Afrika kökenli Türklerin Dana bayramı: Afro-Türkler 

//

Zülfü Livaneli’nin “Engereğin Gözü” romanının anlatıcısı harem ağasıdır. Kendisinden bahsederken Habeşistan’dan (şimdiki Etiyopya) gemilere doldurularak (Habeşistan’ın denize kıyısı olmadığı için tarih kayıtları Mısır’dan gemilerle getirildiklerini yazar) getirildiğini söyler.  

Reşat Nuri Gültekin, edebiyatımızın önemli bir ismidir. 1927 yılında Milli Eğitim Müfettişliği görevine başladığı yıldan Çanakkale milletvekili seçildiği 1939 yılına kadar yaz aylarını sıklıkla İzmir’de geçirir. Yazarın İzmir ile tanışması aslında babasının görevi nedeniyledir. Bir dönem Frerler Mektebinde (Saint Joseph Lisesi) tahsil görür. Herkesçe bilinen ve Mustafa Kemal’in Çanakkale savaşında başucu kitabı olan Çalıkuşu romanını İzmir’de kaleme almıştır. Ancak “Miskinler Tekkesi” romanında kendi İzmir günlerini anlatırken Kadifekale sırtlarında “Tamaşalık” mevkiine yerleştiğinden bahsedip burada yaşayan Afrika kökenlilerin hayatlarından kesit sunar. Roman bir bakıma onların yaşamıdır. Mesure Kalfayı burada tanımıştır. Kitabın uzun sayılabilecek bir kısmında “Dana Bayramı” kutlamalarını detaylarıyla tasvir eder.   

“Yazarın, miskin kelimesini tasavvuftaki anlamına doğru sürdürdüğü bir akış vardır romanda. Miskin karşılığı ise çok kısaca varlık ve olumsuzluktan sıyrılma olarak ifade edilebilir. Yunus Emre ve Mevlana’nın eserlerinde de kullanılan bir kelimedir.” 

Afro-Türkler konusunda yapılan araştırmalar, yazılan kitaplar, makaleler, gazete haberler ve çekilen filmler vardır. Afro-Türklerin varlıklarının gündeme gelmesinin rahmetli Mustafa Olpak’ın (1953-2016) gayretleriyle kurulan (2006) derneğin, yazdığı kitabın, röportajlarının ve söyleşilerinin katkısı büyüktür. Dernek faaliyetleri Şakir Doğuluer’in başkanlığında sürdürülmektedir. 

Projede yer alan fotoğraflar 5 Mayıs 2017 tarihinde düzenlenen “Dana Bayramı”’ında çekilmiştir. Amaç, bugüne kadar her türlü medya ortamında gündemde olan böylesi derin bir konuya ilginin devamını sağlamaktır. 

Afro-Türkler, Osmanlı İmparatorluğunun hüküm sürdüğü dönemlerde Afrika’nın çeşitli ülkelerinden ve farklı kabilelerinden farklı zamanlarda büyük bir kısmı köle olarak getirilen Afrikalıların genç kuşaklarının adıdır. Ancak 1990 sonrasında değişik nedenlerle (iş yapmak, okumak) göç edenleri de göz ardı etmemek gerekir. Burada konu, ataları Osmanlı döneminde getirilmiş ve hürriyetlerine kavuştuktan sonra Türk vatandaşı olmuş bir neslin hikayesidir. 

19 ncu yy ikinci yarısında Afrika’dan gelen köle sayısında artış vardır. Afrika’dan gelen kölelerin 19. yüzyılda artış nedenleri arasında, Mısır’ın 1820-22 yıllarında Sudan’ı işgal etmesi ve Osmanlı’ya Mısır’dan çok fazla köle gelmesi; Osmanlı’nın 1835’te Trablusgarp’ı tekrar işgal etmesiyle Afrika’nın iç bölgelerinden kölelerin getirilmesi ve 1869 yılında Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla köle ticaretinin yoğun yapıldığı şehirler arasında buharlı gemi ulaşımının (İstanbul-Yemen arasında) sağlanması sıralanabilir. 

İstanbul Köle Pazarları

1815 Viyana Kongresi ile Avrupa’da köle ticareti yasaklanmış ve Osmanlı da benzer kararı almıştır. Ancak süreç 1846 da en büyük köle pazarı (1839 Tanzimat fermanında bu konuyla ilgili bir şey yoktur) olan İstanbul esir pazarının kapatılması, 1847 de köle ticaretinin yasaklanması, 1857 de zenci köle ticaretinin yasaklanması ve 1877 de bu kararın tekrarlanması, 1882 de köle olarak tutulanların devlete başvurmaları halinde yardım edileceğini içeren bir kararname çıkarılarak devam etmiştir.  

1909 yılında yayınlanan kanuni Esasi’de vatandaşları arasında ırk ve din farkı yapılmaksızın hukuk önünde eşit olduklarını kabul etmiştir; ancak burada da kölelerin vatandaş ve eşit olup olmadığı konusu yer almaz. Mustafa Olpak, Afro-Türklerin 1926 Medeni Kanun ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduklarını söylerken köleliğin uzantısı olarak değerlendirdiği evlatlık uygulamasının ise 1964 yılında yürürlükten kaldırıldığını vurgulamakta; ancak, yasal düzenlemelerin hayatta tam karşılık bulamadığını ifade eder. 

Dana Bayramı, Afro-Türklerin sürdürdüğü kültürel bir gelenektir. Mustafa Olpak bu bayramın Nijerya’da Yoruba kabilesinin geleneğiyle benzerlik gösterdiği ifade etmiştir. Dana Bayramı, doğaya duyulan şükranın gösterildiği Hıdırellez gibi baharı karşılama günüdür. Bugün godyalar (şifacılar) teflerle davullarla müzik yaparak dans ederek (youtube) bayramın öncülüğünü yaparlar. 

Mustafa Olpak, Afro-Türklerin resmi tarihte son derece görünmez olduklarını (açık olarak ifade etmemiş olsa da bana göre bu durum bilinçli yapılmıştır araştırmalar da bunu işaret etmektedir.), resmi tarihin ötesinde günlük hayatta da bunun devam ettiğini ve bu görünmezlik neticesinde “kendilerini dahi unutur hale” geldiklerinden bahsetmektedir. 

Dersaadet’de (yani İstanbul) saray ve paşaların hizmetlerinde bulunan Afrika’lıların çok hikayesi olduğunu belirtmek gerekir. Bu konuyu Gökhan Akçura, kaleme aldığı “Arap bayramı” ve “Osmanlı’da bir sokak müzisyeni: Kabakçı Arap” yazıları ile Manifold internet sitesinde kaynaklarını vererek anlatmıştır. Ahmet Semih Mümtaz “Tarihimizde Hayal Olmuş Hakikatler, Hilmi Kitabevi, İstanbul, 1948” kitabında “Çilehane Bayramı” başlığı ile olan bölümde oldukça detaylı gözlemlerini aktarır.  

Afro-Türkler, 1926 yılında Medeni Kanun ile resmen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldu. Ancak insan ticaretine cevaz veren ve onun uzantısı olan yasaların yürürlükten kaldırılması 1964’ü buldu. Fakat bu hukuksal düzenlemeler, sosyal yaşamda fazla olanak sağlamadı. Çok azı zincirlerini kırıp hayatlarını başkalaştırabildi. Günümüzde Afro-Türkler, bir araya gelerek yıllar önce kopan ilişkileri onarmaya veya yeniden kurmaya, yalnız ülke içerisinde değil ülke dışında da yakınlarını, kökenlerini aramaya başladı (Afrikalılar Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği resmi internet sitesi: http://afroturkler.com/ ). 

Not: Bu çalışma, “Kökler” teması olan 2022 yılı 12’nci Bursa FotoFest etkinliğine kabul edilerek sunum olarak gösterilmiştir. 

Kaynaklar: 

1955 yılında Salihli’de dünyaya geldim. İ.T.Ü. Elektronik ve Haberleşme Fakültesi mezunuyum. Kariyerimi özel şirketlerde üst düzey yönetici olarak sürdürdüm.
Fotoğrafçılıkla tanışmam (https://www.arthenos.com/fotograf-ile-nasil-tanistim-fotobiyografi/) 1960’lı yıllara dayanır. O yıllar, elimde babamdan kalma Kodak Retina ile başlayan hatıra fotoğrafları dönemidir. Üniversite yıllarında ilk refleks makinamı almamla, karanlık odada siyah beyaz filmle ve baskı işleriyle fotoğraf daha ciddi bir uğraşım haline geldi. Böylece 1970 li yılların önemli fotoğrafçılık dergilerde baskıya giren çalışmalarım oldu.
Üniversite sonrasında iş hayatı koşuşturmasıyla arka planda kalan fotoğrafçılıkla 1996 yılında dijital teknolojinin fotoğrafçılık alanına girişinin getirdiği kolaylıkla tekrar yoğun olarak fotoğrafla ilgilenmeye başladım. Karma sergilerde yayınlanan fotoğraflarımın yanı sıra internette birçok fotoğraf sitesinde “günün fotoğrafı” seçilen çalışmalarım var. 2014 yılından bu yana yedi kişisel sergim gerçekleşti. Aynı zamanda İFOD bünyesinde birçok karma sergiye katıldım. Halen hem dijital hem de siyah beyaz film teknolojisiyle fotoğraf uğraşım devam ediyor. Ayrıca www.arthenos.com blog sayfamızda fotoğraf üzerine yazılar yazıyorum.

1 Yorum

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Gerçeküstü Bir Buluşma

Yabangülü hırsızı Sade, gönülçelen Marki Sevdadan eli kırmızı Şair, yazar, ressam, oyuncu ve film yönetmeni Jean…

Alaca HeyHeyler Kadın Atlası

Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu’ndan Zeynep Yılmazoğlu http://instagram.com/zeynepyilmazoglu tarafından hazırlanmıştır. . . . .…

Kapalı Çağrı: KREATİF Dijital Dergi

Üyelerimizin gönderdiği KREATİF temalı fotoğraflardan oluşan dijital dergimiz yayında. Neden “KAPALI ÇAĞRI” İFSAK, kurulduğu günden beri üyelerine olduğu…