Paris Yalnızlığı

//

Bayram Yılmaz Fotoğraf Kitabı Üzerine

 

Sert kapak, 154 sayfa
108 Siyah-beyaz, duotone fotoğraf
Ebat 23×26 cm
Baskı ve cilt: Metro Basım Hizmetleri A.Ş.
Türkçe, İngilizce, Fransızca
1. Baskı: Mart 2025

 

Halkın tarih sahnesine çıktığı 1789 Fransa’sından zamanımıza, Fransız Devrimi ruhu ve onun ilk gerçekleştiği yer Paris, insanlığın ortak mirası olmayı sürdürüyor. Tanrı’nın seçtiği sanılan kralın ve mutlak monarşinin tasfiye edildiği ilk büyük devrim 1789 Fransız Devrimi… Ardından yaşanan çalkantılı sürece rağmen aydınlanmacı, ilerlemeci, modern bir ulusun inşasına sahne olmuş bir şehir Paris. İlk ziyaretimde fark ettiğim şey bu kentin görkemli geçmişini yansıtan pek çok anıtsal yapıya sahip olmasıydı. Sıradan bir ziyaretçinin zihninde bölük pörçük de olsa Paris’e ilişkin tarihsel ve kültürel bir bilgi birikimi vardır… Bu zihin bulanıklığının alabildiğine berraklaşmasına imkân veren bir matruşka gibidir Paris. Tarihi adeta ayaklarımızın ucuna seren birçok anıtsal yapı: Napolyon Bonapart’ın küllerinin gömülü olduğu Les Invalides, Grand Palais, devasa Notre-Dame Katedrali, Bastille Meydanı, dünya mirası Louvre Müzesi ve eşsiz sanatsal eserleri barındıran birçok müze, Eyfel Kulesi, şehrin içinden yılan gibi kıvrılıp geçen Seine nehri üzerindeki Pont Neuf ve birbirinden güzel köprüleriyle bu şehir kadim bir geçmişin ağırlığını hissettiriyor. Sokaklarındaki capcanlı kafeler, merakla ve özgürce yapılacak yürüyüşlerin dinlenme durakları olarak insanın gün boyunca diri kalmasını sağlıyor. Santayana’nın: “Geçmişi anımsamakta yetersiz kaldığımızda, onu tekrar yaşamaya mahkûm oluruz” sözünü hatırlatıyor bu durum ve Paris özelinde ziyaretçileri zihinsel açlığı doyurmaya sevk ediyor. Büyük bulvarlara, rahatça adımlanan geniş kaldırımlara sahip Paris’te yapılacak en doğal şey: yürümek, bakmak, görmek ve geçmişin hikayelerini taşıyan pek çok mekanla yüzleşmek…

Devrimin sloganı olan “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” sözcüklerinin cephesinde kazılı olduğu birçok yapı ile karşılaşmak mümkün bu yürüyüşlerde. Mimari yapısıyla Paris dünyaya örnek bir şehir. Bu özelliği kazanmasını iki şahsiyete borçlu: III. Napolyon ve Seine Valisi Haussmann. 1850’lerde, nüfusu 1 milyon kadar olan şehrin yenilenmesi sırasında yaklaşık 20 bin bina yıkılmış ve çok daha fazlası inşa edilmiş. Taş cepheler ve dövme demir detaylar, Haussmann döneminde gelişen mimarinin belirgin özellikleri. Dünyanın en çok ziyaret edilen şehirlerinden biri olan Paris bu temel özelliğiyle Paris stilinin ortaya çıkmasını, yaygınlaşmasını sağlamış. Paris’i geçmişiyle bütünleştiren bu irade, şehrin en eski yapılarını da korumaya çalışmış.  Şehrin altını bir örümcek ağı gibi saran Paris metrosu ise 1900’de inşa edilmeye başlanmış.

Tek renk taş duvarlarla bezeli sokaklarındaki hareketli yegâne unsur insan… Paris sokaklarını arşınlayan bir fotoğrafçı için, değişmeyen mimari arka plan önündeki insan, Bayram Yılmaz’ın “Paris Yalnızlığı” kitabının da ilgi merkezini oluşturuyor. Dikkatli bir okuyucu için insanlar üzerinden bir Paris okuması, bir Paris imajı inşası mümkün elbette. Ve bu, fotoğrafçının okuyucudan beklediği en doğal şey. Kitaptaki fotoğrafların en eskisi 2012’den… Yılmaz o tarihlerden günümüze kadar neredeyse her yıl ziyaret etmiş bu şehri. Tahmin edileceği gibi Paris’in sokakları, meydanları, kafeleri her an canlı. Çünkü bu kente özgü küçük stüdyo dairelerinde sürdürdükleri bireysel yaşantılarında insanlar sokakla, nehirle, birkaç adım ötelerindeki parklarla sıkça ilişki halindeler. Araç trafiğinden arındırılmaya çalışılan şehirde toplu ulaşım imkanları ve özellikle metro, insanları en azından bir müddet sokakta yürümeye çağırıyor. Bu durum, sokaktaki kameralı adam için bolca çekim fırsatı anlamına geliyor. Bürolarına gitme telaşındaki insanlardan, kafelerde soluklanarak içeceklerini yudumlayanlara; şehre hayat katan Seine nehri kıyısında güneşlenen insanlardan, vitrinleri izleyenlere; parklarda dinlenenlerden metro vagonlarında yolculuk edenlere kadar Parisliler ve şehri ziyarete gelmiş insanlar Yılmaz’ın küçücük anlara sıkışmış karelerinde kendilerine yer buluyor. Bu fotoğraflara bakarken arka plandaki şehrin varlığını, onun ruhunu yansıtan ve bakış açılarına göre bağlamı durmaksızın değişen Paris’i hissedebiliyoruz. Brassai, Robert Diosneau, Henri Cartier-Bresson, Agnes Varda gibi pek çok fotoğrafçı kendilerine özgü bakış açılarıyla, tutkuyla bağlı oldukları Paris’i fotoğrafladılar. Paris’in canlılığı ve tükenmez enerjisi, Yılmaz gibi, onlar için de büyük bir ilham kaynağıydı. Yılmaz dışarıdan bir göz olarak insana bakıyor; koşulsuz, önyargısız ve ancak konusuyla ilişki anında ortaya çıkacak biricik anlamın arayışında… Bu yolculuğunda o yalnız bir ruh; tıpkı Eyfel gibi… Paris’te hiçbir yapının erişemeyeceği yüksekliğe konulmuş, yıkılmamaya mahkûm edilmiş, eşsiz ve yalnız Eyfel gibi. Yılmaz şu cümlesiyle özetliyor Paris Yalnızlığı’nı: “Şehirdeki onca kalabalığa rağmen, boşluğa asılan yaşamlar gibi herkes yalnız. Bir futbol maçında bir araya gelen insanların tesadüfi buluşmaları gibi bir aradalar, ama yalnızlar. Paris’te yalnızlık, bazen insanlara içindeki derin boşluğu hissettiren bir gölge gibi, bazen de kalabalıkların içinde kaybolmuş bir sessizliktir.

Not: Bu yazı ilk olarak Fotoğraf Dergisi’nin 182. sayısında yayınlanmış ve güncelleştirilmiştir.

 

1958’de Düzce’de doğdu. Boğaziçi Üniversitesi, Bilgisayar Programcılığı ve Anadolu Üniversitesi, İktisat Fakültesi mezunu. Çeşitli kuruluşlarda Bilgisayar Programcısı ve Sistem Analist olarak çalıştı. 1989 yılında İfsak’a üye oldu. 2000 yılında mesleğini terk ederek, kendini amatör olarak ilgilendiği fotoğrafa adadı. Şu anda serbest fotoğrafçı olarak çalışarak, belgesel nitelikli fotoğraf projeleri yürütüyor. “Panayır-The Country Fair” başlıklı kitabı 2008’de ve bu çalışmanın devamı niteliğinde “Yular” kitabı 2017’de yayınlandı. 40’ından sonra yapılabilecek en güzel şey olan Felsefe eğitimini, biraz geç de olsa, İstanbul Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesinde tamamladı.

1 Yorum

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Çok Gözlü Adam

Akan günler, sanayi devriminden iletişim çağına, bilimden sanata kadar farklı çizgiler üzerinden yaşamımızın değerlerini belirlemeye ve…

Foto Ütopya

Zaman, su gibi akıp geçer. Su ise zamansız yolcu; akar, gider. Önüne çıkan engelin yanından yöresinden…

Neden Fotoğraf Çekiyoruz?

Başlıktaki soruya psikoloji perspektifiyle bakıldığında akla birden fazla yanıt geliyor. İlk ve en basit yanıt Freudçu…

Beklerken

Yeryüzünün Gizli Görüntüleri Fotoğraf ve caz müziği birbirine çok benzer. Fotoğrafın da caz gibi türleri, icra…

Foto Sürreal

Fotograf ortamında bir süredir sürreal fotograf başlıklı seminer, atölye, sergi, gösteri gibi etkinlikler göze çarpıyor. Geleneksel/Modern…

Kendim Olmayı Seçtim

Güvenli ve korunaklı hissettiğimiz evimiz, hareket alanlarını daraltırken, özgürlüklerimizi sınırlar mı? Toplumun koyduğu görünmez duvarların ilk…

Yapay Zekâ ve Fotoğraf

Analog fotoğrafçılık yerini dijital teknolojilere terk ederken çoğumuz büyük bir devrime şahitlik ettiğimizi düşündük. Oysa filmli…

Nepal, Mumbai (Yaz 2024)

Bölüm 12, Umman, Maskat 10 Temmuz 2024 – Çarşamba Kurduğumuz saatte, sabaha karşı saat altıda uyanıyoruz.…

Büyükanne Orada mısın…

Bir ressam düşünün ki, bilinen tüm fotoğrafları yaşlılık dönemine ait olsun ve yaşadığımız dünya onu “Büyükanne”…