Dizilerimizde Kahramanın Yolculuğu

//

Televizyona Bakarken…

Türkçe ve edebiyat derslerinde hepimizin karşısına çıkan bir soru vardı. Karikatürlere sık sık konu oldu. Zaman içinde bu soruyla o kadar dalga geçtik ki, içini boşaltmakla kalmadık, suyunu çıkardık. Soru şu: Bu şiir ne anlatıyor?/Şair burada ne demek istiyor?  Zor bir soruydu! Çoğunlukla duygularımızla ilişki kurduğumuz bir sanat eserini, onunla çok şey/bir şeyler yaşamış biri olarak, bu karşılaşmayı bir cümleyle, bir paragrafla anlatmak kolay mı? Sonra bu soruya “Peki nasıl anlatıyor” eklendi. Şimdi; özdeşleşmeden, bir kol mesafesinde durarak, tüm zamanların en gıcık bu iki sorusunu dizilerimiz için sorsak, acaba nasıl bir cevap oluşur!

Ülke çoğunluğu olarak Saat 20.00’de özetle başlayan saat 24.00’te biten dizilerin gece ve gündüz tekrarlarını düşünmesek dört saat dizi izliyoruz/izliyorum. İster gözümüzü ayırmayalım ister kanallar arası dolaşalım en az dört saat dizi. En güzeli, dizinin arasında mutfağa gidip sade/az şekerli bir kahve yapıp geldiğinizde çok şey kaçırmadığınızı görüyorsunuz. Kaçırsak bile neyin nasıl olduğunu hemen tahmin edebiliyoruz. Dizilerimizin çoğunluğu tıpkıbasım üretildiğinden –       zorlarsak dört beş format- onun için tahmin etmekte ve kavramakta hiç zorlanmıyoruz.

Sözgelişi Kara Melek’ten (1996) beri genellikle kötü kadınların ortalığı birbirine kattığı entrikanın, nefretin aynı zamanda şiddetin kol gezdiği entrika/nefret dizileri… Veda Gecesi’nde ‘Seher’in neler yapacağını çok mu merak ediyoruz! Herhalde kadınların/kadınlığın en çok harcandığı formatlardan biri olsa gerek.

Muhteşem Yüzyıl’da (2011) Kanuni Sultan Süleyman’ın sarayda oturup haremle, kuyumculukla uğraşmasına çok kızdığımız için bitmeyen pusulardan zaferle çıkan, ama kaleden ve ormandan çıkamayan tarih konulu kılıç dizileri…  Kuruluş Osman, Alparslan: Büyük Selçuklu vb.

Süper Baba (1993) ile ilk nüvelerini gördüğümüz yürek parçalamanın dozajının değiştiği gözyaşı dizileri…  Ateş Kuşları, Kardeşlerim, Üç Kız kardeş vb.

Poz dizileri var. Genelde aşk konulu. Güzel, yakışıklı karakterlerin; güzel kıyafetler içinde poza durduğu diziler… Erkenci Kuş (2019), Sen Çal Kapımı (2020), Seversin vb.

Hoş Boş diziler. Komedi, dizi sektöründen kovulduğu için onun yerini alan komedi –aile dizileri bunlar. Güzel Günler (2022).Oysa güzel başlamıştı bu dizi…

Kırmızı Oda’yla (2020) birlikte; bütün sorunlarımız çocuklukta yatıyor diyerek, çocukluğun didik didik edildiği, anneliğe olağanüstü anlamlar yükleyerek annelerin üzerinden silindir gibi geçildiği korku dizileri… Korku dizimiz yok diye çok üzülüyorduk. Annelik, babalık, evlilik gibi kurumların toplumsal dinamiklerini hesaba katmadan her şeyi karından itibaren anneye bağlayan bir anlayışla psikolojik şiddetin pornografisinin yapıldığı Çöp Adam’ından Camdaki Kız’a kadar.  Olay rahimden başladığı için baba ara sıra, sonradan devreye giriyor. Dizi adlarının altına yazılan“Gerçek hayat hikâyesinden alınmıştır.” etiketi artık fena halde ürkütüyor. Bu konular başka türlü işlenemez mi? İşlenir.

Deliyürek’le (1998) başlayan gittikçe zamansızlığa ve mekânsızlığa ulaşan, vatanseverlik ve mafya kavramını yeniden tanımlamamıza neden olan intikam/silah dizileri…  Bu format izlenme rekorları kırıyor. En rahat dizi formatı, yormuyor. Silahlar konuştuğu için diyalog az. Her sahnede görünen başkarakter 15 cümleyle 1,5 saati geçirebiliyor. Senarist oturduğu yerde para alıyor sanki. Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz (2015) dizisinin baş aktörü sanırım bir kere ezber yapmıştır Kurtlar Vadisi’nden beri. Ben Bu Cihana Sığmazam dizisinde de aynı cümleler, uzun racon bakışlar, duruşlar, yürüyüşler. Karşıda 20 kişi kurşun yağdırıyor, başkahraman iki elle kullandığı silahla herkesi öldürüyor. Kaçmasına, atlamasına, zıplamasına da gerek yok. Oyuncu da rahat. Genellikle bütün çekim yerleri şehir dışı. Yönetmen, teknik ekip de rahat. Konu belli. Yurdumuz ulus içi ulus dışı güçlerin saldırısı altındadır. İçerde ve dışarıda yekvücut yapılan mücadele anlatılacak. Yekvücut derken; Mafya başta olmak üzere istihbarat, bazen siyaset.  Mafya kendi arasında çatışsa bile sonunda vatanseverliğe bağlanacak. Deli Yürek’te Asker Yusuf Miroğlu mafyayla neler başardı. Kurtlar Vadisi’nde (2003) Alemdar Polat ve Süleyman Çakır efsane ikili oldu. Ezel’de (2009) Ezel ile mafya Ramiz Dayı’yı baş tacı ettik. Çukur’da (2017)  iyi mafyayı izledik. Koçavalı ailesi bir mahalleyi koruyup kolluyor uyuşturucudan uzak tutuyordu. Her gün sokak araları ölü insanlarla doluydu. Polis uğruyor muydu?  Uzaktan… Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz’da (2007) Mafya Hızır Çakırbeyli ve ailesi işini yaparken devlete yardım ediyor ve vatanseverliği nirvana seviyesine çıkıyor.  İstihbarat Birimi bile Hızır Reis’in ağzına bakıyor. İnsanlara yaşamayı ve ölmeyi bahşeden Tanrı kahramanın dolaştığı diziler bunlar. Ölmüyorlar. Ölseler de dirilip geri geliyorlar. Yalnızca bir Amerikan dizisi Köstebek’in uyarlaması olan İçerde (2016) dizisinde bir mafyanın emniyet güçleri tarafından çökertilmesini gördük.  Adım Farah (2023) dizisinde mafya adam, doktor kadın aşkı. Tetikçi’nin Oğlu dizisine henüz vakıf olamadım. O da bir mafya dizisi. Küçüklü büyüklü mafyanın/yer altı dünyasının karışmadığı dizi kalmadı. En sevdiğim dizilerden biri Behzat Ç.’nin annesi yeraltı kadını çıkmıştı sözgelişi. Kızılcık Şerbeti’nin de eli kulağında. Dizi entrikaya yakın duruyordu.  Bence Pembe Hanım mafyaya karışacak. Karşı aile; çoluğunu çocuğunu, torunlarını, akrabasını aldı. Yetmedi kocayı da aldı.

Ömer’de Gamze’nin eli, gücü her yere uzanan kocasıyla giriş yapıldı. Yargı’da Ilgaz’ın dürüstlüğünün sınanması için-şimdilik- eski toprak mafya dede ile yetinildi. Yine de başı sıkışınca dedeye bir bakıyordu. Hikâyeyi uzatamayan senarist işi hemen mafyaya bağlayıp silah formatına geçiş yapabiliyor anlayacağınız.  Aile (2023) dizisi bir mafya dizisi. Birinci sezonda Aslan bir taraftan anasıyla kardeşiyle, diğer taraftan eş Devin ile uğraştı.  Mafya’dan çıkmaya çalışan Aslan  –şartlar işte-  gittikçe mafyalığın koyu karanlığına düştü. Sen mafya olmamalısın diye adamı paralayan Eş, Psikolog Devin  -şartlar işte- mafyalaştı. Acaba bir Bonnie ve Clyde (1934)çıkar mı ikinci sezonda? Göreceğiz. En gıcık iki soruyu tekrar soralım, “Ben Bu Cihan Sığmazam” dizisine biraz yakından bakalım.

Kahramanın Yolculuğu ve Ben Bu Cihana Sığmazam

Dizi künyesinde “Çok genç yaşta İstanbul’un yer altı dünyasında nam salmış bir kabadayıyken” diye tanıtılan Cezayir Türk, devlet operasyonunu yürüten abisi/ağabeyi Yıldırım Türk ve ailesi, CIA tarafından öldürülünce, CIA’nın Türkiye sorumlusunu öldürür. Kendini öldü gösterip faaliyetlerine Türkiye dışında devam eder. Kabadayı Cezayir Türk, Türkî devletlerin ulusal ve uluslar arası ekonomisini yürütmek üzere kurduğu “Beyler Divanı”nın başkanı olur. Yani kabadayı Cezayir level/seviye atlar. Yaşadığı öğrenilir. CIA peşini bırakmaz. İstanbul’a gelmesi için kızı kaçırılır. İstanbul’a döner. Sezon boyunca bir dizi saldırılara, ihanetlere uğrar. Hepsini püskürtür. Anlaşılır ki, bütün bunlar, dünya ülkelerinin istihbaratlarının başına geçmesi için düzenlenen operasyonlardır. Cezayir Türk, bir kez daha level/seviye atlar. İhanet eden arkadaşını canlıyken testereyle parçalara ayırır, böylece dünyaya meydan okur. O artık dünyanın da boyun eğdiği “seçilmiş” bir kişidir. Kısaca karşımızda kült bir kahraman/lider vardır. Kimdir Cezayir Türk?

·      Vatana bağlı, devlete saygılıdır. Nasıl bir saygı olduğunu çok çözemedim. Sözgelişi Türkiye’ye dönüşte onu karşılayan Teşkilat’ın başkanı Lokman Bey’e “İstanbul benim”le başlayan bir tirat/fırça attı ki, devletin kurumlarının üstünde olduğu kabul edildiği sürece devlete bir saygı söz konusuydu.

·      Aileye çok önem verir ve aile her şeyin üstündedir. Bunu zayıflık olarak görenler Cezayir’in sabrını hep buradan sınar.

·      Kadın çok önemlidir, ona silah doğrultmaz. Herkesin bu kurala uymasını ister.  Örnek: Yeğen Ateş Türk, kendisine silah doğrultan Azra’yı vurmak zorunda kalır, sonrasında“Biz kadın vurmayız!” diye çırpınarak hastaneye götürmeye çalışır.

·      Zekidir. Tüm planları o yapar. Herkes o planın parçasıdır ve o hep haklı çıkar.

·      Çevresindekiler, Cezayir için can vermeye hazırdır. Cezayir için can vermek  “veren” için bir mertebedir.  Cezayir buna “dostluk” demektedir.

·      Dünyanın peşinde olduğu adamdır.

·      Felsefi derinliği vardır. Mâtüridi,  Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli,  Sokrates, Özdemir Asaf gibi âlimleri, sanatçıları bilir. Öyle ki kafasına silah dayadığı adamla Özdemir Asaf’ın dizeleriyle iletişim kurar.

·      Türk’tür, milliyetçidir, müslümandır, erkektir. Dizinin 1.bölümünde bu vasıfları seyirciye ilan edilir.

·      Mekânsızlığa ve zamansızlığa ulaşan kişidir. Dizinin adı “Ben Bu Cihana Sığmazam” 14.yy Tasavvuf şairi Nesimi’nin ilahisinden alınmadır ve dini bir anlamı vardır. Yani Cezayir Türk’e dinsel bir anlam da yüklenir. Zaten dizi yaratıcıları bunu keşfetmemize izin vermeden 1.bölümün başında kafamıza vura vura açıklar ve jenerikle sürekli hatırlatılır.

Böylelikle dizide kahramanının/Cezayir’in yolculuğu ile -öyle bir niyet olmasa da- bu özelliklere sahip bir kahraman/lider modeli sunulur. Üç aşağı beş yukarı intikam/silah dizilerinin çoğunda buna benzer kahraman/lider modeli üretime sokulur. Kadının, çocuğun, çevresindekilerin/dostun düşmanın kahraman/lider yanında nasıl konumlanacağı gösterilir. Bunları anlatmanın en temel aracı da “şiddet” olunca tüm zamanların en gıcık sorularını sormak gerekmez mi? Entrika, gözyaşı, poz, korku, kılıç, silah… Hiçbir diziyi ayırt etmeden;  açık, örtülü, fiziksel, psikolojik şiddetin dizilerin tüm dokusundan yayılması ürkütücü. Burada “Kumanda elinde kapat!” deme lüksümüz var mı acaba?

Sonuç olarak…

Üç aşağı beş yukarı 22 haber kanalı,  8 de genel içerik üreten ulusal kanal var. Sanatın haber değeri olmadığı 22 haber kanalından söz ediyoruz. Dünyanın zil takıp oynayacağı sanat başarıları ya çoğunluğa ulaşamıyor ya siyaset kazanında eritiliyor ya da bu kanallarda bir altyazı olarak geçme şansı elde ediyor. Sanat programı yapma adına yola çıkanlar, dizilerin oyuncularını konuk alıp dizilerini anlattırıyorlar. Genel içerik sunan kanallarda bir sezonda 56 dizi* akmış ekranlardan. Anlayacağımız Türkiye diziye kesmiş. Alt tarafı bir dizi izliyoruz diyerek geçemeyeceğiz dünyalar gözümüzün önünden akıp gidiyor. Bu dünyaların bizim dünyalarımızda bıraktığı izlerin peşinden gitsek, yolun sonu nereye çıkar?

* Kaynak:yamacokur.wordpress.com

 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunudur. Eğitimin değişik kademelerinde çalışmıştır. Edebiyat, sinema, felsefe, psikoloji, sosyoloji ilgi alanlarıdır.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Filmlere Dair

Kuru Otlar Üstüne

Koza(1995) adlı kısa filmiyle başlayan Cannes film festivali ödül serüveni Kasaba(1998) ile Berlin Film Festivali’nde gelen…

Kim bu kuşlar…

Yanımızdan yöremizden değil, iliklerimizden geçen bir seçim yaşadık. Çocuklara çocuk olmayı, sanatçılara sanatçı olmayı, öğrencilere öğrenci…

Okul Tıraşı

Yolu okuldan geçen iyi sanat ürünlerinin çoğu yakıcıdır nedense. Hele çocuk gözünden anlatılırsa. Çocukların dünyasına bakarken…

Bedrana’yı Kim Öldürüyor?

Enseyi karartmamak için soralım. İnsanın ya da toplumların yıkıcılığını, yok ediciliğini, kıyıcılığını neler değiştirebilir ya da…