Fotoğraf Makinesine Dönüşen Camera Obscura-I

/

M.Ö. 470 yıllarında Çinli filozof Mozi ile görüntünün karanlık odaya aktarılması serüveni başlamadan yaklaşık 300 yıl önce, eski Mısırlılar ve Mezopotamyalılar tarafından fiziğin bir dalı olarak Optik konusunda araştırma ve gelişmeler başlamıştı. Görüntü oluşumu süreçlerinin incelenmesi Yunan, Hint ve Müslüman filozoflar tarafından çeşitli ışık ve görme teorileri geliştirilerek devam etti. 11. yüzyılın başlarında, İbn-i El Haytham, yansıma ve kırılmayı araştırdığı Optik Kitabını yazdı, gözlem ve deneye dayanarak, vizyon ve ışığı açıklamak için yeni bir teori önerdi. Dikey ışınların eğik ışınlardan daha güçlü olduğunu savunuyordu. Işığın bir nesneden göze yansıdığını, düz çizgiler halinde hareket ettiğini belirtiyor, yansıma ve kırılmaları göstermek için mercekleri, aynaları kullandığı deneylerini anlatıyor ‘camera obscura’ fikrini dile getiriyordu.

Nimrud Merceği

Bilinen en eski mercekler, genellikle kuvars olan cilalı kristallerden yapılmıştı. Bir örneği The British Museum’da sergilenen yaklaşık 3000 yıllık ‘Nimrud merceği’ (Layard da denir) Sir Austen Henry Layard tarafından Türkiye sınırına 200 km uzaklıkta olan Ninova harabelerinde bulunmuştu.

Okuma Taşı

Yunanlılar ve Romalılar mercek yapmak için cam küreleri suyla doldururlardı.1.Yüzyılda Roma yazarı ve filozof Pliny, İmparator Nero’nun gladyatörler arasındaki dövüşleri ‘smaragdi’ olarak anılan iç bükey bir zümrüt ile izlediğini yazar. 11 ve 13. Yüzyıllar arasında ‘okuma taşları’ icat edildi bunlar cam kürenin yarıdan kesilmesi ile yapılan ilkel, bir yüzü düz diğeri dış bükey lenslerdir. Bugün kullandığımız gözlükler, yüksek orta çağ döneminde, 13. yüzyılın ikinci yarısında Kuzey İtalya’da, okuma taşları geliştirilerek icat edildi. Rönesans ile beraber sanatçılar, görüntüleri bir yüzeyden diğerine aktarmak için çok çeşitli teknikler kullandılar. Bazı teknikler sanatçıların doğrudan kopyalarını yapmalarını sağlarken, diğerleri tasarımları yeni bir ölçekte kopyalamalarına yardımcı oldu.1525 yılında Albrecht Dürer, bir dizi çizim çerçevesi ve perspektif makinelerinin bir gösterimini içeren ölçüm üzerine bir tez yayınladı.

Uzanmış Bir Kadının Perspektif Çizimini Yapan Ressam – Albrecht Dürer

Mercek kullanımı ve sanatçılara etkisi

Aynı yüzyılda İtalyan hekim Girolamo Cardano 1550 yılında yazdığı ‘De Subtilitate Libri’ adlı kitabında, Giovanni Battista Della Porta ise 1558 yılında yazdığı kitabı ‘Magiae Naturalis’ de, Daniele Barbaro 1568 ‘La pratica della perspettivaadlı kitabında(sayfa 193 ve 19) camera obscuraya uygun açılarda mercek yerleştirmekten bahsediyordu. Bu yöntemde iğne deliği yerine daha büyük çapta bir deliğe mercek takmak suretiyle, yüzey üzerinde daha keskin bir odaklanma ile elde edilen görüntünün daha parlak, daha net, daha keskin olmasını sağlamıştı. Bu aşamadan sonra camera obscura sanatçılar tarafından da kullanılmaya başlanacaktı.

La pratica della perspettiva

16.,17. ve 18. Yüzyılda merceklerin gelişimi farklı bilim dallarında da devam etti. Bu yöntemde, gözlüklerden, yeni icad edilen mikroskop (1595) ve teleskopa (1608) kadar birçok alanda kullanıldı ve geliştirildi. 1680 de Robert Hooke koni şeklindeki bir camera obscuraya dış bükey bir mercek yerleştirdi. Üstelik bu mercek sabit değil hareketliydi. Hooke bunu yaparken daha büyük veya küçük resim elde etmeyi, genişleme ve büzülmeyi de göstermek istiyordu. Bu şekilde göz bebeğini de taklit etmiş oldu. (Robert Hooke’un ölümünden sonraki eserleri)

Anatomik dersler için Camera Obscura

19. Yüzyıldaki kameraya en yakın çalışmalar yapan filozof, mucit ve yazar rahip Johann Zahn oldu. 1685 yılında yayınladığı ‘Oculus Artificialis Teledioptricus Sive Telescopium‘ (Uzun mesafe Yapay göz veya teleskop) (sayfa 207 ve 203)  kitabında hem camera obscura hem de sihirli fenerin birçok tanımını ve resmini buluyoruz. Zahn feneri anatomik dersler için kullandı, teleskop ve scioptric top kullanarak güneş gözlemleri için atölye camera obscurasını resmetti, görüntüyü dikmek, büyütmek ve odaklamak için ayna ve merceklerin kullanımını gösterdi. Zahn ayrıca 45 derecelik aynayı kullanarak çizim için birkaç portatif kamera takozu tasarladı ve istenmeyen ışığı engellemek için yan kapaklar kullandı. Çizimlerinde büyüklüğü ve makaralı tekerlekleri sayesinde de odadan odaya kolayca taşınabilir hale geldiğini göstermektedir.

Zahn’ın Camera Obscurası

1704’te İngiliz bilim adamı, matematikçi doğa filozofu Newton, ‘Opticks’i yayınladı ve tek bir dışbükey mercek kullanarak camera obscura teorisini açıklamaya devam etti. Ayrıca prizmalar ile yapılan optik deneyleri için camera obscurayı kullandı. Camera obscura 18. yüzyılda ve 19. yüzyılın ilk yarısında, bilim adamları tarafından değil, sanatçılar tarafından sahiplenildi. Çizim, eskiz ve boyama için kullanılması teşvik edildi. Caneletto ve Vermeer gibi ustalar genellikle camera obscura kullandı ve bundan dolayı hala devam eden tartışmalar ortaya çıktı.

500 yıllık polemik

İngiliz sanatçı ve sanat tarihçisi David Hockney 2006’da yayınladığı ‘ Secret Knowledge: Rediscovering the Lost Techniques of the Old Masters’ (Gizli Bilgi: Eski Ustaların Kayıp Tekniklerini Yeniden Keşfetmek) kitabında Caravaggio, Velázquez, Da Vinci ve diğer hiperrealistler gibi sanatçıların, başyapıtlarını oluşturmak için ‘optik ve mercek’ lerden (camera obscura) yardım alarak eserlerini oluşturduklarından bahsediyor, basında verdiği bazı röportajlarında eski ustaların hile yaptığını söylemediğini sonuçta “Optik cihazlar kesinlikle resimleri boyamaz , bu onların usta sanatçı olmadıkları anlamına gelmez.” Derken devam ediyordu :

Vermeer, masa örtüsü kıvrımlarındaki karmaşık desenleri yakalamak için bir mercek kullandı mı? Ya da Caravaggio, bir kıvrımı yeniden oluşturmak için?

Rembrandt bile Hockney’in sorularına maruz kaldı;

Kendisine ait unutulmaz portrelerini yaratırken bir mercekten bakıyor olamazdı.

San Gerolamo / Caravaggio

Cevap gecikmedi;

Susan Sontag, çıldırmış olduğunu düşündüğü Hockney’in teorisinin Eski Ustaları küçümsemediği yönündeki açıklamalarıyla alay etti;

“David Hockney’in tezi doğruysa, bu tarihin tüm âşıklarının viagra kullandığını öğrenmek gibi bir şey.”

(Chicago Tribune,  Los Angeles Times)

Camera Lucida

Tam da konu ressamlara ve çizime gelmişken ‘camera lucida’ ya kısaca değinmek gerekir. 1600’lerde bir çok bilim insanı camera obscura için merceklerle farklı uygulamalarını geliştirirken, Kepler’in Dioptrice’te tarif ettiği  farklı bir mercek uyguladığı aleti benzer bir tarif ile 1807’de William Hyde Wollaston ‘camera lucida’ olarak adlandıracak ve patentini alacaktı.

Günümüzde de çok olmasa da hala kullanıldığını, yeni modellerinin de üretildiğini söyleyebiliriz. Bir kaç örneği olmasına karşın bilgi için buraya bir bağlantı bırakıyorum.

1800’lerde Charles Chevalier’in Paris optik firması, fotoğrafçılık deneyleri için hem Niépce hem de Daguerre için lensler üretti. 1812’de Wollaston, önündeki bir diyafram tutucu ile içbükey tarafı dışa bakacak şekilde monte ederek “camera obscura”dan yansıtılan görüntüyü iyileştirmek için “menisküs” lensi geliştirdi ve lensi geniş bir alandan keskin bir görüntü alabilecek hale getirdi. 1828’de Niepce “Wollaston Meniscus” mercek kullanıyordu. Daguerre’de bu merceği denedi ancak maviye duyarlı ortamda odaklanma sorunu yaşayınca vazgeçti. Chevalier 1829’da Daguerre’nin deneylerinde renk sapmasını azaltmak için akromatik bir mercek (taç camı ve çakmaktaşı camdan yapılmış iki elementli bir mercek) yarattı. Bu tasarım, diğer lens üreticileri tarafından da kullanıldı. Bu lens “Fransız manzara merceği” veya kısaca “manzara merceği” olarak anılır.

İlk portre lensi

1840 yılında, f / 3.6’da ilk geniş diyaframlı portre lensi olan, önden yapıştırılmış bir akromattan ve arka hava aralıklı akromattan oluşan dört bileşenli bir lens olan “Petzval Portrait” (modern Avusturya) Viyana’da Peter Wilhelm Friedrich von Voigtländer  tarafından sağlanan teknik tavsiyelerle Alman-Macar matematik profesörü Joseph Petzval tarafından geliştirilmiştir. Bir ila iki dakikalık gölgeli dış mekan dagerreyotipi pozları için uygundu. 1850’lerde geliştirilen daha hızlı olan kolodyon (ıslak plaka) süreci ile, bu lensle donatılmış bir kamera bir ila iki dakikalık iç mekan portreleri çekebiliyordu.

İlk başarılı geniş açılı lens 1862’nin Harrison & Schnitzer Globe’u (ABD) idi, ancak f / 16 maksimum diyafram açıklığına (f / 30 daha gerçekçi) sahipti. Lensin maksimum 92 ° görüş alanı vardı, ancak 80 ° daha gerçekçi idi. Charles Harrison ve Joseph Schnitzer’s Globe simetrik dört elementli bir formüle sahipti. Globe’un simetrik formülü, Dallmeyer Rapid-Rectilinear (İngiltere) ve Steinheil Aplanat‘ın (modern Almanya) tasarımını doğrudan etkiledi. Tesadüf eseri, John Dallmeyer’in Rapid-Rectilinear ve Adolph Steinheil’in Aplanat’ının hemen hemen aynı simetrik dört elementli formülleri vardı, bunlar neredeyse aynı anda 1866’da gerçekleşti ve bunların tümü küresel ve alan eğriliği dışında çoğu optik sapmayı f / 8’e düzeltti

Fotoğraf makinesine doğru kimyanın etkisi

Gümüş nitrat önemli bir gümüş tuzudur. Renksiz ağır kristaller teşkil eder, antibakteriyel özelliği vardır. Bu özelliğinden dolayı siğil tedavisinde sıkça kullanılır. Ayrıca deriyi ve organik maddeleri karartmada tercih edilir. Deriyi kararttığından dolayı cehennem taşı ismini almıştır. Bu özelliği ilk defa 13. yüzyılda nitrik asidin gümüşü çözerek altın ve gümüşü ayırma yeteneğini belgeleyen Albertus Magnus, elde edilen gümüş nitrat çözeltisinin cildi karartabileceğini belirtmişti. Gümüş nitrat ve gümüş tuzları ile yapılan deneyler, fotoğrafik sürecin icadına doğru önemli bir adımdı. Angelo Sala 1614 yılında yayınladığı bir kitapçıkta “toz gümüş-nitratın güneş tarafından karartıldığından” bahsetmiş fakat bilim adamları güneşin toz gümüş nitrat üzerindeki etkisi keşfinin “pratik bir uygulaması” olmadığını söyleyerek desteklemediler. Bu yöntemde Robert Boyle ve Wilhelm Homberg tarafından yapılan deneylerde de gümüş nitratın güneşin etkisiyle karardığı açıklanamadı.

Güneş ışığının gümüş nitratı kararttığı deneyler 1717 yılında Johann Heinrich Schulze tarafından yapıldı. İçinde bir miktar gümüşün çözündüğü bir tebeşir ve nitrik asitin olduğu bulamacın güneş ışığıyla koyulaştığını ve ışıkla karardığını göstermek için, karışımla dolu bir şişeye kelime kalıpları hazırladı ve doğrudan güneş ışığına koydu. Bu da içeriğin yüzeyinde gölgede kalan karakterlerde metnin kopyalarını üretti. Birçok Alman kaynağı Schulze’yi fotoğrafçılığın mucidi olarak kabul eder.

Havadaki oksijen

Kimya alanındaki önemli keşiflerden biri de Carl Wilhelm Scheele‘nin “Hava ve Ateşte Kimyasal Gözlemler ve Deneyler” (Uppsala ve Leipzig, M. Swederus 1777) adlı eserinde tanımladığı havadaki oksijenin keşfiydi. Havadaki oksijenin keşfi fotoğraf tarihi için çok önemliydi. Scheele, gümüş klorür ve sıvı amonyak çözeltisi ile spektral renklerin gümüş klorür üzerindeki çeşitli etkileri arasındaki reaksiyonu açıkladı. Onun buluşu, yüzey üzerinde kalıcı görüntü elde etme yönündeki araştırmalara yön vermiştir

Sonrasında birçok bilim insanı ışık tayfı içerisindeki renklerden farklı maddelere kadar ışığa etkisini araştırdı, ancak 1819 yılında kimyager ve matematikçi Sir John Frederick William Herschel yüzey üzerinde görüntüyü elde edebilmek için gerekli madde olan sodyum hiposülfit maddesini buldu. Günümüzde hala kullanılan bu madde sayesinde görüntüyü sabitlemek mümkün olmuştur.1839 da Herschel fotoğraf terimini kullanarak negatif ve pozitif terimlerini de uygulayan ilk kişi olmuştur.

Fotoğrafla ilgili ilk deneylerinin tarihi bilinmemekle beraber, 1790-1791 yıllarında yazılmış mektuplara istinaden pratik detaylar üzerinde dolaylı olarak tavsiyelerde bulunulduğu görülüyor. 20. Yüzyıla kadar kullanılan fotokopi makinesinin patent sahibi olan James Watt, Josiah Wedgwood‘a şöyle yazdı:

Sevgili Efendim, gümüş resimler ile ilgili talimatlarınız için teşekkür ederim, evde olduğumda bazı deneyler yapacağım.

Porselen üreticisi Josiah Wedgwood 64 yaşında öldüğünde, mirasını oğlu Thomas Wedgwood devraldı ve hayatının çoğunu ressamlar, şairler ve heykeltraşlarla geçirdi. Wedgwood, kağıt ve deri gibi malzemeler üzerinde ışığa duyarlı kimyasallar kullanarak, ilk olarak bir camera obscurada oluşan görüntüyü fotoğraflamaya çalıştığı bilinen ilk kişidir. Muhtemelen öğretmeni Alexander Chisholm ve Lunar Society üyelerinden gelen kimya konusunda tavsiyelere de uyarak yaptığı birçok deneyinde Wedgwood, gümüş nitratla kaplı kağıt ve beyaz deri kullandı. Derinin ışığa daha duyarlı olduğu kanıtlandı. T.Wedgewood, deri de dahil olmak üzere birçok farklı bazda gümüş nitrat kullanarak yaprakların ve böceklerin görüntülerini oluşturmayı denedi.

Güneş Resimleri

Wedgwood, Bristol’deki Pnömatik Kliniğinde Humphry Davy adlı genç bir kimyagerle tanıştığında, rahatsızlıkları için tedavi görüyordu. Davy ve Wedgwood ‘Güneş Resimleri’ adını verdikleri bu çalışmalara devam ettiler. Davy, Londra’daki Journal of the Royal Institution Dergisi’nde (1802) yayınlanması için arkadaşının çalışmalarını şöyle yazdı:

Humphrey Davy’nin gözlemleriyle; Gümüş Nitrat Üzerine Işık aracılığı ile resimlerin cam üzerine kopyalanması ve profillerin oluşturulması metodu, T. Wedgwood tarafından icat edildi

Makale yayınlandı ve Wedgwood’un prosedürleri ve başarılarının yanı sıra Davy kendi varyasyonlarını da detaylandırdı. Wedgwood ve Davy’nin öncelikli hedefi, bir camera obscura ile ‘gerçek dünya sahnelerini’ yakalamaktı. Çeşitli nesnelerin görüntülerini yakalamayı başardılar ama bunun kalıcı olmasını sağlayamadıkları için bu girişimler başarısız oldu. Wedgwood, zayıflığı ve başarısızlığı nedeniyle deneylerini erken bırakmış olabilir. 1805 yılında 34 yaşında öldü. Davy de deneylere devam etmemiş gibi görünüyor. Bir iddiaya göre* Fransız baloncu, profesör ve mucit Jacques Charles‘ın, Wedgwood’dan önce ,(yaklaşık 1801) ışığa duyarlı kağıda negatif silüet fotoğraflarını çektiğine inanılıyor. Charles, 1823’te süreci belgelemeden öldü, fakat iddiaya göre Louvre’daki derslerinde bunu gösterdi.

* Görüntüleri kimyasal maddelerle sabitleme fikrinin Charles’a ait olduğunu François Arago yazdığı için.

Devam edecek…

Kaynaklar :

1966 yılında Düzce’de doğdu. Dokuz Eylül Üniversitesinde sınıf öğretmenliği okudu sonrasında Anadolu Üniversitesi İktisat bölümünden mezun oldu. Halen ikinci üniversite kapsamında Felsefe bölümünde öğrenimine devam ediyor. Küçük ev aletleri sektöründe yönetici olarak çalışmaktadır.
Fotoğraf çekmeye üniversite döneminde okul masraflarını çıkarmak için başladı. Amatör olarak devam eden fotoğraf tutkusuna dijitalin yanı sıra halen dia film ile de fotoğraf çekerek devam ediyor. Bireysel olarak Anadolu’daki antik kentlerin ve tarihi bölgelerin fotoğrafını çekiyor. 2015 yılında üye olduğu İFSAK’ta eğitim biriminde ve çeşitli proje gruplarında görev almaktadır. Aynı zamanda 2017-2019 döneminde yönetim kurulunda Kütüphane ve Arşiv Birimi Koordinatörü olarak görev almıştır. 2019- 2021 döneminde yönetim kurulundaki görevine Yayın Birimi Koordinatörü olarak devam etmektedir.

Yorum Sayıları: 2

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf