Görsel çalışmalar genel başlığı altında toplum, kültür, sosyal ilişkiler gibi kavramlarla şekillenen disiplinler arası ortak bir alandan beslenir. Antropoloji, sosyoloji, medya ve iletişim çalışmaları, kültürel çalışmalar gibi disiplinlerin kavramsal çerçevesinden yararlanır.
Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi bir kentin bakış açılarına yerleşme hikayesidir.
Bir kent, senin perspektifinin oluşturduğu bir varoluş biçimi olarak kent, benim perspektifimin oluşturduğu kentle aynı şey değildir. O zaman kentin gerçekliğini yitiriyor muyuz? Leibniz, kentin gerçekliğinin hakikatinin çok farklı perspektiflerde algılanışı yüzünden asla ortadan kalkmadığını kentin basitçe bu perspektiflerin toplamı olduğunu söylemekte. Bakış açısı öznede değil de nesnelerin içerisinde, dünya bize göre değil biz dünyanın bakış açılarına yerleştiğimiz ölçüde özneleşiyoruz.
Her şey ‘’olay(lar) İstanbul’da geçiyor’’ üzerine düşündüğüm bir sözden hareketle araştırdığım konular ve yazılar üzerine, sevgili Ayça’nın bu konuyla ilgili bana önerdiği kitapla başladı. Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi*

Georges Perec’in hayatını ve kitaplarını inceledikten sonra bütün kitaplarını aldım ve isimlerinden dolayı merak ettiğim sırayla okumaya başladım. Sosyoloji okuyan biri olarak kendisinin de bir sosyolog olduğunu öğrenmem ayrıca etkili oldu. George Perec kimdir? buradan başlayayım. Ve ağırlıklı olarak bu yazıya ilham olan kitaptan bahsedeyim sonrasında diğer kitaplarına genel bir bakış yapmaya çalışacağım.
Perec, (d. 7 Mart 1936- ö. 3 Mart 1982), Fransız Sosyolog ve edebiyatçıdır. Tüm yaşamı Paris’te geçti. Yazdığı ilk romanla XX. yüzyıl Fransız edebiyatında kendisine önemli bir yer edindi. Modern edebiyatta sözcük ve biçim oyunlarıyla deneysel arayışın ürünü olan Oulipo grubunun Raymond Queneau ile birlikte en tanınan ismi oldu. İkinci dünya savaşında anne, babasının kayboluşuna tanık olmuş bir çocuk olarak yaşayan yazar, hayatına damgasını vuran boşluğu 1969’da yayınlanan (Kayboluş) adlı olağanüstü romanından bir harf kaldırarak yansıtır. Fransızca’nın en çok kullanılan sesli harfi olan “e” harfini kullanmadan yazdı. Verdiği bir röportajda bunun sebebini şu şekilde açıklar: İşte ben bir romanım ve o kullanamadığım ‘e’ harfi de benim ailem.
Yazdığı her kitapta kendine özgü dil oyunlarını geliştiren Perec, daha önce edebiyatın hiç konusu olmamış alanları sayfalarına taşımış. Italıo Calvino’nun deyimiyle ‘’başka kimseye benzemeyecek derecede özgün ve edebi kişilik’’ olan Perec, 46. doğum gününden 4 gün önce, 3 Mart 1982’de öldü.
Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi*
Yazar deneysel bir metin yazmaya karar verir. Paris’in kilisesi ve çeşmesiyle ünlü Saint-Sulpice meydanındaki kafelerde üç gün belli saatlerde oturup gördüğü her şeyi not eder. Otobüslerden güvercinlere, tanıdık yüzlerden Japon turistlere Saint-Sulpice meydanından geçen her nesneyi ve kişiyi dikkat çeken özellikleriyle yazar. Günlük hayatın durağanlığını ve heyecanını yansıtan bu metinde hiçbir şey olmadığını düşündüğümüz anlarda olanları anlatır. Sıradan görünen hayatın sıra dışı anlarını sözcüklerle, seslerle ve harflerle oynayarak kaydeden Perec, hayatın nasıl farklı okunabileceğini bize gösterir. Belki de asıl hayat, zaman, insanlar, akrabalar ve bulutlar dışında hiçbir şeyin hareket etmediği o anlarda yaşanmaktadır.
Perec’in ilgisini çeken şey, bayağı olanın, dikkate değer olmak için barındırdığı potansiyel. Sıradan bir göstergenin nasıl sıradışı olabildiğiydi.
Syf:15
Tarih: 18 Ekim 1974
Saat: 12:40
Yer: La Mairie Kafesi
…. aynı anda gerçekleşen onlarca, yüzlerce eylem ve küçük olay, bunların her biri kimi duruş biçimlerini, hareketleri, belli enerji harcamaları içeriyor.
ikili konuşmalar, üçlü konuşmalar, çok sayıda kişinin yer aldığı konuşmalar: dudak hareketleri, ellerin hareketleri, kimi duyguları açığa çıkaran mimikler.
bedenin duruşları: oturmak (otobüslerde, arabalarda, kafelerde, banklarda)
yer değiştirme biçimleri: yürüme, iki tekerli araçlar, ticari araçlar, kamu araçları, toplu taşıma araçları, turist otobüsleri
Taksi durağında üç kişi bekliyor. Durakta iki taksi var, şoförleri yok (üzerinde ışıklı taksi şapkası olanlardan) Tüm güvercinler Belediye Binası’nın çatısındaki oluklara sığındılar.
Sakinlik. Otobüs durağında kimse yok.
Bir 96 geçiyor. Bir 87 geçiyor. Bir 86 geçiyor. Bir 70 geçiyor. Bir ‘’Grenelle Interlinge’’ kamyonu geçiyor.
Bir 63 geçiyor. Bir 96 geçiyor.
Kafenin önündeki kaldırımda park etmiş üç mobilet var.
Bir 86 geçiyor. Bir 70 geçiyor.
Park yerine girmek için arabalar hızla ilerliyor
Bir 63 geçiyor. Bir 87 geçiyor
Saat biri beş geçiyor. Bir kadın kilise avlusunu koşarak geçiyor.
Bir kadın elinde bir baget taşıyor
Bir 70 geçiyor
(oturduğum yerin görüş açısına girdiği için, tamamen tesadüf sonucu öteki uçta 84lerin geçtiğini görüyorum)….

Sonsuz detaylar, sonsuz farklı mesele üzerine yazan biri. Bu kadar denemenin içinde bu kadar farklı bakış açılarından anlatan bir yazarı okumak zor olabilir. Bildiğimiz şeylerin ayak izlerinde yürümek istemeyip kaybolmak istiyorsanız keyifle okunacak kitaplar. Ama nereden başlamak gerekir derseniz genelde ilk yazdığı romandan başlanır diyor diğer yorumcular ve eleştirmenler. İlk yazdığı roman ‘’şeyler’’ diye bilinse de.
İlk yazdığı roman aslında son romanıdır. ‘’Paralı asker’’
Perec evinden taşınırken toparlanan eşyalarından evraklar ve yazılı notları valizlere koyulur. Bir valizde artık işe yaramayacak müsveddeler evraklar vardır diğer valizde roman taslakları. Taşınırken müsvedde diye bu valizler atılıyor ve 30 yıl sonra bulunduğunda bakılıyor ki Perec’in ilk yazdığı roman denemeleri ‘’Paralı Asker’’ kitabı böyle basılıyor.

Mekan Feşmekan tüm kitaplarının özeti gibi ya da sonradan ortaya çıkacak kitapları için birer düşünme alıştırması, belki de bir koza diyebiliriz. Kitap boş sayfa ile başlayıp yatak, oda, daire, apartman, merdiven, duvar, sokak, mahalle, şehir, sayfiye, ülke, dünya ve uzay sıralamasını izleyen, iç içe halkalar oluşturarak genişleyen yaşamöykülerinin mekanlarla ilişkisi üzerine sorular soruyor.
Olağan İçi bir kartpostal hikayesi diyebiliriz. Dolaştığı yerlerden tam 243 kartpostal yazıyor. Kimlere yazıldığını siz tahmin ediyorsunuz. Tanıdıklığını yitiren mekânı kayda düşerek, sokakların tarihini günün farklı saatlerinde farklı izlenimler sunan yazılar. Belki de çalışma masasında, özenle seçtiği kartpostalların arkasına hayali konaklamalar, karşılaşmalar, yenen yemekler ve havaya dair havadisler karalayıp okura postalıyor.
‘’Hatırlıyorum’’lar tam olarak anı, özellikle de kişisel anı değiller, bunlar günlük hayattan küçük parçalar, filanca yılda aynı yaştaki tüm insanların gördüğü, yaşadığı, paylaştığı ve sonra kaybolan, unutulan şeyler; ezberlemeye değmeyen, tarihe geçmeyi hak etmeyen şeyler. Ama kimi zaman, birkaç yıl sonra tesadüfen bir sohbet sırasında onları aradığımız için geri dönerler…


1978’de yayınlanan Yaşam Kullanma Kılavuzu en önemli yapıtlarındandır.
Yazarın hikayelerinde mekan’la ilgili değindiği konular çoğunlukta. Aile hikayesinin bir etkisi olduğu söylemek yanlış olmaz. Ve çok bahsettiği mekanların yer aldığı kitabından bir paragrafla bu yazıma son veriyorum yoksa bütün kitaplarını çok konuşmak ve yazmak istiyorum. Her kitabı uzun uzun üzerine konuşulacak şeyler. Belki bir araya geldiğimizde kitaplarını okuyanlarla konuşma fırsatımız olur.
… Doğduğum ülke, ailemin beşiği, doğmuş olduğum ev, büyüdüğünü gördüğüm (babamın ben doğduğum gün diktiği) ağaç, çocukluğumun el değmemiş hatıralarla dolu tavanarası….
Böyle yerler mevcut değiller ve mevcut olmadıkları için mekân bir soruya dönüşüyor, aşikar olmaktan, anonim olmaktan, sahiplenilmiş olmaktan çıkıyor. Mekân bir şüphedir: Belirtilmesine, işaret edilmesine ihtiyaç duymuyorum: Ona asla sahip olamıyorum, o bana verilmedi, onu fethetmem lazım.
Okunacak diğer Georges Perec kitapları:
Kayboluş
Doğdum
Yerler
Harikalar Odası
Uyuyan Adam
W Ya da Bir Çocukluk Hatırası

Bize Ulaşın