Çoğunlukla; ortaya atılan her yeni kavramın, bir öncekiyle ilişkisi ele alınarak tanımlaması yapılır. Başka bir deyişle, belirli bir silsile içinde yer alan öncül-ardıl bağlantısı, anlam düzleminin oluşması ve kavramın yaşam bulabilmesi için kaçınılmazdır. Bu yüzden geçmişte, hakkında hiçbir şey bilinmeyen atom bombası da daima dedikoduların hammaddesi olmuş ve kulaktan kulağa yayılarak efsaneye dönüşmüştür. Amerika ile Rusya; uzay savaşlarından önce en çok atom bombası konusunda karşı karşıya gelmişlerdi.
6 Ağustos 1945 günü, Japon göklerini karartmaya ant içmiş Amerika; o günkü partide “Japon açılışı” yapmaya karar vermiş ve ünlü bombardıman uçağının terkisine aldığı atom bombası ile ile Nagasaki üzerinde “şah-mat” yapmıştır. Prototip bomba önce New Mexico’da denenmiş ve 20 gün sonra, çok daha güçlüsü, dağların ardındaki çekik gözlü insanların yaşamına ışık hızıyla girmiştir. Bilanço; 200 bin ölü ve radyasyondan etkilenmiş yaralı ve sakatlardan oluşan yüz binlerce insandır.
Julius Robert Oppenheimer, dünyanın biçimlenmesinde ve yeni anlamlar kazanmasında önemli rol üstlenmiş bir bilim adamıdır. Amerika’da atom fiziği denince akla gelen ilk isim olan Oppenheimer, bugün tüm dünyanın tanıdığı ve Fransa’da milli değer (ya da ulusal kahraman) olarak koruma altına alınan Henri Cartier-Bresson tarafından 1958 yılında, bir “ara zaman”da saptanmıştır.
Oppenheimer’ın Amerika’da Harvard Üniversitesi ile başlayan, İngiltere’de Cambridge’te ünlü Cavendish Laboratuvarı ve hemen ardından da Göttingen Üniversitesi’nin sınırları içinde devam eden parlak bir eğitim kariyeri oldu. Bombaya giden yolda, birçok bilim adamının adının duyulmasını sağlayan, birçoğunun da bunalıma girmesine neden olan “atom ve temel parçacıklar” konusunda giderek derinleşen çalışmalarıyla Oppenheimer, geleceğin atom fizikçilerinin yetişmesinde de büyük pay sahibidir.
Oppenheimer, uğruna çalıştığı Amerika gibi bir ülkenin tuhaflıklarından payına düşeni de almıştı. 1943-45 yılları arasında atom bombasının oluşturulmasında büyük rolü olan bu önemli fizikçi; çeşitli nedenlerle ülkesinin ulusal güvenliğini tehlikeye soktuğu savıyla 1953 yılında görevinden alndı. Ülkenin fizik kurmayı, aniden sakıncalı piyadeye dönüştürülmüştü. Bu olay, bilim dünyasında şaşkınlıkla karşılandı.
Oppenheimer’ın Hitlerin iktidara gelmesiyle, Nazilere karşı duruşu; İspanya İçsavaşında Cumhuriyetçiler’den yana tavır alması, komünistlerle olan yakınlığı (Ama Stalin’i de Sovyetler Birliği’nde bilim adamlarına yaptığı baskılardan dolayı reddetmiştir.) ve en önemlisi de Atom Enerjisi Kurulu’ndaki danışmanlığı sırasında hidrojen bombasına karşı çıkması nedeniyle hakkında kovuşturma açıldı. Üç hafta boyunca sorgulandı; vatana ihanetten aklandı ama danışmanlık görevinden alındı. Ne de olsa Amerika; “kullan-at” modelinin en önemli uygulayıcısıydı ve bu, bilim insanları için de geçerliydi.
Bu arada Oppenheimer, “Bilim ve Sağduyu” ile “Özgür Düşünce” isimlerini taşıyan iki kitap yazdı. Bu kitaplarda bilim ve toplum ilişkilerini başarıyla özetlemesi ve biçemindeki tat ile yeni -okuyucu- kitlesi tarafından coşkuyla karşılandı. Amerika, Oppenheimer’e olan borcunu yaklaşık on yıl sonra ödedi. 1963 yılında, Atom Enerjisi Kurulu’nun büyük ödülü kendisine verildi. Fakat yine de aldığı en büyük ödül yalnızca ülkesinde değil, tüm dünyada bilim, düşünce, insanlık ve ahlak adına verdiği savaşlarla bir ikon haline gelmesi ve destek görmesiydi.
Fotoğraf geçmişi geleceğe taşıyarak ve adeta anıların sağlamasını yaparak, bilim ile metafizik arasında yaşamımıza yeni bir bakış açısı sağlar. Bizler Oppenheimer’i, Cartier-Bresson’un gizlice çekilmiş izlenimi veren fotoğrafında olduğu gibi, elinde piposu, masasında otururken, biraz dalgın-düşünceli ve üzerine parçacıklar halinde vuran ışıklarla hatırlayacağız. Zaman geçecek, fotoğraflar, dondurdukları o olağanüstü anlarla devriye görevlerini sonsuza dek yerine getirecekler.
Bundan sonra her yıl, Hiroşima ve Nagasaki’deki anma törenlerinde gözlerden akan yaşlar, New York’un ünlü İkiz Kuleler’inin ardında bıraktığı boşluğa düşmeye devam edecek. Ve Japonlar, ellerinde fotoğraf makineleri ve yüzlerinde deşifre edilemeyen bir ifade ile anılarla dolu göğe tereddüt içinde tekrar tekrar bakacaklar.
Julius Robert Oppenheimer, yalnızca bir bilim insanıydı ve bilimin insanlığın hizmetinde kullanılmasını herkesten çok istiyordu.
Fotoğraf: ©Henri Cartier-Bresson / J.R.Oppenheimer / 1958

Bize Ulaşın