Sanat eseri, izleyicisinin (belki de toplumun demek daha doğru olacak) bilinç ve bilinçaltını harekete geçirerek içerik ve biçim olarak sunduğunun anlamlandırılmasını talep eder. Bu tahrik edici ve kışkırtıcı bir durumdur. Fotoğrafçı da sunduğu fotoğraf karesinde yer alan öğelerle bunu yapmaya çalışacaktır. Dolayısıyla tahrik edilerek kışkırtılabilen izleyicinin eleştirici yanının ortaya çıkması da kaçınılmaz olacaktır.
Anlatılmak istenenin çokluğu ya da büyüklüğü hiçbir zaman fotoğrafta yer alan öğelerin çokluğu ile ilintili olmayacaktır. Çoğu kez fotoğrafta gösterilmeyenlerin zihindeki imgeleri fotoğrafı anlam olarak zenginleştirecektir. İşte bu fotoğraflar “minimal” olarak kendi yolunu açar.
Minimalizm 1950’li yılların sonunda başlamış gibi görünse de Leonardo DaVinci’nin “Simplicity is the ultimate sophistication – Sadelik, en üst düzey karmaşıklıktır” sözü, bir tarzın ya da sanat akımının adı konulmadan önce var olmadığı anlamına gelmediğinin göstergesidir. Sabahattin Eyüboğlu ise yeni resim olarak adlandırdığı minimalizm için şunu der: “Yeni resim gökyüzü kadar manasız ve boş, fakat gökyüzü kadar derin ve zengindir. Maviliği seven bir adamın yeni resmi sevmemesine imkân yoktur. Fakat maviliği sevebilmek meseledir.”

Uçağı kuyruğundan tutup uçuruverecek gibi duran kanata konmuş bu sevimli yaratık uçağın kapılarının kapanmasını mı bekliyor? Neden olmasın? Bana doğanın gücünün teknolojiye karşı duruşunu düşündürüyor. Biraz fantezi edebiyat (Fantasy literatüre) dalına girilirse güzel bir çocuk masalı yazmak da mümkün görünüyor.
Minimalizm kavramları
Çokça rastlanan uzun pozlama ile siyah beyaz yapılmış yıkık dökük iskele fotoğrafları ya da bir kayık her ne kadar minimal olarak ele alınsa da tekrarlar nedeniyle bir noktadan sonra artık kışkırtma eylemine yol açmayabilecektir.“Minimal fotoğrafın bir şey anlatmasına gerek yoktur” söylemi ile karşınıza bir duvarın çatlamış boyaları minimal bir görüntü olarak sunulması da benzer bir eylemsizliğe neden olabilecektir. Öyleyse minimal fotoğrafta temel olarak nelere dikkat edilmelidir?
· Basit geometrik formlar, kareler, dikdörtgenler, daireler ve bunların saf düz renklerle kullanımı
· Duygulara ve öznelliğe yer verilmemesi
· Gönderme ve metaforların olmaması
· Nesnelerin “kavram” algısı oluşturacak tarzda ele alınması
· Tekrarlanan şekiller. Burada dikkat edilmesi gereken bu şekillerin fotoğrafın “doku” öğesi olarak algılanmamasıdır.
· Geniş alanlarda tek ya da birkaç güçlü ve etkili renk. Genelde bu tarzın bir model ile kullanılması yaygındır.
· Geniş düzlükler (negatif hacim/alan). Gökyüzünde bir kuş, tarlada bir insan, sis içinde siluet bir ağaç gibi.
· Boşlukların somut algılanmasının sağlanması
· Detay olmayan ve belirsizlik içeren kompozisyonlar
· Kompozisyonda az sayıda nesne yer alması ve nesnelerin çok küçük yer kaplaması
Minimal fotoğraf için geçerli yukarıdaki maddeler sadece üçüncüsüne şerh koyarak kabul edilebilir. Ancak bunu yapmak da minimalizmin başını çeken Carl Andre, Sol LeWitt, Robert Morris, Donald Judd, Dan Flavin, Frank Stella, Daniel Buren ve Zaha Hadid grubunun öne sürdüğü “Ne görüyorsan odur – what you see is what you see” ön kabulüne (Eser toplumu kışkırtacak bir özelliğe sahip olamayacaksa) ters düşecektir. Düşsün varsın.
Belki de Frank Stella’nın minimalist resim için sorduğu iki soruyu fotoğrafa uyarlayarak sorabiliriz;
1. Nasıl bir mekân (kompozisyon)?
2. Nasıl bir metot?
İşte fotoğrafçı bu iki esası göz önünde bulundurarak görmeye çalışması gerekecektir. Bu iki soru fotoğrafçıyı “Biçim-İçerik” ilişkisini kurmaya yönlendirecektir. Terry Eagleton (İngiliz edebiyat eleştirmeni) tarafından “Biçim – İçerik” metinde birbirinin içinde var olan iki kavram olarak vurgulanır. Yani biri diğerinin öncülü ya da ardılı değildir. Fotoğraf için de aynısının geçerli olması kaçınılmazdır.
Görmek deyince, ağızlarda sakız olmuş “miiirim, bakmak başka bir şey görmek başka bir şey” ifadesi de minimal fotoğrafta değişime uğraması gerekmez mi; “Baktığında sadece ne gördüğünü değil, görünmeyeni gösterebilmeli ve düşündürebilmeli” fotoğrafçı.
Minimal Eleştiri
İzleyicinin kendi yetkinlikleri el verdiğince fotoğrafa eleştirel bakacağını ve yorumlayacağını biliyoruz. Bu eleştirel bakışın sorgulayıcı bir görme kültüründen geleceği, bilgi ve birçok sanat dalına ilgi gerektirdiği aşikardır. Tam da burada eleştirmenlerin (izleyicinin) göz ardı etmemesi gereken bir kavram olarak Terry Eagleton, “Marksizm ve Edebiyat Eleştirisi” eserinde Marksizmin temelinde yer alan “altyapı” ve üstyapı” tanımlarını yorumlarken lafı Marksist eleştiriye getirerek ideolojiyi işin içine (zaten hep vardır) sokar. Sanat ideolojiktir ve olmak zorundadır. Ancak sanat politize olmamalıdır.

Kharoon, ölü ruhları Acheron (Asi nehri) ırmağından geçirerek Hades’in ölüler ülkesine götürmek için para alır. Bu yüzden antik Yunan medeniyetlerinde ölülerin ağzına metelik konurmuş. Zenginliğin tavan yaptığı bir ülkenin bir şehrinde Kharoon’un sarı kayığı içindekilerin ölüler ülkesine gidiyor olmaları mümkün mü? Ancak öncelikle Hekate’nin yeraltı dünyasının kapısını açması gerekir… Kim bilir? Yoksa bu zenginliğe, şaşaalı bir hayata giden bir anti-Kharoon’un kayığı mı?… Buradan yola çıkarak bu sefer de mitolojik bir fantezi edebiyat anlatımı yapılamaz mı?
Yazar kitabında Pierre Macherey’den yaptığı alıntıyı “fotoğraf” kelimesini ekleyerek aşağıdaki gibi sunmak mümkündür; “bir yapıt ne söylediği kadar ne söylemediği bakımından da ideolojiyle bağlantılıdır. Bu, bir metnin/fotoğrafın anlamlı sessizlikleridir; (ideoloji) metnin/fotoğrafın boşluk ve eksikliklerinde bulunur ve ideojinin varlığı en kesin biçimde buralarda hissedilir. Eleştirmenin “konuşması” gereken sessizlikler bunlardır. Bir metin/fotoğraf bu boşluk ve sessizlikleri içerdiğinden ötürü daima tamamlanmamıştır.” der. “Ancak bu metnin/fotoğrafın eksik olduğu anlamına gelmez.”
Minimalizm fotoğrafta görünenden daima çok fazlasını (Less is More) gösterecektir. Saf renkler, yalın grafikler, minik ve belirginliği kaybolmaya yüz tutmuş nesneler, siluetler, her zaman fotoğrafın tamamlanmaya olan ihtiyacını vurgulayacaktır. Bu durum, eleştirmen ve sorgulayıcı toplumda her seferinde farklı okumalar nedeniyle farklı düşünceleri ve zihinsel imgeleri oluşturarak onu kışkırtmaya devam edecektir. Dolayısıyla, minimal fotoğrafın boşluklarının sessizliği aslında ortalığı ayağa kaldıran bir haykırıştır.
Son olarak başlıktaki soruya okuyucunun kendine göre bir cevap bulduğunu ya da aramayı sürdürdüğünü düşünerek bırakmak yerine “dilin kemiği yok ki” diyerek şöyle bir açıklamada bulunulabilir; Fotoğrafı izleyenin kültürüne, bilgisine, sosyal çevresine ve en önemlisi de diğer sanat dalları ile olan ilişkisinin ne kadar sıkı fıkı olduğuna ve daha başka ikincil değerlere bağlıdır. Her insanın baktığı şeylerde gördükleri doğrudan kendisi ile ilintilidir.

Bize Ulaşın