İnsanda Temel Emosyonlar: Fotoğrafçı İçin İpuçları / 2

///

Bir önceki yazıda, emosyon sözcüğü ile imlediğimiz olgunun, duyguları içerse de, sadece hissettiğimiz duyguları anlatmadığını; daha kapsamlı zihinsel / davranışsal yaşantılarımızı da kucakladığını belirtmiştik. Ayrıca, temel emosyonların o emosyon için özgül (1) öznel duygu; (2) fizyolojik uyarılma; (3) yüz ifadesi ve (4) davranışsal değişimleri içerdiğini ve bu değişimlerin, o temel emosyonun diğer temel emosyonlardan ayrıştırılmasını da sağladığını eklemiş; bunu “üzüntü” ile de örneklemiştik.

Bu ve izleyen yazılarda ise, emosyonların özelliklerine daha yakından bakacağız ve ardından temel emosyonları sanatsal yaratı/ fotoğraf sanatı bağlamında gözden geçireceğiz.

Emosyon: canlılığımızın en temel yapı taşları

Ancak, öncelikle, genel olarak emosyonların bazı özelliklerini biraz daha açmakta yarar var. Emosyon karmaşık bir psikofizyolojik fenomen; canlılığımızın en temel yapı taşlarından. Emosyonları daha alt/eski beyin bölgelerimiz ve bedensel duyumlar tetikliyor. Bu beyin bölgelerine, “sürüngen beyni” de denebiliyor; memeli beyninde ise limbik sisteme karşılık geliyor. Emosyonların evrimsel süreç içinde değerlendirildiğinde, “hayatta kalmamızı sağlama” açısından çok önemli işlevi var. Dolayısıyla, emosyonlar, ölçülebilir kısa süreli fizyolojik yanıtlar. Emosyonların bu hızla ortaya çıkış ve silinişleri, büyük oranda, farkındalık alanımızın dışında, bilinçdışı mekanizmaların harekete geçmesiyle oluyor. Örneğin, kızgın yüzleri gösterip hemen kapattığınızda, beynin kızgınlığa yanıt veren bölgelerinde uyarılma gözleniyor, ama, kişi bunun farkında bile olmayabiliyor. Ya da, çok eski kuzenlerimizde olduğu gibi, saldırıya uğrayan yavrusunu koruyan annenin anlık tepkimesinde gözlemlenebiliyor.

yavrusunu koruyan anne, istanbul, 2017

Aynı düşünceler, hayaller, tasarılar, imgeler, davranışlar gibi, emosyonlar da, tüm bedenimizin, özellikle de, sinir sistemimizin ve beynimizin işleyişlerinin ürünleri. Bu çok etkenli, karmaşık sistemin içinde, emosyonlarımızı düzenleyen baş aktörler sinir sistemimizdeki kimyasal ileticiler, nörotransmitterler. Nörotransmiterler, sinir bağlantı uçlarındaki iletiyi sağlayan kimyasal yapılar. Sinirsel iletiler sinir hücre yapılarında elektriksel uyarı olarak seyrediyor, sinir uçlarına geldiklerinde nörotransmiterleri tetikliyor ve böylelikle uyaran hücreden hücreye geçiyor ve ardından ileti diğer hücrede yine elektriksel uyaran olarak yoluna devam ediyor. Bu ileti sistemi duygusal, düşünsel, davranışsal dünyamızın biyolojik zemini; deyim yerindeyse, alt yapı kurumları. Tüm üst yapı kurumlarının işleyişini, yani, duygusal, düşünsel, davranışsal dünyamızı belirliyor. Ama aynı zamanda, tüm zihinsel faaliyetlerimiz de, yani deyim yerindeyse, üst yapı kurumları da (imgelerimiz, hayallerimiz, korkularımız, bilişsel işlevlerimiz, emosyonlarımız) bu alt yapı kurumlarının işlevselliklerini etkiliyor. Kısaca, biyolojik işleyişler ile zihinsel/ ruhsal işleyişler birbirleriyle karşılıklı etkileşim içinde. Dolayısıyla, biyolojik işleyişlerin önceliği olduğunu, zihinsel/ ruhsal işleyişlerin ise üstünlüğü olduğunu söyleyebiliriz.

bir bütünün iki görünümü, istanbul, 2020

Emosyonlar klasik batı düşünce dünyasında genellikle, mantıklı süreçlerin, akıl yürütmenin tersi olarak değerlendirilir. Sık sık duyarız, “duygularım ve mantığım çelişiyor”. Kartezyan düalizmin o iflah olmaz ikilemlerinin en başta geleni: Beden/ ruh ikilemi. Bu bilim ve sanatın aşması gereken/ aşmakta olduğu bir safsata! Biyolojik ve zihinsel/ ruhsal işlevlerimiz aynı bütünün iki görünümü; iki karşıtın aynı öznede bütünleşmiş halleri. Çünkü, beyindeki bağlantı ağlarını dikkate aldığımızda, emosyonların, karar verme ve planlama işlevlerimizin zeminini oluşturduğunu görüyoruz. Bir sergiyi gezerken, şu fotoğrafa uzun uzun bakayım demeyiz; farkında olsak da olmasak da, önce duygusal yaşantımızda bir kıpırdanma, bir uyarılma ortaya çıkmıştır; sonra bunu o fotoğraf üzerinden anlamlandırma ihtiyacı duyarız ve iç dünyamızın çağrışımları, düşünceleri harekete geçer; bu arada, çoktan o fotoğrafın önünde çakılıp kalmışızdır bile. Emosyonlar, yaşam olaylarına uyum sağlamamıza yardımcı olmaların yanında, kültürden, sanattan haz almamızı ve sanat yoluyla hayatlarımızı anlamlandırmamızı, anlam alanlarımızı genişletmemizi de sağlar.

Temel emosyonlar evrenseldir

Kendimizle ve çevremizle ilişkimizde bilgi aktarımını önemli ölçüde emosyonlar üzerinden gerçekleştiririz. Çeken (ilgi/ sevgi) ya da iten (korku/ tiksinme) nesnelerin ayrımını süratle yapabiliriz. Filogenetik olarak evrimin erken dönemlerinde şekillenmiş beden temelli süreçlerdir. Bazen yararlı/ adaptif, bazen yanlış alarm veren, durumun ya da kişinin yanlış yorumlanmasına yol açabilen süreçlerdir bunlar. İfade ediliş ya da tanınmaları arasında kültürel farklılıklar gösterse de, temel emosyonlar evrenseldir. Harekete geçirdikleri zihinsel süreçler kanalıyla öğrenmeyi ve anıların inşasını etkiler.

Dolayısıyla, emosyonun ana bileşeni olan duygularımızın, düşünce ve davranışlarımızla çok sıkı ilişkide olduğunu ve bunlardaki değişimlerin karşılıklı bir etkileşim süreciyle ortaya çıktıklarını söyleyebiliriz.

insan bedende somutlaşmış öznedir, lahore, 2013

İnsan bedende somutlaşmış öznedir

İnsan bedende somutlaşmış öznedir. Herbirimiz, birer insan olarak, bireyler arası, toplumsal ilişkiler içinde inşa olunan ve biyolojik bir bedende somutlaşmış kültürel, sanatsal, bilimsel süreçlerin ürünleriyiz.

Bu süreçler, fotoğrafı yaparken de, izlerken de geçerli. Farkında olsak da, olmasak da, bizde duygusal dalgalanmaya yol açmayan bir durumun fotoğrafını yapmayız; böyle bir dalgalanmaya yol açmayan fotoğrafa bakmayız bile… Bir fotoğrafı ister yaparken, isterse izlerken, duygusal dalgalanmanın/ uyarılmanın ardından derin düşüncelere dalmanın hazzını yaşarız.

notlar, yararlanılan kaynaklar

  • Ekman, P. (1992). An argument for basic emotions. Cognition & Emotion 6: 169–200.
  • Gaulin, SJC., Donald, HMB. (2003). Evolutionary Psychology (2nd edition). Pearson. p 121-142.
  • James, W. (1884) What is an emotion? Mind 9 (34): 188–205.
  • Küey, L. (2013) Communication, in Leadership in Psychiatry (eds D. Bhugra, P. Ruiz and S. Gupta), John Wiley & Sons, Ltd, Chichester, UK.
  • LeDoux, JE. (1996) The Emotional Brain: The Mysterious Underpinnings of Emotional Life. New York: Simon & Schuster.
  • Plutchik, R. (2001). The nature of emotions. American Scientist; Research Triangle Park, 89(4): 344-350.
  • Schacter. DL., Gilbert, DT., Wegner, DM. (2011). Psychology (2nd edition). New York: Worth. p. 310. 

Fotoğrafa merakı geçen yüzyılda, 70’li yılların ikinci yarısında, üniversite yıllarında başladı; sanata, edebiyata, resme, şiire, saza söze, arkeolojiye, tarihe meraklıydı oldum olası; giderek dünyayı değiştirmeye, tıbba ve psikiyatriye merakı da aynı yıllara rastlar. Tank gibi bir Zenith TTL makinayla dolanırdı ortalıkta. Güneşli havada 125’e 16, merdiven altında karanlık oda, ah bir 400 ASA’lık film alabilsek de, çekebilsek yarı karanlıkta. Her biri 36 kare, aman hemen bitmesin, yanında yedek film var mı, nasıl çıktı acaba, gel de bekle bir hafta, derken, fotoğraf öğreneceğim diye sabırlı olmayı öğrendi bir de. Beklemeyi, zamana inanmayı öğrendi.

“Yeni Fotoğraf” dergisinin çıkışını heyecanla her ay alışını, üç arkadaş evin alaturka tuvaletini karanlık odaya çevirişlerini, bol fotoğraf çekmeden bu işin öğrenilemeyeceğini anladıklarında, film masrafını kısmak için, Sirkeci’den 300 metrelik film alıp onu kasetlere bölüp bol bol siyah beyaz fotoğraf çekişlerini, o günlerden kalan görüntüleri; Alsancak’ta ayı oynatan adam ve ayısının görüntülerini, Kayseri’de çeşme başında oynayan çıplak çocukların, İzmir’de Cumhuriyet Meydanı’nda büyük mitinglerin görüntülerini, ille de kordon görüntülerini hayal meyal hatırlıyor.

Ardından, uzun bir ara girdi fotoğrafla arasına. Psikiyatri eğitimi ve uzmanlığıyla artık makinasız fotoğraflar çekmeye dönüştü adeta bu merak. Yardım için başvuran kişileri dinlerken kendi zihninde onların fotoğraflarını çekmeye, onların iç dünyalarını, duygu hallerini zorluklarını, hayat mücadelelerini zihninde imgelerle canlandırmaya dönüştü bu merak. 80’li yılların başlarından itibaren artık mesleğine gömülmüştü. Araştırma yapmak, ders vermek, klinik pratik, meslek örgütlenmelerinde aktif görevler üstlenmek ve bu görevleri bağlamında yüzün üzerinde ülkeye seyahat etmek, konferans vermek. Buralarda mutlaka sanat müzelerini, az da olsa fotoğraf müze ve sergilerini ihmal etmedi; tabii, elindeki genellikle kompakt makinaların deklanşörüne gelişine basmayı da.

Altmışından sonra, taa gençlik yıllarından beri uzaktan beğeniyle izlediği İFSAK’ta kurs görme zamanı bulabildi; ardından, fotoğrafın günlük hayatında kapsadığı zaman, alan genişledi. İFSAK’ta Temel Eğitim Semineri, ardından, Pitoresk projesi, Çekim Teknikleri, Portre, Makro, Uzun Pozlama dersleri, çalışmaları, Semt projesi çalışmalarında, katılabildiği fotoğraf gezilerinde rastgele, gelişine fotoğraf çekmemeyi öğrendi. Ortaya çıkmasını istediği fotoğrafı, önce zihninde kurgulamayı, onu mümkün olduğunca önce zihninde tasarlayıp görmeyi, imgeleştirmeyi, ardından dış dünyayı bu zihnindeki tasarıya göre gözden geçirmeyi, dış dünyanın kontrolü dışı olan gerçekliklerini dikkate alan bir bakış açısı benimsemeyi, mümkünse dış dünyaya az da olsa istediği biçimi vermeyi ve elindeki teknik olanaklar çerçevesinde zihnindekinin mümkün olup olmadığına karar vermeyi ve teknik ayarları / düzenlemeleri buna göre yapmayı öğrendi. Dış dünyadan edindiği izlenimleri iç dünyasında kurgulayıp / tasarlayıp, sonra bu tasarımı dış dünya ve teknik olanakların sınırlılıklar çerçevesinde, dış dünyanın içinden çekip çıkarması ve fotoğrafa dökmesi gerektiğini öğrendi. Fotoğrafın “çekilen” değil, “yapılan” bir şey olduğunu; fotoğrafı “çekmek” değil, “yapmak” gerektiğini öğrendi.

Fotoğrafın, dış dünya ile iç dünyasını birleştiren bir araç olduğunu; dış dünyayı
kendisine göre yeniden inşa ederken iç dünyasını zenginleştiren bir araç olduğunu kavradı.

Bu yüzyıla devrilmişti zaman; sayısallaşan bol renkli dünyada, “tekniğin önceliği, estetiğin üstünlüğü, yaratıcılığın hazzı” der durur oldu; bu dediğinin peşine düştü. Fotoğrafın “makinenin çektiği birşey değil, fotoğrafçının yaptığı bir şey” olduğunu kavradı. Kısaca, hayatına “fotoğrafça bir anlam katma” peşinde bir fotoğraf meraklısı.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Gestalt Kompozisyon İlkeleri

(Fotoğrafta Kompozisyon – Gestalt yaklaşımı) Bu yazımızda, “Fotoğrafta Kompozisyon” konusuna Gestalt ilkeleri ile yaklaşacağız. Gestalt, Alman…