretim biçimi ve bu biçimin satışını yapan yayın reklamcılık endüstrileridir… Popüleri popüler yapan güç ekonomik ve ideolojik güçtür. Bu güç de, sermayenin emeğe bağımlılığı biçimini anımsatacak şekilde halka bağımlılığıdır.” (4)
Yöneten düşünceler
İçinde yaşadığımız bu kültürel atmosferin kimler tarafından oluşturulduğunu fark etmezsek, her şeyi doğal olarak görüp doğal seyrin devam ettiğini düşünürsek manipülasyona açık hale geliriz. Size söylenildiği gibi siz kendinizi; kendi kararlarını alabilen bir birey olarak görürsünüz ve aksini düşünmek istemezsiniz, yukarıdaki durumu kabul etmek, basit bir nesne olduğunuzu ve sürü içersinde olduğunuzu kabul etmek anlamına gelir. Bu durumdaki savunma refleksimiz gerçeği görmemize engel olur.
“Yöneten sınıfın düşünceleri her dönemde yöneten düşüncelerdir, yani toplumun maddi güçlerini yöneten sınıf aynı zamanda entellektüel güçlerini de yönetir. Maddi üretim güçlerini kendi elinde tutan sınıf aynı zamanda zihinsel (mental) üretimi de denetler, yani, bu sayede, genel olarak söylemek gerekirse, zihinsel üretim araçlarından yoksun olanların düşünceleri de tabi hale gelir.” (5)
Marx’ın bu açıklaması popüler kültür alanında belirleyici olan sınıfın mülk sahibi yöneten sınıflar olduğunu görmemize daha da yardımcı olur. Kültür endüstrisi tarafından üretilen ve ticari bir ilişki içerisinde medya aracılığıyla yayılan popüler kültür aynı zamanda mülk sahibi sınıfların tahakkümündedir. Çünkü kültür endüstrisini elinde bulunduran sınıf aynı zamanda onu şekillendirecek ideolojiyi de belirlemektedir. Dolaysıyla popüler kültür mülk sahiplerince şekillendirilmektedir.
Tüm fotoğraf alanları ticarete konu olmuş durumda
Fotoğrafta her şey ticarete dahil olmak durumunda bırakılmıştır. Çektiğiniz fotoğraflar, sokakta gördüğünüz insanlar, kültürler ve doğa ticarete konu olmak durumunda kalır. Sürekli daha fazla pixellerle piyasaya sürülen fotoğraf makinesi ve yardımcı ekipmanlarını almaktan fotoğraf kurslarına, fotoğraf gezilerinden fotoğraf sergilerine, fotoğraf galerilerinden fotoğraf yayıncılığına, reklam fotoğrafçılığından düğün fotoğrafçılığına, hobi fotoğrafçılığından sanat fotoğrafçılığına, savaş fotoğrafçılığından belgesel fotoğrafçılığına, fotoğraf yarışmalarından fotoğraf muhabirliğine kadar tüm fotoğraf alanları ticarete konu olmuş durumda, aynı çarkın dönmesine katkı sunmaktadır.
Popüler kültürde temel olan; bir materyalin satışı ve bu satışın büyük oranda medya ile yapılması, karın öncelikli amaçlar arasında olması, salt maddi bir satış değil aynı zamanda ideolojilerin de pazarlanmasıdır. İdeolojilerin satışı ve kullanılması üretim ilişkilerini meşrulaştırır. Bu amaçla tüketiciden malı tekrar tekrar ve mümkün olduğunca çok ve yoğun tüketmesi istenir. Fotoğraf alanındaki tüm aktivitelerin ve tüketimlerin egemen ideolojiyi yeniden ürettiğini ve onu daha da meşrulaştırdığını söylemek mümkün. Popüler kültür aynı zamanda sistemin yeniden üretilmesi için değerler üretir, var olan değerleri yeniden üretir. Sistemin devamlılığı için toplumda var olan egemen, konformist ve muhafazakar yargılar popüler kültür aracılığıyla yeniden üretilir. Popüler kültür satışını yaptığı bu değerlerle kapitalist sistemin yeniden üretiminin koşullarını hazırlamaktadır.

Kes-Yapıştır ya da Pop-Art
Fotomontaj tekniği 1850’li yıllardan beri var olan bir durum. O yıllarda Oscar Rejlander bu tekniği resme benzeyen fotoğraflar yapmak için kullandı. 1910’lu yıllara gelindiğinde bir anti-sanat hareketi olan Dada, fotomontaj tekniğini yağlıboya resmin soyluluğuna karşı, sanat adına yeni bir şey üretmemek ve kendi söylemlerini dile getirmek adına kullandılar. Resme benzemek dertleri yoktu, aksine resmin yarattığı mekan algısını değiştirdiler, perspektifi kullanmadılar, propaganda içeriklerinin yanı sıra rastlantısal ve anlamsız olmaya da özen gösterdirler, hazır nesneyi sanat alanına getirdiler, sanat yapmanın yaratmanın ötesinde bir araya getirmenin önemine, sanatta fikrin önemine dikkat çektiler.
Fotomontaj tekniği Dadacı John Heartfiled ile birlikte anti-Nazi afişleriyle Almanya’da bir süre daha devam etti, Erwin Blumenfeld tarafından moda fotoğrafları için de kullanıldı. 2. Dünya Savaşı sonrası yıllarda, Richard Hamilton “Bugünün Evlerini Bu Denli Farklı, Bu Denli Cazip Kılan Nedir? adlı çalışması Pop-Art döneminin başlangıcı sayılır. 1950’li yılların popüler kültür öğelerine göndermeler içeren çalışma kendinden sonraki pop-art dönemine esin kaynağı olmuştur. Doğal hayatın değil de şehir hayatının içinde bulunan sanatçıların doğası artı şehirdi ve bu sanatçılar artık yaşadıkları büyük yığınların kültürüne ait şeylerle kitle kültürüne katkı sunacaklardı.
Pop-Art dönem
İngiltere’deki pop-art sisteme karşı daha eleştirel bir tavır alırken Amerika’da Andy Warhol’le anılan pop-art, kapitalist sistemle daha uyumlu olmasına rağmen onun açık eden bir içeriğe de sahipti. Pop-Art döneminin hazır nesne kullanımı Dadacıların kullandığı anlamda değildir, Dada hazır nesneyi kullanırken sanatın soyluğuna, eserin biricikliğine, aurasına, estetik güzelliğe ve sanat kurumuna karşı tutum alırken pop-art temsilcileri hazır nesneyi estetik güzellik adına sanat olma iddiasıyla kullandılar. Pop-Art dönemi ise popüler kültürün dünyada yaygınlaştığı bir anı işaret eder. Bu akım öncüsü sayılan Andy Warhol’un sanat tavrı ise popüler kültür ile kültür endüstrisi bağını ele veren en önemli örneklerden biridir. Warhol, çalışma mekanını ‘Fabrika’ kendisini de ‘Makine’ olarak isimlendirmiş, üretilen eserleri tıpkı fabrikadakiler gibi seri olarak çoğaltarak, endüstriyel bir ürün nasıl üretiliyorsa sanatsal bir ürünün de aynı şekilde üretildiğini açık etmiştir.
Campbell çorbaları, Coca-Cola şişesi, Edie Sedgwick, Marilyn Monroe çalışmaları buna örnek gösterilebilir. Campbell çorbaları fabrikada nasıl endüstriyel olarak üretiliyor ve marka oluyorsa, Marilyn Monroe da aynı şekilde üretilip marka bir isim haline geliyordu. Bu anlamda, Edie Sedgwick’in Marilyn Monroe’ya benzer yaşam öyküsünde Andy Warhol’ün payı tıpkı bir ‘Fabrika’ gibidir. Kültürler arası farklılığın silindiğine de işaret eden Warhol, ABD başkanının, Liz Taylor’ın ve sokaktaki bir serserinin bile aynı Coca-Cola’yı içtiğini söyleyerek Amerika’nın, varsılla yoksulun özünde aynı şeyleri tüketebilme geleneğini başlatmış olmasını övüyordu. Popüler kültürün sırrı da belki burada gizliydi; tek bir kültür yaratmak ya da bunun yanılsamasını sunmak.
Fotoğraf ve Hegemonya
Gramsci’ye göre kültür alanı karşıt sınıflar tarafından katıksız bir şekilde tek taraflı şekillendirilmemiştir. Kültür egemen sınıf tarafından farklı sınıf kültürlerinin birbiri içine girdiği işlevsel bir şekle sokulmuştur. Egemen sınıf hegemonyayı sağlamak için bağımlı sınıfın kültürünü yok etmeye değil aksine bağımlı sınıfın kültürüne ihtiyaç duyar. Bağımlı sınıfların kültürünü yok etmeye çalışmak egemen sınıfa daha pahalıya mal olup, direnişi doğurabileceği için burjuva kültüre, bağımlı sınıfların kültürü içersinde kendine yer bulmaya onlara eklemlenmeye çalışır. Kültürel alandaki bu hegemonya mücadelesi söz konusu bu eklemlenmeyle hegemonya ilişkisi içersinde sürdürülür. Burjuva kültürü karşıt sınıf olan proletarya kültürü içersine sızıp onu yönlendirdiği ölçüde ona egemen hale gelir ve ortaya çıkan sonuç ne tek başına burjuva kültürü ne de proletarya kültürüdür.
fotoğraf makinesinin kültürümüzdeki yerinin bir saz/bağlama gibi yerinin olmaması meselesine dönersek, bağlamanın sözlü kültürdeki kullanılış biçimi gibi fotoğraf makinesi de aynı şekilde kullanılabilir mi? Geçmiş yıllarda bağlamanın halk tarafından duygu ve düşünceyi ifade aracı olarak kullanılması, eserlerin ise anonimleşerek insanlara yayılması, bağlamanın bir enstrüman olarak yapımından eserin icrasına ve paylaşımına kadar her şeyin halka ait olduğu bu yöntem fotoğrafa uygulanabilir mi? Geniş anlamda, ticarete konu olmayan bir sanat yaklaşımın günümüzde hayat bulması eskiye oranla çok daha zor olabilir fakat etik açıdan, bu durumun yaratılması artık bir zorunluluk.

Popüler kültüre katılma durumu
İnsanlar fotoğraf makinesini bir iletişim aracı, duygu ve düşüncelerini ifade etmede yararlandıkları bir araç, olan biteni anlama, farklı görme biçimi olarak benimser ve fotoğrafı popüler kültürün dayatmasından uzak bir şekilde ele alırlarsa, söz konusu eylemin gerçekleşmesi önündeki tek engel olarak, bu yönde bir kültürel birlikteliği oluşturabilmek kalır. Fotoğraf makinesi üretimini bağımsız bir şekilde gerçekleştirmek için henüz mümkün olmasa da, eserlerini ticari alana, reklama, şöhret dünyasına, sanat kurumuna dahil olmak için üretecekleri yerde sadece iletişim, anlama, anlamlandırma ve duygu-düşünce paylaşımı gibi daha mütevazı durumlar yaratmak için üretebilirler.
Fotoğraf makinesinin kullanımının okuma-yazma kadar yaygınlaşması durumunda insanların iletişimlerini görsel yoldan da yapabileceği bir ortam belirir ve bu demokratik ortam sanat kurumunun ortadan kalması için zemin hazırlayabilir. Okuma-yazmanın yaygın olması sanata kurumuna bağlı bir edebiyatı bitirmedi gerçi, bunun bitmesi ancak insanların ‘herkesin yaptığı popüler kültüre katılma’ durumundan vazgeçeceği bir kültürel ortamda gerçekleşebilir. Gramsci’nin bahsettiği bu hegemonya mücadelesi içersinde, bizler sürekli görüntüler üreten fotoğrafçılar durumundayız, fakat bu görüntülere anlam yüklemeyi ya da onlar aracılığıyla iletişim kurmayı büyük oranda beceremiyoruz.
İnsanların çektiklerine dair bir fikirleri yok
Herkesin elinde fotoğraf makinesi var, herkes fotoğraf çekiyor eleştirilerinin tuzağına kapılmamak gerekiyor burada; bu eleştirinin haklı noktası var, çünkü insanların çektiklerine dair bir fikirleri yok. Fakat herkesin yaşadıklarını, belleğini kayıt altına alma, görsel yoldan iletişim kurma, fikir ve duygularını görselleştirme hakkı var. Tabi kimse ikincisiyle ilgilenmiyor, orası ayrı. Oysa hegemonya mücadelesinde egemen olan güç görüntüler aracılığıyla da iktidarını bize dayatır, bizi yönlendirir, neyi nasıl çekeceğimizi yaygın araçlarıyla/kurumlarıyla şekillendirmeye çalışır. Buna karşı fotoğrafı popüler kültürün dışında tanımlamak durumundayız. Fotoğrafın, sanat eserinin aurasını zayıflatan tarzı, yaygınlığıyla sanatı demokratikleştirmede bir araç olması, hatta kes-yapıştır tekniğiyle bir araya getirmelerle artık sanatın herkes tarafından yapılabilir olmasına olanak sağlayan yanıyla karşı kültür yaratma anlamında önemli bir araçtır.
Bu aracı kültürel ve politik bir perspektifle bir karşı duruş için kullanabilir, sanatın hayat içinde eridiği, bir kurum olarak sanatın var olmadığı ortam için daha yararlı kullanabiliriz.
Kaynakça:
- Meral Özbek, Popüler Kültür ve Orhan Gencebay Arabeski, (Yedinci Basım, İletişim Yayınları, İstanbul, 2006), s. 81
- Nazife Güngör, Popüler Kültür ve İktidar, Der. Nazife Güngör, (Birinci Basım, Vadi Yayınları, Ankara, 1999), s. 25
- Güngör, a.g.e, s. 28
- Güngör, a.g.e, s. 33
- Serpil Sancar, İdeolojinin Serüveni, (İkinci Basım, İmge Yayınevi, Ankara, 2008), s. 15

Bize Ulaşın