İlk bölümde, fotoğraf üretiminde tutarlı ve etkili sonuçlar alabilmenin ancak bilinçli bir çalışma sistematiğiyle mümkün olabileceğini vurgulamıştık. Bu sistematiğin önemli ayaklarından biri de, aynı konuya farklı planlardan yaklaşarak görsel anlatımı zenginleştirmekti. Genel, orta ve detay planlarla çalışmak; yalnızca sahneyi göstermek değil, izleyiciyi fotoğrafın içine adım adım davet eden bir görsel akış kurmak anlamına gelir.
Bu ikinci bölümde ise bu yaklaşımı biraz daha genişleterek, fotoğrafçının konu ile kurduğu mesafenin anlatı üzerindeki etkisine odaklanacağız. Aynı sahnenin farklı mesafelerden nasıl bambaşka anlamlar üretebildiğini, kadraj içine giren ya da bilinçli olarak dışarıda bırakılan unsurların fotoğrafın dilini nasıl dönüştürdüğünü ele alacağız. Ön plan, ana konu ve arka plan ilişkisi; yalnızca kompozisyonu değil, fotoğrafın derinliğini ve okunabilirliğini de doğrudan etkiler.
Farklı mesafelerden ve katmanlı bir bakışla çalışmak, fotoğrafçının çevresiyle kurduğu görsel diyaloğu güçlendirir. Bu bölüm, kadrajı yalnızca bir çerçeve değil, bilinçli bir anlatı alanı olarak kullanabilmenin ipuçlarını paylaşmayı amaçlıyor.

Farklı konumlardan çalışmak…
Tüm fotoğraf çalışmalarında derinlikli, etkili bir dil oluşturmak için fotoğrafçının konuyla arasına koyduğu mesafede çok önemlidir. Burada konuştuğumuz mesafe sadece fiziksel olarak çektiğiniz konuya ne kadar uzak ya da yakın olduğunuz değildir. Fotoğrafçının zihnen, kalben, ruhen konuya olan mesafesi de anlatım dilini etkileyen bir unsur olacaktır. Temel olarak fotoğraf çalışmalarını 3 farklı mesafeden, konumdan yapma şansımız bulunur:
1) Yakından çalışmak
Fotoğrafçının çalıştığı konuya yakın olduğu konumdur. Ancak daha önce de belirttiğim gibi bu konumu sadece bir insanın fotoğrafını çekerken aranıza koyduğunuz 50-60 cm’lik bir uzaklık gibi düşünmenizi istemem. O kişiyle kurduğunuz iletişim, ilişki biçimi, onun hayatını ya da durumunu ne kadar anladığınız, duygularını, düşüncelerini ne kadar paylaştığınız, kendinizi çektiğiniz o konuya ne kadar dahil hissettiğiniz asıl düşünmemiz gereken konumdur.
Elbette herhangi bir konunun fotoğrafını çekmek için bir duyguya sahip olmamız gerekir. Eğer profesyonel bir reklam-tanıtım çekiminden söz etmiyorsak, nötr olduğumuz bir konunun fotoğrafını çekmeyiz. Hoşumuza giden, dikkatimizi çeken, bizi rahatsız eden bir konu, durum ya da ortam olması gerekir ki fotoğraf makinemize başvuralım. Aksi halde o konuyu fark etmiyor dahi olabiliriz. Ancak konuyla kurduğumuz bu duygusal bağ bizim fotoğrafını çektiğimiz konuyu dürüst ve içten bir şekilde anlatmamızı engellememelidir.

Birçok fotoğrafçının temelde düştüğü hatalardan biri budur. Gezip dolaştığı sokaklarda, muhitlerde çocuklarla, esnafla, pencere ya da kapı önünde oturan teyzeyle, “Mahallemize hoş geldiniz” diyen amcayla kurulan sıcak ilişkiler bir anda etkili fotoğrafı oluşturacak tercihleri etkileyebiliyor. Sokakta top oynayan çocuklarla 2-3 paslaşmayla başlayan oyun küçük bir mahalle maçına kadar gidebiliyor ve eğlenceli dakikaların ardından iş fotoğraf çekmeye geldiğinde etkili fotoğrafa ulaşmak, 2 taşla kurulan kaleye gol atmaktan daha zor hale gelebiliyor.
Elbette yakından çalışmak izleyiciyi de konuya dahil edecek, ortamdaki duyguyu daha içerden hissetmeyi sağlayacak, anlamı oluşturacak detayları gösterecek bir konumdur.
Ancak tüm çekimlerin yakından yapılması da genel bilgiyi verecek kadrajlardan mahrum kalmayı getirecektir ki bu da bütünlüklü bir anlatımın oluşmasını engelleyecektir. Bu nedenle ikinci konum da önem kazanır…
2) Uzaktan çalışmak
İlk söylendiğinde konuyla aramıza bir mesafe bulunmasını hissettiren bu konum, fotoğrafçının aynı zamanda konuyla kurduğu duygusal ilişkinin de uzaklığını ifade eder. Kimi zaman yaptığımız çekimlerde hem fiziksel hem de duygusal olarak konudan uzak kalabilmeyi başarmalıyız. Bu cümlenin bizleri “Çektiğimiz fotoğraflar tarafsız olmalıdır” fikrine götürmemeli. Elbette her fotoğrafçının, her insanın karşılaştığı durumlar için ortaya koyacağı bir fikri, sözü olmalıdır ve fotoğraflarında da bu sözünü söylemelidir. Ancak konuyla kurduğumuz bağın anlatım dilimizi muhafazakâr veya antidemokratik olmasının da önüne geçmeliyiz. Bu nedenle gerektiği zaman konudan uzaklaşmak, ortamı ve olayları daha tarafsız bir gözle görme şansı da verecektir.

Ayrıca bu konumdan çekilecek fotoğraflar izleyicinin de konu hakkında genel bilgileri edinmesini sağlayacak, mekânı, konuya dahil olan kişileri, kısacası hikâyeyi etraflıca hissetme şansı da verecektir. Tüm çalışmaların uzaktan yapılması ise hem izleyiciyi hem de fotoğrafçıyı sürekli olarak konunun dışında tutacak, gördükleriyle bir bağ kurmasını engelleyecektir. Ayrıca konunun ögeleri mesafeden kaynaklı olarak küçük kalacak ve izleyicide beklenen etkiyi de yaratmayacaktır. (

Birçok fotoğraf gönüllüsü fotoğrafını çektiği konulara fiziksel olarak yaklaşmaktan çekinir ve bu nedenle uzun odaklı tele objektiflerle çalışarak konuları yaklaştırmayı tercih ederler. Ancak bu tavır, bir anlatım dili olarak kullanılabilse de objektifin perspektif yığılması etkisi sebebiyle fotoğraftaki derinlik duygusunu yok edecek, görüntüleri birer yüzey kayıtlarına dönüştürecektir. Doğa fotoğrafı, yabanıl hayat fotoğrafları gibi konularda etkili fotoğraflara yardımcı olacak bu konum sokak fotoğrafçılığı gibi hayatın içinde geçen bir alanda çok yardımcı olmayacaktır.
Sokak fotoğrafçılığı, gezi fotoğrafçılığı ya da belgesel fotoğraf gibi alanlara gönül düşüren bir fotoğraf gönüllüsü bu fotoğraf çalışma konumlarını harmanlayan üçüncü bir yol bulduğunda en etkili anlatımı oluşturabilecektir.
3) Sınırdan çalışmak
Güzel bir şiir tarif ederken “içinden bir kelime çıkaramayacağınız, bir kelime ekleyemeyeceğiniz ifade” denildiğini duymuşsunuzdur… Yapılacak ekleme veya çıkartmalar anlamı, duyguyu tamamen değiştirebileceği için bu tanım her zaman hoşuma gitmiştir. Aslına bakarsanız hemen her anlatım, iletişim yolunda durum böyledir. Zaman zaman sosyal medyada ünlü bir filmin kullanılmayan sahneleri paylaşılır ve izlediğimizde gerçekten de o sahnelerin filmin bütününe uymadığını hissederiz. Fotoğrafta da durum böyledir. Fotoğrafçı çevresindeki sonsuz seçenekten, elindeki ekipmanın izin verdiği, teknik bilgisinin elverdiği, niyetini destekleyen ögelerle kadrajını oluşturur. Etkili bir fotoğrafın kompozisyonundan da bir ögeyi çıkartmak ya da başka bir öge eklemek anlamı, anlatımı çok değiştirebilir. Bu nedenle de fotoğrafçının tek bir konumdan çalışması derinlikli, demokratik, özgün anlatımını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle karşılaşılan konuları sadece yakından ya da uzaktan değil sınırdan diyebileceğimiz bir konumla fotoğraflamak iyi bir tercih olacaktır.

Sınırdan çalışmak gerektiğinde yakınlığımızı arttırabildiğimiz gerektiğinde de konuyla, ortamla, durumla aramıza mesafe koyabildiğimiz hareketli, dinamik bir konumdur. Çalıştığı konuyu ruhuyla, hikayesiyle aktarmaya niyetli bir görsel hikâye anlatıcısının bu ruha uygun konumunu bulması en büyük becerisi olacaktır. Bu dinamik çalışma yöntemi farklı kadrajları, birbirinden farklı söz söyleyen kompozisyonları oluşturmak için kullanılabilecek etkili bir yöntemdir.

Henri Cartier Bresson, sınırdan çalışmayı en başarılı uygulayan fotoğrafçıların başında gelmektedir. Gerektiğinde öpüşen bir çiftin hemen yanından deklanşöre basabilirken bir başka kadrajda tüm sokağı, parkı ya da binayı görmemizi sağlayan konumda olduğunu görürüz.
Espas Yayınlarından çıkan Bresson biyografisi mutlaka okunması gereken bir başucu kitabı, en azından www.magnumphotos.com sitesinde yer alan Bresson fotoğrafları dikkatle incelenmesi gereken fotoğraflardır. Ne mutlu küçük de olsa bir fotoğraf kitaplığı oluşturup farklı dillere sahip fotoğrafçıların çalışmalarını el altında bulunduran fotoğraf gönüllülerine…

Kadrajdaki farklı katmanları hesaba katmak…
Biz dünyayı en, boy, derinlik ve süreç olmak üzere en az dört boyutlu olarak algılarız. Fotoğraf ise iki boyutludur. Eni ve boyu vardır, derinlik yoktur; yüzey sanatıdır. En kaba tanımıyla anı dondurmak olduğu için süreç de yoktur. Elbette bir fotoğraf çekerken enstantane tercihleriyle hareketi, süreci anlatmaya çalışırız, ama temelde sabit bir anlatım yoludur.
Derinlik ise bir fotoğrafçının çekim esnasında en çok çözmeye çalıştığı sorunlardan biridir. 3. Boyutu fotoğrafa dahil etmek için ışık-gölge ya da perspektif kullanmak yardımcı olabilir. Kadrajınızda bir taraf karanlık bir taraf aydınlıksa burası daha yakın diğer taraf daha uzak duygusunu oluşturabilirsiniz. Özellikle geniş açı objektif kullanıldığında ön tarafın yakın büyük, arka planın uzak ve küçük görünmesi de perspektifi de oluşturup derinlik duygusunu sağlayabilirsiniz. Tele objektif kullanarak arka planı öne yaklaştırıp, perspektif yığılması etkisiyle farklı bir algı sağlayabilirsiniz.

Hangi yolu kullanırsanız kullanın fotoğraflarınızda bir arka plan yer alacaktır. Daha doğrusu ana konu dışında fotoğrafınızda farklı mesafelerde (önde ya da arkada) alanlar, konular, katmanlar olacaktır. Fotoğrafçının en büyük becerilerinden biri bu farklı katmanları anlatımına uygun biçimde kadrajına yerleştirmesidir.
Bir fotoğrafçının en büyük becerisi de tüm katmanların hikâyenin bir parçası olarak özenle seçildiği duygusunu sağlamasıdır.
Temel olarak fotoğraflarda 3 katman olduğundan söz edilir; ön, orta ve arka…
Ön Katman
Objektife en yakın olan bölüme verilen isimdir. Genelde de pek çok fotoğrafçı ana konuyu ön katmana yerleştirerek izleyicinin ilgisini ilk anda yakalamak ister. Aslında önde bulunan ana konu ile objektif arasında da bir katman bulunur. Uzaklığa da bağlı olarak bu bölüme genelde boşluk denir.
Konuyla olan uzaklığını doğru seçemeyen fotoğrafçılarda bu boşluk izleyen gözün konuya ulaşmasını engelleyecek, ana konunun küçük kalmasına yol açacak kadar fazla bırakılır. Bu da fotoğrafın etkisinin oldukça zayıf olmasına yol açar. İzleyen gözün nefes almasını engelleyecek kadar yakından yapılan çekimlerde de sıkışmış kadrajlar ve konularla karşılaşmak olasıdır.
Ön katmanda istenmeyen boşluklar oluştuğunda, izleyen gözü ana konuya yönlendirecek yollar bulmak gerekir. Bir şeyin içinden dışına doğru ya da arkasından ileri doğru bakıyormuş gibi yapılan çekimler, fotoğraf çerçevesinin içine yeni çerçeveler oluşturmak kullanılan yöntemlerin başında gelir.

Ön katmanı ana konuya yönlendirecek bir kılavuz olarak kullanıyorsak dikkat edilmesi gereken nokta bu bölümün gözü yoracak, ana konudan uzaklaştıracak yoğunlukta, güçte olmamasıdır. Karanlık alanlar, flu bırakılmış ilgili ögeler daha çok yardımcı olacaktır.
Orta Katman
Ana konuyu destekleyen, öne çıkaran, onunla ilgili olan ögelerin yer aldığı bölümdür. Hemen her fotoğrafçının ana konu kadar değer verdiği, kadrajın neresinde olduğunu, ışığının nasıl olduğunu, ne kadar net olduğunu düşündüğü ögelerdir. Elbette orta katmanda olan ögeler fotoğrafın gücünü etkileyecektir. Bu nedenle de bu özen şarttır.

Arka Katman
Objektife en uzak kalan bölümleri kapsar. Genelde de pek çok fotoğrafçının gözden kaçırdığı, dikkat etmediği hatta ihmal ettiği bölümlerdir. Ön ve orta katmandaki ögelerin renkleri, biçimleri, ışıkları, orada yaşanan heyecan fotoğrafçıyı “baştan çıkarır”, makinesine davranmasını sağlar ve deklanşöre basılır. Kaydedilen görüntü fotoğrafçının gördüğü görmediği, fark ettiği etmediği, dikkate aldığı almadığı her şeyi saptayacağı ve izleyici bu görüntüyle karşılaştığında kadrajın tamamını dikkate alacağı için ihmal edilen bölümler de hikâyeye dahil olacaktır.

Fotoğrafçının kendisini ana konuya kaptırarak çektiği ve arka katmana gerekli özeni göstermediği fotoğraflar izleyicide istediği etkiyi yaratmayacaktır.
Ön, orta ve arka katman olarak konuşulanlardan elbette çok daha fazla katman olduğunu hatırlamak gerekir. Boşluklar, arka plandan da uzakta var olan ögeler, fotoğraflanan konunun gerçekleştiği süreç, fotoğrafçının ve izleyicinin konuyla fotoğrafla arasına koyacağı kişisel geçmişlerinden kaynaklanan pek çok filtre de diğer katmanları oluşturur. Ancak somut olarak karşılaştığımız bu 3 katmanda yer alan ögelerin fotoğrafta anlatılan konuyla olan ilişkileri, konumları, sıralamaları, fotoğrafçının bakış açısına göre durumları ve deklanşöre basılan anda yansıttıkları duyguyla çektiğiniz fotoğrafın atmosferini oluştururlar.
Bu bölümde ele aldığımız mesafe ve katman kavramları, fotoğraf üretiminde rastlantının payını azaltarak daha kontrollü ve tutarlı sonuçlar elde etmenin önemli araçlarıdır. Bir sonraki ve bu dizinin son yazısında ise fotoğrafta atmosfer yaratma, çekimlerde mesafe, açı ve çekim anına karar verme süreçlerini ele alacak; ayrıca siyah beyaz fotoğrafın ifade olanaklarına da kısaca değineceğiz.

Bize Ulaşın