Kars
“Erken gitmen lazım” dedi. Otelin sorumlusu olarak her işe bakan genç adamın cevabı çok kısaydı. “erken” zaman göstergesi olarak herhalde metropollerin nefes nefese koşuşturmasına kıyasla kasabalarda, Anadolu’da; geç, bir gün önce, önümüzdeki günlerde, haftaya, öğleye doğru, hele bir akşam olsun gibi ve benzeri ifadelerle zamanın neresinde durduğumuzu gösteren ifadelerden biriydi. Belki de zamanın neresinde durduğumuzun önemsizliğini gösteren bir felsefi ifadeydi.
Ertesi sabah kahvaltıya erkenden (bana göre. Saat 5.30) indim. Masaya sıcak bazlama, kaymak ve bal koyarken kısık sesle “geç kalacaksın” dedi.
Kelime anlamı olarak “mal” nedir fikriniz var mı bilmiyorum. Sözlük anlamının bir tanesi de “büyükbaş hayvan” demektir. Günlük konuşmada “mal gibi bakmak” deyimi de buradan gelir. Belki de kökünde büyükbaş hayvanın köylü için önemli bir emtia olması nedeniyle “mal” denilmektedir. Etimolojik olarak baktığımızda kelimenin Arapça olduğunu görüyoruz. Başka da detaylı bilgiye erişemedim.
Bu yazıyı 9 Ocak 2020 Perşembe günü usta fotoğrafçı A. Kadir Ekinci’nin Türkan Saylan Kültür Merkezinde açtığı “Mal Meydanı” fotoğraf sergisini gezip kendisi ile sohbet ettikten sonra kaleme aldım.
Özellikle doğuda olmak üzere birçok ilimizde büyükbaş hayvanların alım satım yapıldığı meydanlardır “mal Meydanları”. İlginç görüntüler ve konuşmalar sahnelenir. En önemli – bana göre birincisi- olanı Kars’ta haftanın her günü kurulur. Kadir Ekinci doğduğu ve büyüdüğü toprakların artık ritüel olmuş etkinliğini çok güzel fotoğraflarla sunmuş ve kitap haline getirmiştir.
Bundan sonrası benim hikâyem

Benim yolum Eylül’ün güzel ve soğuk bir sabahında (10 Eylül 2018) Kars’ın mal meydanına dört saatliğine düştü. Aslında düşürmem için şartları ayarlamıştım. Ardahan rahvan at yarışını fotoğraflamak için gittiğim seyahat dönüşüydü. Uçak kalkışına saatler varken sabahın altısında ben mal meydanına dikilmiştim. Saat 10 a kadar vaktim vardı…
Mal meydanı Ardahan karayolu üzerinde otogara gelmeden sol tarafta konuşlanmıştır. Sabahın erken (!) saatinde bile arabayı park edecek yer bulmak zordur. Tam bir keşmekeş. Önce anlamaya çalıştım. Hiç bu kadar malı daha önce bir arada görmemiştim. Yer yer çamurlaşmış zeminde biz ve mallar iç içeydik.

Malları yara yara derinlemesine yürümeye başladım. Sonra yüksekçe bir yere çıktım. Burası meydanın arkasında yer alan tepeye sınır olan duvardı. Bütün meydan görüş alanıma giriyordu. Kısa bir süre ne yapabileceğimi görmeye çalıştım ve akabinde duvardan atlayıp malların arasına daldım. Kendime “fotoğraf çekmeye odaklan zamanın az” telkiniyle dolaşmaya başladım. Her şeye rağmen boynunda iki fotoğraf makinası olan birisi “gazeteci” olarak algılanmaktan nasibini alıyor. Her halde gazeteci olmadığı defalarca anlatmam toplamda bir saate yakın zamanımı almıştır. Bu durumda bile anlatılan dertleri dinledim. Yani dinlettirdiler.

Soğuk bir Kars sabahında güneş ışıklarını fotoğraf için yolluyordu…
Bir ak sakallı yaşlı dinç bir amca vardı. Herkes onun peşindeydi. Kolundan tutup alacakları malın yanına götürüp kontrol (muayene) etmesini istiyorlardı. Muayene sonrası uzun uzun anlatıyordu. Sonrasında ya alıcı satıcının elini kapıp pazarlığa girişiyorlardı ya da arkalarını dönüp gidiyorlardı. Ancak sonuçlanmayan, satışa dönmeyen muayenelerden sonra hiçbir satıcı bu ak sakallı amcaya terslik yapmıyordu. Kendisi yukarıdaki fotoğrafta ortada yer alıyor.
Kadir Ekinci bu çalışmaya bir çift cizlavetin (gizlaved, İsveç kökenli bir kelimedir ve lastik ayakkabı anlamındadır) sebep olduğunu sergi açılışında anlattı. Babası mal meydanı dönüşlerinde küçük Kadir’e yeni beyaz ya da kırmızı cizlavet getirirmiş. Bunlardan bir çifti (beyaz) sergide sunuluyordu. Kız kardeşlerine ve annesine de entari, kumaş gibi şeyler.

Yazıyla sunacağım fotoğrafları seçtikten sonra siyah beyaza gerekli gördüğüm aydınlık oda işlerini de yapıp izlediğimde “tamamdır” diyemedim. Eksik bir şeyler var. Fotoğraflar gereğinden fazla sayısal. Mal meydanına uymadı. İçimden “keşke film çekebilseydim” diye geçirdim. Kul sıkışmayınca Hızır yetişmezmiş misali aklıma Google’ın bir zamanlar duyurduğu ve PhotoShop’a entegre olan “Nik Collection” filtre uygulaması aklıma geldi. Daha önce yaptığım tüm ayarlardan vazgeçtim. Nik Collection’ı açtım. “Silver Effect Pro” seçeneğinde direkt siyah beyaza çevirip her türlü işlemi yapabiliyorsunuz. Yapmadım. Yine kendime bir soru geldi; bu çekimde hangi filmi kullanmak isterdim? Kodak Tmax 100 Pro. Sağ kolonda film seçeneğini açtım ve “Kodak Tmax 100 Pro” yu işaretleyip bilgisayarın gerekli ayarlamalarını yapmasını bekledim. Sonuca “tamam” dedim, “Şimdi daha iyi”.

Kadir Ekinci’nin on yıllık bir sürede ortaya çıkardığı özenle seçilmiş sergi fotoğraflarını gitmeden önce izleseydim ne olurdu? Fotoğraf çeker miydim? Kadir Ekinci tarzı kompozisyonlar mı arardım? Bilmiyorum…

Bize Ulaşın