Sinema Üzerine

/

Gerçeklik nedir? Bir kameranın önünde gerçekleşen olayları kaydettiğimizde gerçeği mi kaydetmiş oluruz, yoksa onu başka bir şeye mi dönüştürürüz? Görüntü, gerçekliğin bir kanıtı mıdır, yoksa gerçekliğe ilişkin yeni bir algı mı yaratır?

Sinema üzerine düşünürken bu sorularla sık sık karşılaşıyorum. Çünkü benim için sinemanın en ilgi çekici yanlarından biri, gerçek olanla gerçek olduğuna inandığımız şey arasındaki sınırları belirsizleştirebilmesi.

İlk filmim Film’i üç sayfalık bir senaryodan yola çıkarak, uzun provalar ve karakter çalışmaları sonrasında doğaçlama yöntemiyle çektim. Filmi izleyen pek çok kişi karşısında kurmaca bir anlatı değil, gerçekten yaşanmış olayların kaydını gördüğünü düşündü. Hatta görüntülerin sonradan bulunmuş gerçek kayıtlardan oluştuğunu sananlar oldu. Bu tepkiler benim için ilginçti. Çünkü ortada sinema aracılığıyla oluşturulmuş bir gerçeklik vardı ve seyirci bunu hayatın kendisi olarak kabul edebiliyordu. Bu durum, görüntünün gerçeklikle kurduğu ilişki üzerine daha fazla düşünmeme neden oldu.

Lavinya’da doğaçlamayla kurduğum ilişkiyi bir adım daha ileri taşıdım. Bu kez yalnızca geleneksel senaryoyu değil, uzun provaları ve önceden yapılan karakter çalışmalarını da bir kenara bıraktım. Hikâyenin ve karakterlerin, çekim sürecinin kendi koşulları içinde gelişmesine izin verdim. Önceden belirlenmiş bir anlatıyı gerçekleştirmek yerine, anlatının oluşum sürecini de filmin yaratıcı bir parçası olarak görmeye çalıştım.

Senaryosunu yazdığım Kanunsuzlar’da kara mizahın olanaklarıyla ilgilendim. Kumpas’ta ise daha farklı bir dramatik yapı içinde suçluluk, iktidar ve manipülasyon ilişkilerini araştırdım. Bu çalışmaların birbirinden farklı anlatım biçimlerine sahip olması benim için önemli. Sinemada sürekli tekrarladığım, güvenli bulduğum bir yönteme bağlı kalmak istemiyorum. Her yeni film, başka bir anlatım olanağını araştırmak için bir fırsat.

Bu arayış doğal olarak belirli riskleri de beraberinde getiriyor. Ancak yaratıcı bir sürecin bütün sonuçlarının önceden hesaplanabileceğine inanmıyorum. Bazen alışılmış bir anlatım biçiminin dışına çıkmak, bazen senaryodan vazgeçmek, bazen de daha önce kullanmadığım bir dramatik yapıyla çalışmak, benim için sinemanın sunduğu olanakları araştırmanın yolları.

Bu nedenle bağımsızlığı yalnızca filmlerin finansman ve üretim koşullarıyla ilişkilendirmiyorum. Benim için bağımsızlık, her şeyden önce yaratıcı kararları hangi ölçütlere göre verdiğimle ilgili.

Bir filmin ne kadar izleneceği, ne kadar satılabileceği veya hangi festivallerin ilgisini çekebileceği, onu yapma kararımın belirleyici unsurları olmadı. Ne ticari sinemanın beklentilerine ne de festivallerin tercih edebileceği anlatım kalıplarına göre film üretmeyi benimsedim. Elbette filmlerin seyirciye ulaşması, gösterilmesi ve tartışılması önemli. Ancak bütün bunların, henüz yaratım sürecinin başında bir filmin nasıl olması gerektiğini belirlemesini istemiyorum.

Bir filmi değerli kılan şeyin önceden tanımlanmış başarı ölçütleriyle sınırlanamayacağını düşünüyorum. Kendi adıma, bir anlatının hangi biçimi alması gerektiğine karar verirken sezgilerime, merakıma ve üzerinde çalıştığım meselenin gerektirdiklerine güveniyorum.

Sinemayı benim için canlı tutan da bu arayış. Gerçeklikle görüntü arasındaki ilişkiyi, anlatının sınırlarını ve bir filmin nasıl var olabileceğini her defasında yeniden sorgulamak.

Belki de bu yüzden sinemayı, gerçeği olduğu gibi gösteren bir araçtan çok, gerçeklik üzerine düşünmenin ve onu yeniden keşfetmenin yollarından biri olarak görüyorum.

 

KEREM TOPUZ

Kerem Topuz, yönetmen, senarist, yapımcı, yazar ve görsel sanatçıdır. Sinema çalışmalarında doğaçlama, oyuncunun yaratıcı özgürlüğü, görüntünün gerçeklikle ilişkisi ve geleneksel anlatının sınırları üzerine yoğunlaşmaktadır. Film (2011) ve Lavinya (2018) farklı doğaçlama yöntemleriyle ürettiği uzun metraj çalışmaları arasındadır. Kumpas (2025) filmiyle suç, iktidar ve manipülasyon temalarını ele almıştır. Doğaçlama Film Çekmek kitabının yazarıdır. Sinema üretiminin yanı sıra görsel sanat ve video alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir.

 

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Filmlere Dair

Sarı Zarflar Üstüne

Hangimiz bir sarı zarfla karşılaşmadık ki! Kimimiz türkü söyledik, Kimimiz gözaltına alındık. İlle de sarı zarflar…

O Da Bir Şey Mi Hakkında

Pelin Esmer, “Oyun” ve “Kraliçe Lear “belgeselleriyle dikkatimi çekmişti. Mersin’in Aslanköy’de yaşayan bir grup cesaret sahibi…

Anna Karenina Ölmedi

“Bütün mutlu evlilikler birbirine benzer (oscarlı oyuncu değillerse) oysa mutsuz evliliklerin farklılıkları vardır.”   Tolstoy’un “Anna…

Fight Club (Dövüş Kulübü)

Absürt Bir Kapitalizm Eleştirisine Bulanmış Kişilik Buhranı Kapitalizm, tüketim toplumu, sistemin içine hapsolmuş, sıradanlaşmış insanın varoluşsal…

Benim Kararım

Aniden Filmi Üzerine Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu’ndan https://www.instagram.com/berna_kuleli1  Berna Kuleli  tarafından hazırlanmıştır. .…

Festivalin Ardından

31. İFSAK Kısa Film Festivali 16 Mart’ta sona erdi. Festival kapsamında Uluslararası bölümde festivalin Genel Koordinatörü Sinan…