Politika belgesinin hazırlanması sürecinde aktif yer almış olan Hülya Üçpınar, Zeynep Yılmazoğlu ve Berna Kuleli anlatıyor.
İFSAK Yönetim Kurulu ve İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu’nun hazırladığı politika belgesi, yalnızca bir metin değil; belirli deneyimlerin, tartışmaların ve ihtiyaçların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan kolektif bir sürecin ürünü. Bu sürecin nasıl başladığını, hangi sorularla derinleştiğini ve nasıl bir çerçeveye dönüştüğünü paylaşmak istedik.
Toplumsal zemin: Neden böyle bir belgeye ihtiyaç duyuldu?
Hülya: Bu politika belgesine neden ihtiyaç duyduğumuzu konuşurken aslında biraz daha geriye, içinde yaşadığımız toplumsal yapıya bakmak gerekiyor. Çünkü biz ataerkil bir toplumda yaşıyoruz ve bu yapı, toplumsal ilişkileri büyük ölçüde erkeklik üzerinden kuruyor. Burada “erkeklik” dediğimiz şey de sadece biyolojik bir cinsiyet değil; daha çok toplumun ürettiği, yeniden ürettiği ve norm haline getirdiği bir değerler bütünü.
Zeynep: Evet, tam da bu yüzden erkeklik bir norm olarak merkezde konumlandığında, onun dışında kalan herkes otomatik olarak daha kırılgan hale geliyor. Kadınlar, LGBTİ+ bireyler, çocuklar ya da kendini bu normun dışında konumlandıran herkes… Bu gruplar hem daha görünmez oluyor hem de maruz kaldıkları davranışlar daha kolay sıradanlaştırılabiliyor.
Berna: Bu görünmezlik meselesi çok kritik. Çünkü aslında sadece kişiler görünmez olmuyor; onlara yönelik şiddet de görünmez hale geliyor. Örneğin cinsel içerikli şakalar, sınır ihlali içeren dokunuşlar ya da sözlü imalar çoğu zaman “şaka” ya da “samimiyet” adı altında meşrulaştırılıyor. Böyle olunca da bu davranışların problemli olduğu çoğu zaman fark edilmiyor ya da fark edilse bile dile getirilmiyor.
Görünmezleşen şiddet, tereddüt ve sessizlik
Bu nedenle, gündelik hayatta sıradanlaşan davranışların aslında bir güç ilişkisi içinde nasıl anlam kazandığını görüyoruz.
Zeynep: En zorlayıcı olan da bu zaten. Çünkü bu davranışlar çoğu zaman açık bir şiddet biçimi olarak ortaya çıkmıyor. Daha çok “şakaydı”, “öylesine söylendi” gibi ifadelerle geçiştiriliyor. Ama aslında kişinin sınırlarını ihlal eden bir durum varsa, bunun adı ne olursa olsun bir problem var demektir.
Hülya: Bu noktada maruz kalan kişinin yaşadığı tereddüt de çok belirleyici oluyor. “Ben mi yanlış anladım?”, “fazla mı büyütüyorum?” gibi sorular, kişinin kendi deneyimini sorgulamasına neden oluyor. Bu da zaten var olan eşitsizliği daha da derinleştiriyor.
Berna: Bir de buna yargılanma kaygısı ekleniyor. İnsanlar çoğu zaman dile getirdiklerinde ciddiye alınmayacaklarını, hatta suçlanacaklarını düşünüyorlar. Bu yüzden de yaşadıkları olumsuz deneyimleri paylaşmaktan kaçınıyorlar. Dolayısıyla mesele sadece yaşanan eylem değil, o eylemin konuşulabilir olup olmamasıyla da ilgili.
Hülya: Biz de tam olarak bu noktadan hareketle, kurumların bu tür durumlar karşısında açık, tanımlı ve bağlayıcı bir çerçeve sunmasının önemli olduğunu düşündük. Çünkü bu sadece bireysel bir mesele değil, kurumsal bir sorumluluk.

Deneyimle ortaya çıkan ihtiyaç ve kurumsal boşluk
Bu farkındalık, doğrudan yaşanan bir deneyimle daha da somutlaşıyor.
Zeynep: Bizim açımızdan bu ihtiyaç aslında yaşadığımız iki deneyimle çok net hale geldi. İlki 2020 yılında, grubun ilk projesi sırasında yaşandı. Projeye katılan bir kişinin, özellikle bir arkadaşımıza yönelik sözlü saldırıları vardı ve bu saldırılar doğrudan kimlik üzerinden gerçekleşiyordu. Başlangıçta tekil gibi görünen bu davranışlar zamanla tekrar eden, süreklilik kazanan bir hale geldi.
Hülya: Yani bir anlık bir gerilim değil, yapısal bir sorun olarak kendini gösterdi. Her derste benzer bir durum yaşanmaya başladı. Pandemi döneminde çevrimiçi yapılan bir derste de bu davranışlar devam etti; kişi derse alkollü katıldı, saldırgan tavrını sürdürdü ve sonunda hakaret ederek oturumu terk etti.
Zeynep: O noktada biz de “ne yapabiliriz?” sorusuyla mevcut düzenlemelere baktık ama aslında bu tür bir durumu doğrudan ele alan bir mekanizma olmadığını fark ettik.
Berna: Disiplin yönetmeliği bu tür durumlar için yeterli bir araç olmadı yani.
Zeynep: Evet, yönetim kurulu mevcut yönetmelik çerçevesinde bir işlem yaptı ve uyarı cezası verildi ama bu durumun yarattığı ihtiyacı karşılayan bir çerçeve yoktu.
Hülya: Bu da bize şunu gösterdi: Aslında bugüne kadar böyle bir ihtiyaç ya hiç düşünülmemiş ya da gündeme getirilmemiş. Ama yaşandığında, bu boşluk çok görünür hale geliyor.
Süreci yeniden başlatan ikinci deneyim
Yaşanan somut deneyimler, yalnızca bir sorunu değil, aynı zamanda mevcut mekanizmaların yetersiz kaldığı alanları da açığa çıkardı.
Hülya: Geçen yıl yaşanan başka bir olay bu süreci yeniden harekete geçirdi. Grubumuzdan bir arkadaşımız, bir dernek üyesiyle yaşadığı ve kendisini rahatsız eden bir durumu bizimle paylaştı.
Zeynep: Yine aynı sorularla karşı karşıya kaldık: Bu durumu nasıl ele alacağız, hangi mekanizmaları işleteceğiz?
Hülya: Ve aslında yine aynı yere geldik. Bir politika belgesine ihtiyaç duyduğumuzu bir kez daha fark ettik. Bu kez süreci ertelemeden, daha sistemli bir şekilde ilerlemeye karar verdik.
Araştırma, referanslar ve çerçevenin kurulması
Zeynep: Yaklaşık bir yıl süren bir çalışmanın ardından da bu metni oluşturduk. Nasıl bir politika belgesi olmalı diyerek yaptığımız araştırmalar sonucunda pek çok çalışmaya rastladık. Magnum’un Davranış Kurallarından, Dokümentarist’in Cinsiyet Eşitsizliği ve Şiddeti Önleme Politika Belgesinden faydalandık. Bunların yanı sıra Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği ve bazı üniversitelerdeki örnek politika belgelerini inceledik.
Berna: BM Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, İstanbul Sözleşmesi düzenlemeleri ve Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Yasası’nın düzenlemeleri de bize rehberlik etti.
Dil ve kavramlar: Nasıl adlandırıyoruz?
Kelimeler yalnızca tanımlamaz; aynı zamanda nasıl düşündüğümüzü ve nasıl konumlandığımızı da belirler.
Berna: Bu süreçte en çok zorlayan konulardan biri terminoloji oldu. Çünkü kullandığımız dil, aslında nasıl bir bakış açısı benimsediğimizi de belirliyor.
Hülya: Özellikle ikili cinsiyet dili kullanıp kullanmama meselesi önemliydi. “Kadın-erkek” gibi sınırlayıcı bir dil yerine daha kapsayıcı bir yaklaşım geliştirmeye çalıştık. Aynı şekilde “mağdur” kelimesini de kullanmak istemedik.
Berna:“Mağdur” kelimesi bize fazla edilgen geldi. “Hayatta kalan” kavramı da tartışıldı ama biz en sonunda “maruz kalan” ifadesini tercih ettik. Çünkü kişinin rızası dışında yaşadığı bir durumu daha doğrudan ifade ettiğini düşündük.
Rıza: Gri alanlardan açık rızaya
Zeynep: Rıza meselesini tartışırken aslında ne kadar gri alan olduğunu fark ettik. Mesela birinin sessiz kalması ya da itiraz etmemesi gerçekten rıza anlamına gelir mi?
Hülya: Evet, birinin gülmesi, sessiz kalması ya da itiraz etmemesi gerçekten rıza anlamına gelir mi? Bir kişiye izin vermek, başkalarının da aynı şeyi yapabileceği anlamına gelmez. Bu da sık yapılan yanlış yorumlardan biri. “Gülümsedi sandım”, “itiraz etmedi”, “biz zaten samimiyiz” gibi gerekçelerin aslında yapılan eylemi meşrulaştırmadığının altını çizdik.
Berna: Sonunda “açık rıza” kavramında netleştik. Yani rıza, kişinin istemediğini değil, istediğini açıkça ifade etmesiyle var olur. Bu da aslında “ben öyle zannettim” gibi ifadelerin geçerliliğini ortadan kaldırıyor. Çünkü aksi durumda insanlar kendi varsayımlarını gerçek gibi kabul edip davranışlarını meşrulaştırabiliyor.
Kapsam: Kimleri ve nereleri içeriyor?
Hülya: Kapsam konusu da en az rıza kadar uzun sürdü. Bu belge kimleri kapsayacak diye bayağı düşündük. Başta sadece dernek üyeleri mi diye düşündük ama sonra bunun çok dar olacağı ortaya çıktı.
Berna: Çünkü dernekle ilişkili çok fazla farklı kişi var. Etkinliğe gelenler, atölyeye katılanlar, Hülya: Evet, yani sadece “üye” olmak yeterli bir sınır değil. Şiddet ya da ihlal, üye olmayan birinin dahil olduğu bir durumda da gerçekleşebilir. Bu noktada şuna karar verdik: Kim olursa olsun, bu tür davranışlara tolerans gösterilmemeli. Ama tabii ki üyelerle üye olmayanlara uygulanacak yaptırımlar farklı olabilir.
Zeynep: İlke değişmiyor: davranışın kendisi esas.

Zeynep: Bir de olayın nerede gerçekleştiği konusu vardı. Sadece dernek içinde olanlar mı kapsama girsin diye düşündük.
Berna: Ama artık olaylar sadece fiziksel mekânlarda olmuyor ki. Etkinlik çıkışında olabilir, başka bir yerde olabilir. Hatta en önemlisi, sanal ortamlar. Sosyal medyada, mesajlaşmalarda ciddi taciz ve ihlal durumları yaşanıyor.
Hülya: Evet, ısrarlı takip, rahatsız edici mesajlar, sözlü taciz… Bunların hepsi artık çok yaygın. O yüzden “dernek binası içinde mi oldu?” gibi bir ayrımın anlamlı olmadığı sonucuna vardık. Sonuçta önemli olan eylemin kendisi. Nerede gerçekleştiğinden bağımsız olarak bu tür durumlarda süreç işletilmeli dedik.
İlkeler: Sıfır tolerans, beyan, güven ve hız
Hülya: İlkeler kısmında en çok vurguladığımız şey aslında “sıfır tolerans” oldu. Yani yapılan davranışları “bu şakaydı”, “bu daha hafif” gibi ayırmadan, hepsini aynı ciddiyetle ele almak gerektiğini netleştirdik.
Zeynep: Evet, çünkü böyle bir ayrım yapıldığında bazı davranışlar görünmez hale geliyor. Küçük gibi görülen şeyler normalleşiyor ama aslında hepsi aynı sorunun parçası. O yüzden aralarında bir hiyerarşi kurmamayı özellikle önemli bulduk.
Hülya: Bir de beyanın esas alınması meselesi vardı, o da çok kritik bir noktaydı. Burada amaç, söylenen her şeyi mutlak doğru kabul etmek değil ama süreci başlatırken maruz kalanın (kadın veya LGBTİ+) beyanını temel almak. Çünkü bu tür olaylar genelde iki kişi arasında ve çoğu zaman tanıksız gerçekleşiyor. Yani maruz kalan kişinin elinde bunu kanıtlayacak çok fazla araç olmuyor.
Berna: Tam da öyle. O yüzden daha en başta şüpheyle yaklaşmak yerine, yargılamadan dinlemek gerekiyor. “Acaba gerçekten öyle mi?” diye sorgulamayı maruz kalana yöneltmek yerine durumu anlamaya çalışmak önemli.
Hülya: Yani beyan, sürecin başlangıç noktası oluyor. Oradan sonra zaten süreç kendi içinde değerlendiriliyor.
Süreç ilkeleri: Hız, özen ve adalet
Hülya: Bir de ivedilik ilkesi vardı. “Geç gelen adalet adalet değildir” diyerek süreçlerin hızlı ilerlemesi gerektiğini vurguladık.
Zeynep: Çünkü süreç uzadıkça hem maruz kalan kişi daha fazla yıpranıyor hem de güven duygusu zedeleniyor. O yüzden mümkün olduğunca hızlı ve etkili ilerlemek gerekiyor.
Berna: Ama bu hız, özensiz olmak anlamına gelmiyor tabii. Hem hızlı hem de dikkatli bir süreç yürütülmesi gerekiyor.
Hülya: Güven ve gizlilik ilkeleri de aslında bununla bağlantılı. Süreç boyunca hem maruz kalanın hem de diğer tarafın kendini güvende hissetmesi gerekiyor.
Zeynep: Özellikle gizlilik konusu önemli, çünkü bazı durumlarda başvuran kişiyi korumak için sürecin belirli bir aşamaya kadar gizli yürütülmesi gerekebilir.
Berna: Ama bu tamamen kapalı bir süreç anlamına gelmiyor. Olayın durumuna göre, ilerleyen aşamalarda diğer tarafla bilgi paylaşımı yapılabilir. Yani her vakanın kendi içinde değerlendirilmesi anlamlı olur.
Hülya: Sonuçta bütün bu ilkelerin amacı, sürecin hem adil hem de güvenli bir şekilde ilerlemesini sağlamak.Ve kimsenin kendini yalnız ya da korunmasız hissetmediği bir mekanizma kurmak.

Güç ilişkileri ve sorumluluk
Hülya: Güç ilişkileri meselesi de önemli başlıklardan biriydi. Çünkü dernek içinde herkes eşit konumda değil; danışmanlar, danışman yardımcıları ve kursiyerler arasında bir hiyerarşi var.
Zeynep: Evet ve bu hiyerarşi, bazı davranışların etkisini daha da ağırlaştırabiliyor. Mesela bir danışmanın bir kursiyere yaptığı cinsel içerikli bir şaka, aynı düzeydeki iki kişi arasındaki bir durumdan çok daha problemli hale geliyor.
Berna: Tam da bu yüzden, bu güç ilişkilerinin farkında olmak gerekiyor. Sadece davranışı değil, o davranışın hangi konumdan kime yöneldiğini de dikkate almak önemli.
Zeynep: Bir yandan da bu farkındalığın sadece davranan kişi için değil, süreci değerlendirenler için de geçerli olması gerektiğini konuştuk.
Berna: Yani soruşturmayı yürüten kişiler de bu hiyerarşiyi göz önünde bulundurmalı. Güç dengesizliği varsa, bunu görmezden gelmeden değerlendirme yapılmalı.
Hülya: Ve bu tür durumlarda kesinlikle tolerans gösterilmemesi gerektiği konusunda da hemfikir olduk. Çünkü güç ilişkileri çoğu zaman sınır ihlallerini daha görünmez hale getirebiliyor.
Berna: Sonuçta bütün bu ilkeler bir araya geldiğinde aslında ulaşmak istediğimiz şey net; başvuruların hızlı, güvenli ve adil bir şekilde değerlendirilmesi.
Zeynep: Ve herkesin kendini güvende hissedebileceği bir ortamın sağlanması.
Berna: Sonuçta bu belge biraz da bir niyet meselesi. Ama aynı zamanda çok somut bir duruş. Kurumun cinsiyet temelli şiddetin hiçbir biçimini kabul etmediğini açıkça ifade etmesi.
Hülya: Ve bunun görünür hale gelmesi. Bu bile başlı başına önleyici bir etki yaratıyor. Umarız ki, daha güvenli ve eşitlikçi bir ortamın kurulmasına katkı sağlar.
Belgeden sonra: Mekanizmalar ve gelecek adımlar
Hülya: Peki bu belgeyi hazırlamamız ve Yönetim Kurulu kararıyla kabul edilmesi yeterli mi?
Berna: Tabi ki değil. Bundan sonra üzerinde çalışmamız gereken iki temel mekanizma var;
Bunlardan ilki; cinsiyete dayalı şiddet, cinsel taciz ve saldırı durumlarında insanların rahatça başvuru yapabileceği ve şikayeti inceleyecek bir mekanizma oluşturmak.
Zeynep: Bu yüzden etkili bir şikayet ve soruşturma mekanizması kurmanın altını çizdik. Yani sadece dinleyen değil, aynı zamanda inceleyen ve gerektiğinde yaptırım uygulayan bir sistem olması gerekiyor.
Berna: Evet, sadece başvuru almak değil, o başvuruların gerçekten ciddiye alınması da kritik. İnsanların kendilerini ifade edebilecekleri ve yalnız hissetmeyecekleri bir süreç tasarlamak gerekiyor.
Hülya: İkinci mekanizma ise önleyicilikle ilgili. İFSAK ve Toplumsal Cinsiyet Çalışma grubu olarak politika belgesinin temel aldığı konularda düzenli eğitimlerin yapılması ve etkinliklerin artması üzerine çalışmaya devam edeceğiz. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık yaratmadan bu sorunların önüne geçmek zor.
Berna: Yani hem önleyici hem de müdahale edici bir yaklaşım gerekiyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin gerçekten hayata geçmesi için bu çalışmaların sürekliliği önemli.
Zeynep: Son olarak; bu politika belgesi kendi başına bir niyet belgesi demiştik. Ama bunun bir üst aşamaya geçirilmesi, şikayeti inceleyecek mekanizmanın disiplin yönetmeliği ile düzenlenmesi gerekiyor.
Berna: Tanımların, kapsamın ve ilkelerin tüm üyeler bağlayıcı olabilmesi için disiplin yönetmeliği ve Tüzük’te değişiklik yaparak, bunları İFSAK Genel Kurulu’nda üyelerin onayına sunmak üzere çalışmalara devam ediyoruz.
Hülya: Evet, şu andaki hedefimiz disiplin yönetmeliği ve tüzük değişikliğini 2027 yılının ilk aylarında yapılacak genel kurula yetiştirmek.
Toplumsal-Cinsiyet-Temelli-Siddete-Karsi-Politika-Belgesi


Bize Ulaşın