Zamanın Ruhu
Herkes zamanı yakalama derdinde. Zaman neydi, ruhu nasıldı, bunun üzerine ilk kimler ve neden düşünmeye başladılar? Günlük yaşamın rutinleri zaman kaygımızı bu noktaya nasıl getirdi? Bildiğimiz bir şey varsa, o da yakında ölecek olduğumuz muydu? Yakın, nasıl bir sürenin derecelendirmesiydi? Bazı sabahlara birer felsefeci gibi şüphe ve kaygıyla uyanmamızın nedeni, belki de yanıt arayıp bulamadığımız sorulardı. Neyse ki bunları zaman zaman unutturan müzik, edebiyat ve sanat vardı hayatımızda.
Oysa artık orman sözcüğünü bile kolaylıkla dile getiremiyorduk. O masalların gizlerine tanık olan, o içinde yolumuzu kaybettiğimiz orman, bugün gölgesindeki tüm canlılarla birlikte dünyanın birçok bölgesinde yangınlara teslim olmuş durumda. Kullanılmış şiirlerden firari kafiyelerle çatılmış ateş ormanları rüyalarımıza hâlâ fon oluşturmaya devam ediyor. Felaketlerle örülmüş antik tragedyalar ise kim bilir kaçıncı kez yeni oyuncularla bir kez daha kurgulanıyor.

Kimi havadaki uçakların su kapasitesinden söz ediyor kimi ağaçların alev alma hızlarıyla ilgili fiziksel gerçekleri masaya yatırıyor kimileri de bölgelere göre helikopter ya da uçak kullanmanın fayda ve zararlarını hitap ettiği kitleye anlatmak için özenle hazırlanıyor. Bir diğeri de ihmal ile şans arasındaki olasılıkları metafizik bağıntılar üzerinden çözümlemeye çalışıyor. Onlar konuştukça ormanlar yanmaya devam ediyor. Evrenin en önemli ana maddesi hâlâ su ve sözcükler ateşe etki etmiyor.
Felsefede tümden gelim, sebep-sonuç ilişkisini bitmiş olaylar üzerinden ele alırken aynı zamanda bilgiyi de akıl yürütme yoluyla kavrayışın içine dahil eder. Cereyan edip sonuçlanmış bir olay, konunun niteliğine göre, hukuktan ekonomiye, varoluştan tıp ilminin uç noktalarına kadar bir alanı sessizce içerir. Herkesin her konuda bir fikri vardır ama yeryüzünde bazı insanlar diğerlerine göre depremleri sanattan, gezegenleri siyasetten, felsefeyi iklim krizlerinden daha fazla düşünmüş ve üzerine akıl yürütmüş olabilirler.
Dünya bir denge sistemi üzerine kuruludur. Karşıtların birliği cepheleşmeleri yanında getirir. İnsanların en güçlü savunduğu fikirler en hızlı biçimde eskir. Sonra neyi ve neden savunduğunu da unutur insan. Geçici dövmeler gibidir kuvvetle savunulan fikirler. Yaşarsın, onunla var olur sonra da silip atarsın. Solmuş anılar dışında, geçmişini ispat edecek hiçbir iz kalmamıştır geriye.

Şansın Paydaları
Fotoğraf tesadüfleri sever. Yine de bir fotoğrafçıyı saygın noktalara gelecek fotoğraflarını oluşturması ciddi bir birikim ve zaman gerekir. Öyleyse fotoğrafçı bir yandan niteliğini yükseltip diğer yandan da niceliğini artırmak için nasıl bir yol izlemelidir? Anların peşine düşmeyi bırakıp deneysel fotoğrafın patikalarında mı yönünü bulmaya çalışacaktır? Yoksa düşüncesini görünür kılarak kompozisyonlarını mı oluşturacaktır? Sanata giden yol, pek çetindir.
Yakalamak: Kaçan bir şey mi vardı da peşinden gittik? Kısa tarihi boyunca boşuna av metaforuyla eşlenmedi fotoğraf. İlk insanlar beslenme ihtiyaçlarını gidermek için hayvanları vuruyorlardı. Oysa avcı-fotoğrafçı tok karnıyla keyif için sahneye çıkıp kendi rolünü oynuyor. Fotoğrafa dönüşme olasılığı yüksek anları gözüne kestirip pusuya yatıyor. Ya da hareket halinde olan ne varsa peşine düşüyor. Kurduğu estetik kapan sayesinde saniyelerin içinde avını çerçevesinin içine hapsediyor. Bir gün kullanırım diye arşivini güçlendiriyor.
Resim ise tek tek yapılıyor, her biri özgün. Aynı tuval üzerinde aylarca hatta bazen yıllarca çalışılıyor. Ressamın safra şansı yok, fazlayı yedeklemesi de mümkün değil. Fotoğrafçı ise anları seri olarak filmine ya da hafıza kartı üzerine, tıpkı bir makineli tüfek ile ateş açarcasına kaydediyor. Çünkü fotoğrafta doğru bir değerlendirme için fotoğrafçının çekim ile seçim aşaması arasına mesafe koyması gerekiyor. Hatta bu ara ne kadar açılırsa sonuçlar daha sağlıklı oluyor. Elbette, bu noktada seçim aşamasının çekim aşamasından daha önemli olduğunu unutmamamız gerekiyor.

Bir resme baktığımızda ya da bir filmi izlediğimizde hepimiz ayrı noktalara dikkat ediyoruz. Ayrı sahnelerden hoşlanıyoruz. Aklımızda farkı detaylar kalıyor. Algımız neyi seçerse biz de o noktanın altını çizerken buluyoruz kendimizi. Bilgiye dayalı kültür birikimimiz yalnızca bakışımızı değil algılayışımızı da etkiliyor. İşte bu yüzden ortak burçlar gibi, aynı sanat yapıtlarını seven insanlar da birbirleriyle daha yakınlaşıyorlar. Sanat algısı haz üzerinden bireysel işliyor da olsa kollektif izleme sosyal bir platform olarak anlamayı ve dolayısıyla da yapıtı benimsemeyi kolaylaştırıyor.
Ayrıntının Dayanılmaz Hafifliği
Fotoğraf teknolojisindeki gelişmeler, ayrıntının saptanması konusunda iki farklı noktada etkili olmuştur. İlki, optik gelişmeler sonucunda mevcut objektiflerin makro detaylara girip farklı dünyaları saptaması, ikincisi de gözün görme açısını örnek alan “standart” olan objektiflerin “telefoto” özelliği kazanarak uzakları yakına getirmesidir. Fotoğrafta içerik, biçime hizmet eden teknolojinin varlığıyla yeni bir boyut kazanmıştır.
Her iki durumda da gözün görme sınırlarının dışına doğru genişleyen fotoğraf, gerçek olduğu halde bizlere gerçeküstü çağrışımlarla yepyeni alanlar açmaktadır. Dünya güzeli bir kelebeğin yüzüne çok yaklaşıldığında korkutucu bir görüntüyle karşılaşmak mümkündür. Bir taş parçasına yakın plan bakıldığında parıldayan kristallerin yarattığı gökkuşağını ya da bir santimetrekarelik alanda yükselen sıradağları görmek mümkündür. Her güçlü ifade, bir anlam ile eşlendiğinde gerçek değerini bulur.
Uzakları yakına getiren teleobjektifler özellikle netlik yapılan nesne ile arka plan arasında kör bir ara alan oluşturarak öndeki nesneye dikkatin çekilmesini sağlamaktadır. Bir spor karşılaşması için harika olan bu durum, diğer yandan da yüksek odak uzaklığı nedeniyle perspektif üzerinde etkili olarak odak noktasındaki konuyu neredeyse iki boyuta indirmektedir. Çıplak göz bunları yine görmemekte, uzaktaki bir konunun detayını görmek istediğinde, konunun yakınına gelmek zorundadır. Sağlıklı her gözün bir çizgi ayırma gücü vardır.

Neredeyse son kırk yılda kullanım alanı daha da genişleyen ve sokak fotoğrafçılığında etkili olan geniş açı objektifler, yerinde ve mantıklı odak uzaklıklarında kullanıldığında görevlerini başarıyla yapıyorlar. Bazı fotoğrafçılar da özellikle belgesel fotoğrafçılık alanında ilgi çekmek adına aşırı geniş açıları yaşamın içinde kullanarak nesneleri ve insanları deforme ediyorlar ve görmenin doğasına aykırı işlere imza atıyorlar. Bu örnekleri gören fotoğrafçıların bir kısmı da onları taklit ederek bir görüntü sirkinin oluşmasına neden oluyorlar.
Teknik buluşlar, özelikle fotoğraf ve sinema gibi teknolojiye bağımlı dallarda içeriği daha fazla biçimlendiriyor. Günümüzde cep telefonları, haberleşme amaçlarından daha çok fotoğraf ve video çekme işlevleri üzerinden aranıp soruluyorlar. Her yenilik, öncelikle mobil cihazlar, fotoğraf makineleri ve bilgisayarlar üzerinde uygulanıyor. Son kullanıcılar, müşteri olmalarına rağmen araştırma-geliştirme departmanlarının gönüllü personelleri gibi yenilikleri deneyimliyor, üstelik olumlu ya da olumsuz tüm düşüncelerini sosyal medya üzerinden paylaşıyorlar.
Belgenin Acımasızlığı
Belleğin yerini tutan fotoğraflar, geçmişi bize unutturmamak için adeta yeminlidirler. Yaşanmış anların hatırlanması o ana ait fotoğrafların görünür olmasıyla mümkündür. Hatta bu düşüncemizi öyle ileri noktalara getirebiliriz ki hatırlayamadığımız olayları yok bile sayabiliriz. İşte tam da bu anda bir problemin sağlaması gibi fotoğrafların yardımını görürüz. Ayrı bir formülle, aynı sonucu çıkarmaya çalışırız.
Zihnin çeyiz sandığı gibidir fotoğraflar. Çoğu dolapta unutulmuş, güve delikleriyle gerçek işlevlerini yitirmişlerdir. Artık onları toz bezi yapmanın zamanı gelmiştir ve her temizlik yapışımızda o giysimizle geçen günlerimizi hatırlarız. Çöpe atmaz, bir arşivin iskeletine harç olma umuduyla yakınımızda tutarız. Zamanı anlar üzerinden kullanan fotoğraflar değerlerini asla yitirmezler. Tüm bu kaygılar elbette asacak bir fotoğraf, asılacağı bir duvar ve elbette bir çekiç ile çivinin varlığına bağlıdır.

Fotoğrafçının eğitimi, tüm eğitimlerde olduğu gibi erken yaşta başlar. Temelinin sağlam olması, katmanların zaman içinde oturması ve arada boşluk kalmaması gerekir. Bilgi ve görgü ile birleşerek fotoğrafçıya bir yapı kazandırmalıdır. Temel oluştuktan sonra fotoğrafçı yeteneğinin izni doğrultusunda, kendisine ait olduğu alana doğru yönelmelidir. Fotoğrafçının yöneleceği dal, kesinlikle altından kalkabileceği ve üzerinde yeterince pratik yapabileceği konular üzerine olmalıdır.
Yukarıda sözünü ettiğimiz eğitim, akademik anlamda olmayıp mühendislikten sanat tarihine kadar bir fotoğrafçının emin adımlarla ilerleyeceği ve ona iyi bir gelecek sağlayacak sağlam bir zemini hedeflemelidir. İyi fotoğrafın söze ihtiyacı olmadığı söylenir. Aksine, iyi fotoğraf kendinden söz ettirme gereksinimi duyar. Doğu toplumlarının kötü olana iyiden daha fazla konuşma eğilimi bizi yanıltmasın; “iyi” kavramı “güzel” ve “doğru” ile birlikte başlangıçtan neredeyse günümüze kadar sanat tarihinin temel kriterleri arasında yer almıştır.

Sanat, en hassas sorunlara değinse de ruhu arındırmalı ve izleyicisine iyi gelmelidir. Özellikle belgesel fotoğraf, evrenin kötülükleriyle sarmaş dolaş olduğu ve anların önceden hesaplanmayan dinamiklerini içerdiği için sürprizlerle doludur. Kötülüğü görmek ve zarar görme ihtimalini azaltmak için çevreyi haberdar etmek gerekir. Fotoğraf sadece neşeli anları, güzel manzaraları ve antik kentleri göstermek için yeryüzüne indirilmemiştir.
Fotoğrafçının Psikolojisi
Zihin ressamın paleti gibidir. Fotoğrafçı oradan aldığı bir rengi zamanın boş tuvali üzerine uygular ve ona anlar üzerinden biçim vermeye başlar. Sistematik çalışan bir sarkaca, kurulup boşalan bir zembereğe benzer fotoğrafa ait anlar. Görünmeyen bir kaynak, daha bir üst bir yapıyı maharetle çalıştırmaktadır. Günlük rutinleri sadece fotoğraflara değil, sanat yapıtlarına dönüştürme kudreti vardır fotoğrafın.
Işık ve çerçevelemenin fotoğrafı oluşturduğu bilinse de arada kalmış anların fotoğrafın oluşumu üzerindeki etkisi daha fazladır. Kimi Diane Arbus gibi hatanın peşindedir eksileri toplayarak fotoğraflarını oluşturur, kimi geçip gitmekte olanın dinamiklerini Henri Cartier-Bresson gibi fotoğraflarına yansıtır. Kimi Man Ray gibi verilenle yetinmeyip kendi yerleştirmelerini yapar kimi de James Nachtwey gibi savaşların acılarını fotoğraflarına misafir eder. Bu görüntülerin tümü fotoğrafın ortak paydasında insanlık hallerini yansıtmak için bir ahenk içinde buluşurlar.
Ruh durumu da fotoğrafa yansır. Her gün aynı yere bakar ama her gün farklı şeyler görürsün. Fotoğraflar, her fotoğrafçının bakışıyla André Kertész’in pervazındaki minik objeleri çektiği Polaroidleri veya W.Eugene Smith’in tavan arası cazcıları gibi çeşitlenir. Birinde naifliğin inceliği görürsün, diğerinde çalınan müziği duyar, sigara dumanlarının arasında sıra dışı ama tarihi bir konseri izlersin. İyi fotoğraf çimenlerin kokusunu hatta karıncaların ayak seslerini duyurur. Sanat tarihine göndermeler yapar, onları büyük ressamların işleriyle eşleştirme şansı verir.

İyi fotoğraf, izleyicisini yalnızca ön planın cazibesiyle kandırmaz, gerçek trajediyi de hatırlatır. Bazen yan rollere çıkanlar başrol oyuncularından daha fazla alkış alır. Seslenir ama bağırmaz iyi fotoğraf. Yüzlerce kez dinlediğin bir caz standardının doğaçlamalarla dolu tarihi bir yorumuna dönüşür. Sadece fotoğrafçı değil seyirci de bunu hisseder. İyi fotoğrafçı sıradan olanın tüm eksiklerini tamamlayarak sanat dünyasının cephesine sürer yapıtlarını. Ölümsüz anlar sanat olur. Fotoğraf mucizelerle doludur. Mahir olan göz bunu görür.
Bazen sezgiler devrededir, renkle birleşir. Bazen olaylar siyah beyazın karanlığında güçlenir. Sıradan olan güzeldir. Ve birinci olan her zaman podyuma çıkan en güzel kız değildir. İster dünyayı gezersin, istersen mahallenden çıkmazsın. Bir futbol takımını yıllarca izlersin, stüdyonda sanatçıların portrelerini çekersin. İnsan ırkının geleceğini garantiye almak ve hafızanın yerini tutmak için vardır fotoğraf. Bunun farkında olan raundu almakla kalmaz, maçı da kazanır. Kalan fotoğraflar bizimdir.
Zamanı bir süreliğine de olsa ancak fotoğrafla yakalamak mümkündür. Yaşadığını yaşatmaktır fotoğraf. Yalnızca fotoğraf ortak bir tarih üzerinden geçmişi atomlarına ayırabilir. Gördüğünü gösterebilirsen madalya senindir. Tesadüflere inanın. Rastgele!
Fotoğraflar: Çetin Ergand
@cetin_ergand

Bize Ulaşın