Bir kitap : Hayalet Bakıcısı

//

Bu ay da bir ilk kitap hakkında yazmak istedim. Bu sefer içimizden biri, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları grubunda tanıdığım arkadaşım Özlem Dikeçligil’in ilk öykü kitabı Hayalet Bakıcısı’nı sizlere tanıtmak istiyorum. On öyküden oluşan Hayalet Bakıcısı Notos Kitap’tan Eylül ayında çıktı. Özlem Dikeçligil’in bu kitapta da yer alan Zigotlarımız öyküsünü daha önce İFSAKBlog’da yayınlandığında okumuştum.

Kız kapıyı ilk kez pazar günü öğleden sonra çaldı. Ben açtım. Varsa yıldız tornavida ile çekiç istedi. …

Kocamın eşyaları kıymetlidir.

Özlem Dikeçligil’in öyküsüne girişini, ikinci paragraftan çok ince bir ustalıkla bu karakterle ilgili bir şeyler olacak sinyalini, öykünün başında düşündüklerimin, öykü ilerledikçe beni yanıltmasını ve öykünün devamında gelen benzetmeleri çok sevmiştim. Öykülerinin okuyucuya verdiği mesajlar öyle kolayca, hızlıca yazılmış, ilk akla gelenin kağıda dökülmesi gibi değil. Okuyucu sorularıyla, gayet aktif ilerliyor. Bazen tekrar okuyor. Sonra aniden konu başka bir yere gidiyor. Peki sonuçta bu öykü nereye varacak? Baştan kafamda oluşan, ilk tahminim gibi devam etmeyecek galiba. Zigotlarımız’a dönersem, sorularım devam ediyor; Allah Allah bu zigotlar da nereden çıktı şimdi, tangonun iki kişilik olduğunu aklına bile getirmeyen bir koca ile devam eden çocuk sahibi olma çabaları, yan komşunun gardırobunu  kurmak için onlardan yardım istemesi, onlara verilen çekiç ve tornavida, kadının tangoya başlamaya karar vermesi… Bu kadar mı ? Tabii ki değil. Özlem Dikeçligil bir film yönetmeni gibi yarattığı sahnelerin arkasında ayrılıklar, ölüm, sevgi, aşk, annelik, ataerkil toplumda kadın olmak konularına değiniyor. Banyo Günü öyküsünün girişinde Pierre Corneille’in Medea 1.Perde 5.Sahnesi’inden yaptığı alıntıda Medea şöyle der : Ben kaldım, ben ve bu da bana kâfi. Güneş Sistemim öyküsünün kadın karakteri de böyle hissediyor olmalı ki, şu satırları okuyoruz : Sonra işte her şey birdenbire oldu. Arabadan inişlerini değil, garajdan çıkışlarını gördüm. O arkada yürüyordu. Kızıyla karısı konuşarak önde. “Heyy Güneş sistemim,” diye bağırdım galiba ya da, “Galaksim”, tam hatırlamıyorum. Âşık olduğu erkeğin galaksisinde yaşayan kadınlara seslenen bir öykü bu. Kadını erkek karşısında harekete geçiren, edilgen değil etken kılan.

Özlem’in öykülerinde, filmlerde izlediğimiz gibi  gündelik yaşamdan hareketler, diyaloglar var ama bir de duygularımızı harekete geçiren ifadeler var : Adam ufak tefek kırgınlıkların toplamı, kafa kolay değişiyor, sadece kalp değişmiyor, doğumu değil de bırakılma anını düşünmek…

Hadi şimdi biraz Özlem’i tanıyalım. Sevgili Özlem, öncelikle kendini biraz tanıtır mısın?

-Geniş kütüphanesi olan bir evde büyümek en büyük şanslarımdan biriydi. O kütüphane benim için inşaat sahası oldu. Kendime ait bir dünya kurabilmek için ihtiyacım olan her şey elimin altındaydı. Başka herhangi bir şeye ihtiyaç duymadım. Bütün merakım ve hayat motivasyonum bu dünya etrafında şekillendi. Çoğu zaman arkadaşlarımla oynamak yerine kitap okumayı tercih eden çocuklardandım. O dünyanın zenginliğini gerçek dünyada bulmakta zorlanırdım. Kitap kahramanlarıyla aramdaki bağ okuldaki, mahalledeki arkadaşlarımla kurduğum bağdan hep daha sıkı oldu. Kurmaca her zaman kendimi daha güvende daha korunaklı daha özgür hissettiğim bir yer oldu benim için. Edebiyatla çocukken kurduğum bu bağ giderek daha sık, daha kalın dokunmuş bir örtü olarak hayatımın çoğunu kapladı. İyi bir kitap okumanın yerini tutacak, içimde bir yükselme sağlayabilecek çok az şey sayabilirim.

Yazmak da hayatımda buna paralel olarak yer kapladı. Her zaman yazdım. Çocukluğumda ve ilk gençliğimde yazdıklarım daha çok şiir, günlük ve kompozisyon diyebileceğimiz türden yazılardı. Zaman içinde roman denemelerine, öykülere, blog yazılarına dönüştüler.

Senin fotoğrafa, sinemaya olan ilgini de biliyorum. Hatta geçen hafta İFSAK’da Gurbet isimli belgeselini izledik. Bunların arasında öykünün yeri nerede ?

-Öykünün yeri benim için hep ayrı oldu. Hayatıma sonradan giren fotoğrafta da buna benzer bir doku buldum. İkisi de gürültülü, büyük bir akışın içinden kısa bir anı kadrajlayıp öncesiz ve sonrasız kılıyor. Fotoğraf çekmeyi de bu yüzden seviyorum. Deklanşöre bastıktan sonra ekranda gördüğünüz şey dev bir girdaptan payınıza düşen şey oluyor. Bir hayat parçası, her şeyin donduğu bir zaman aralığı. Bunun teknik açıdan kusursuz olmasını önemsemiyorum. Tam tersine bana kalan şeyi bütün kusurlarıyla seviyorum. Titrek, flu neyse kabulüm oluyor. Kusursuzlukla çok ilgilenmiyorum ve hatta beni rahatsız ediyor. Öykülerimdeki karakterler ve onları içlerine yerleştirdiğim dünya da kusurlu, arızalı ve karanlık bir dünya. Karakterlerim de çoğunlukla takıntılı tipler.

Hayalet Bakıcısı’ndaki kadın karakterlerini çok sevdim. Hepsi ayrı ayrı kadın olarak bu toplumda yaşadığımız başka başka yaralara değiniyor. Ve bu karakterlerinle verdiğin mesajı da çok önemsiyorum.

-Daha çok kadın hikâyeleri yazmayı seviyorum. Hikâyelerimdeki kadınlar kendi yollarını kendi yöntemleriyle açmaya çalışan kadınlar. Banyo Günü öykümde Yunan Tragedyaları’ndaki kadın kahramanlar içinde hikâyesi en karanlık olanlardan birinin çağdaş yorumunu yazmaya çalıştım. Medea da yolunu kendi açmaya çalışan, dağılmış un ufak olmuş hayatından geriye kalanı toplamaya çalışan bir kadın. İason’dan ve kendinden alacak öcü var. Eksilerek parçalanarak yok olarak tamamlanmaya çalışıyor. Çünkü bazen bir acının içinde eriyerek yok olmak da bir var olma biçimidir. Ve belki de öç almanın en etkili yoludur.

Hayalet Bakıcısı ismini neden seçtin ? Kitabına bu ismi seçmen ve öyküsü beni çok etkiledi. Bu öykü ayrıca içimi acıttı diyeceğim. Çok sevilen birinin artık canlı adımlarının değil de, hayalet gibi takip edilmesi, ayrılıklar, vedalar, gidenler, kalanlar, ölüm ve geride kalan boşluklar…

Hayalet Bakıcısı maceraperest, iştahlı, hevesli gezginlerden çok küskünlere, vaz geçmek zorunda kalanlara, sıkışmışlara dair hikâyeler anlatıyor. Kahramanları hayatın sıradan akışına bir türlü karışamayan gözleri hep geçmişte bıraktıkları hayaletlerin izlerini arayan kahramanlar. Geçmişte bir yerde parçaları kalmış, hayatlarına o eksikle devam etmek zorunda kalmışlar. Kaybettikleri, arkada bıraktıkları her neyse ya çok erken yola çıktıkları ya da geç kaldıkları için veda zamanını kaçırırmışlar. Belki de buna hiçbir zaman hazır olmamış ve bundan sonrasında da olmayacaklardır. Onlar için zaman ve mekân bir türlü aynı hatta ilerlemeyecektir. Yanlış zamanda yanlış yerde bulunmak, onlara hiçbir zaman verilmeyecek olanda ısrarlı olmak gibi bir lanetleri vardır. Bu yüzden yollarına hayaletleri ile devam ederler. Hayatlarının biricik istikrarı hikâyelerindeki bu temadır.

Kitaba adını veren öykünün Hayalet Bakıcısı olmasının sebebi de budur. Diğer öyküler de aynı kozanın etrafını örer.  Dosyayı oluşturan öyküleri seçerken de sıralamayı yaparken de bu izleği takip ettim.

Seni etkileyen yazarları, kitapları da sormak istiyorum.

-Başucu kitaplarım zaman içinde değişmekle birlikte bazı yazarların kurduğu dünyadan onu anlatma biçimlerinden daha çok etkilendiğimi düşünüyorum. Michel Tournier, Par Lagerkvist, Ralf Rothmann, Joyce Carol Oates, Alice Munro, Nancy Huston, Judith Hermann bunlardan bazıları. Türk yazarlardan Tanpınar, Atay, Pamuk, Füruzan, Ayfer Tunç, Vüs’at O. Bener, Sabahattin Kudret Aksal’ı, Sait Faik’i sayabilirim Ancak okuma tutkumu besleyen yeşerten  ilk kitapların hemen hepsi Rus Edebiyatı’ndan olmuştur. Kalbimdeki yer ve ruh, haritamda kapladıkları alan hem çok geniş hem de çok derindir. Ve Durgun Akardı Don, Ezilenler, Anna Karenina, Vanya Dayı, Soneçka, Beyaz Geceler, Oblomov bir çırpıda sayabildiklerim. Çok uzun bir dönem sadece onları okudum. Halen daha Rus Edebiyatı’ndaki o büyük damarın varisi olan çağdaş yazarları okutmaktan büyük zevk alırım. Mesela Vladimir Makanin, Lyudmila Petruşevskaya, Tatyana Tolstaya, Mihail Şişkin, Svetlana Aleksiyeviç bunlardan bazıları . Özellikle Makanin’inUnderground’da yarattığı Petroviç karakterinin çağdaş edebiyattaki en güçlü, en kanlı canlı karakterlerden biri olduğunu düşünüyorum. En etkilendiğim öyküler arasında Salinger’den “Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün”ü, Oates’ten “Hafifletici Nedenler”i, Munro’dan “Boyutlar”’ı, Rothmann’dan “Makarna İster misin”i , Hermann’dan “ Yaz Evi Daha Sonra” yı sayabilirim. Ancak bunlar sadece şu anda aklıma gelenler. İsmini andıklarımdan çok daha fazla yazarın, kitabın, kahramanın üzerimde hakkı var.

Sevgili Özlem, bu söyleşi için sana çok teşekkür ederim. Hayalet Bakıcısı’nı bu yazıyı hazırlamadan önce okudum ama içimden şöyle geçiyor; zaman zaman elime alıp, rastgele bir sayfa açıp, o öyküyü tekrar okuyabilirim. Kitabının çok kişiye ulaşmasını dilerim.

 

1966 yılında İstanbul’da doğdum. Liseyi Kadıköy Anadolu Lisesi’nde okudum. Üniversite eğitimimi İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladım. Fotoğraf eğitimimi İFSAK’da aldım. 1998 yılında İFSAK Fotoğraf Ve Sinema Amatörleri Derneği’ne üye oldum. 1999-2003 yılları arasında İFSAK yönetim kurullarında etkinlik ve sinema birimi sorumlusu olarak görev aldım. 2008-2009 yılında İFSAK yönetim kurulunda başkan yardımcısı olarak yer aldım. İFSAK Fotoğraf ve Sinema dergisi yayın kurulu üyesi olarak dergide sinema ile ilgili yazılar yazdım. Sinema ve fotoğraf ile ilgili yazılarım Geniş Açı, Altyazı, Sinema Dergisi, Radikal, Dünya ve Birgün gazeteleri gibi çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlandı. Karma fotoğraf sergilerine katıldım. Bir Şehre Dokunmak ve İstanbul Gece Olunca Seni Affettim isimli iki dia gösterisi hazırladım. 2020 yılında Aşk Ağustosta Güzeldi isimli ilk romanım yayınlandı. İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali’ni düzenleyen ekibin üyesiyim.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Edebiyat

“Yol Kenarı” üzerine *

denizler. O uçsuz bucaksız milyarlarca yıldır salınan, İçlerinde türlü çeşit can, Büyük büyük atalarımızı doğuran o…

Sevmek Zamanı

orada sen ve yalnızlığın erosun oku değdi tenime ve ben burada yalnızlığımla naso magister erat **…

Zigotlarımız

Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu‘ndan Özlem Dikeçligil tarafından hazırlanmıştır. . . . . .…

Dün Yağmur Yağacak

Saatin altında yazardı; “Bir bakıyorsunuz üç, bir bakacaksınız hiç…”  Özdemir Asaf  Özdemir Asaf’la tanıştınız mı? Konuştunuz…

Orman: Evimizin Arka Bahçesi

Çocuktuk: Kıra giderdik Bir albümün kapağını açıyoruz. Anılar; soluk, sepya fotoğraflarla yer değiştirmiş. Zor geçen günlerin…

Emel’in Kaçamağı

Kadın vestiyere astığı şalını aldı, katlayıp çantaya yerleştirdi. İtalyan ayakkabısını çekmeceden çıkardı, spor ayakkabısını onun yerine…

Olduğu Kadar…

Bu ayki yazıma başlamadan önce kulaklığımı taktım ve Spotify’dan Romen şarkıcı Maria Tanase’yi açtım. Parmaklarım klavyeye…

Balkondaki Kadın

Fotoğraflar Nasıl Kaybolur? Doğan zil sesi ile uyandı. Başındaki saate baktı. Saat 09.00’u gösteriyordu. Çalan telefonu…