Fotoğraf : Mustafa Sevdim

“Foto-graf”ta Amatör İle Profesyoneli Ayıran Çizgiler Belirsizleşme Eğiliminde

/

Ortalama bir hesapla yarım asır kadar evvel foto-graf büyük ölçüde profesyonel uğraştı. Baskın çoğunluktaki bireylerin foto-graf makinelerine, diğer ekipmanlara ulaşması öncelikle maddi olarak zordu. Büyük kentlerde hemen her caddede birkaç tane profesyonel foto-graf stüdyosu bulunurdu. Foto-graf, daha çok resmi evraka yapıştırılmak üzere gerekliydi. Buna dair gereksinimi karşılayanlar ise, profesyonel foto-graf stüdyolarıydı.  

Profesyonel foto-grafa ilişkin verdiğimiz ortalama tarih seksenli yılların başlarına tekabül edecektir. O tarihte, ondan çok önceki tarihlerde amatör foto-grafçılar yok muydu? Elbette ki vardı. Hali vakti yerinde olanlar arasında foto-grafın büyüsüne kapılıp makine ve ekipman edinen insanlar vardı. Mamafih yaygın değildi. Çok az sayıda insanın ilgili alanına giren bir hobiydi.

Ölçü olarak belirlediğimiz tarih elbette ki kendi coğrafyamıza ilişkindir. Bu coğrafyayla sosyo-ekonomik bakımdan benzerlik gösteren Latin Amerika ülkeleri, Ortadoğu ülkeleri vb yerlerde de üç aşağı beş yukarı durum aynıydı (büyük olasılıkla). Fakat Amerika’da, Avrupa ülkelerinde, Japonya’da, Rusya’da (eski zamanda S.S.C.B.) gerek sosyo-ekonomik, gerek sosyo-politik, gerekse ekonomi-politik sebeplerden ötürü amatör foto-grafi elbette ki çok daha ilerideydi.

Teknolojiyi üreten ülkelerde durumun, teknolojiyi ithal eden ülkelere göre daha gelişmiş olması kaçınılmazdır. Bu yoldaki en temel gösterge, meselenin sosyo-ekonomik boyutudur. Amerika ve gelişmiş Avrupa ülkelerini bu bağlamda düşünmek gerekir. Sosyo-politik boyutu ise, bir zamanların Doğu Bloku’nun (Demirperde Ülkeleri’nin) merkezi konumundaki S.S.C.B.’de izlenen kültür-sanat politikalarında görmek mümkün. Her evde keman ya da piyano bulunması, her evde foto-graf makinesi bulunması vb düzenlemelerin neticesinde bir farklılık doğmuştur.

Japonya ise, uluslararası rekabet bağlamında hem çok önemli, hem de özgün bir örnektir. Kendi markalarını üreten Japonya, öncelikli pazar olarak ülkede foto-grafın yaygınlaşmasını sağlamıştır. İşte bu noktada önemli bir ekonomi-politik gösterge söz konusudur. Böyle bir ekonomi-politik yaklaşımın sonucunda markalar tutunmuş, gelişmiş, büyümüş ve dünya pazarlarına girmiştir.

Analog dönem olarak tabir edilen ve daha çok filmle anılan zamanların son demlerinde uluslararası rekabet dünya ölçeğinde yaygınlaşmayı gerektirmekteydi. Sürekli daha fazla satış zorunluydu. Hangi marka en fazla satışı gerçekleştirirse, pazardaki aslan payını da o alırdı. İş ulusal ölçeği aşıp uluslararası tekel olma istemine varınca, her insanın kolayca edinebileceği, kolayca kullanabileceği makine ve ekipman üretilmesi icap ederdi. Öyle de oldu. Foto-graf 70’li yıllardan sonra amatör bir uğraşı, bir hobi olarak giderek yaygınlaştı. Dikkatli bakarsak, amatör foto-graf derneklerinin oluşması da (çok doğal olarak) o zamandan itibaren daha ciddi boyutta başlar.

Doksanlı yıllarda büyük bir ivme kazanan amatör foto-grafideki gelişmeler bir yandan amatör hevesleri tatmin için gereken uygun ortamın seminerler, kurslar, yarışmalar, sergiler, gösteriler vb etkinliklerle oluşturulmasında, diğer yandan sosyal meselelere dair çabaları önceleyenlerin birarada olmasını sağlamak üzere foto-graf derneklerinin sayısındaki artışta gözlendi.

Dijital teknolojinin hayata girmesiyle birlikte hem amatör foto-graf alanında anormal bir yükseliş, hem de derneklerin sayısında beklenmedik bir artış ortaya çıktı.

Fotoğraf : Mustafa Sevdim

Bütün bunların kentleşme süreciyle bağlantısını gözden kaçırmamak gerekir. Kentleşme olgusu aynı zamanda okur-yazar nüfusun artması sonucunu doğurur. Eğitimli insan sayısının artması, doğası gereği kültürel ihtiyaçların öne çıkmasına neden olur. Foto-graf teknolojisi, gerek okul dışında özel bir uğraşı, bir hobi arayışında olan genç insanlar, gerekse iş yaşamını tamamlayıp emekliye ayrılmış çeşitli mesleklerden insanlar için oldukça elverişli bir enstruman olma özelliğine haizdir. Nicelik bakımından foto-grafa ilginin temelinde yatan önemli faktörlerden biri de elbette ki nüfus artışıdır. Foto-graf teknolojisine erişmek yahut ekipman edinmek kolaylaştıkça, tabiatıyla artan nüfus nispetinde ekipman edinmedeki artış da buna paralel bir seyir izleyecektir.

İhmal edilmemesi gereken bir diğer husus, insan hayatına giren teknolojik gelişmelerin neredeyse birbiriyle eş zamanda gerçekleşme eğiliminde olmasıdır. Evlere giren sabit telefon, buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, fırın ve diğer elektronik eşyalar ile otomobil sahibi olma süreçlerini dikkatle gözden geçirdiğimizde, foto-graf makinesiyle neredeyse aynı evreye (yaygınlığı bakımından) tekabül ettiğini görürüz.

Yaşadığımız zaman içinde (2021’nin başlarındayız) nüfusun neredeyse yüzde doksanının bir foto-graf makinesi sahibi olduğu (cep telefondan ötürü) söylenebilir. Biraz da o yüzden güzel foto-grafik kayıtlardan öte gereksinimler baskın şekilde hissedilmeye başlandı. Foto-grafinin bir dil (yahut alt dil) oluşu, sanatlığı, diğer sanatlarla bağı, felsefeyle, sosyolojiyle, psikolojiyle bağı vb kuramsal meseleler her zaman gündemde olmakla birlikte, çok az sayıda insanın düşünme ve tartışma alanına giriyordu. Şimdilerde artık o da yaygınlaşma eğilimi göstermeye başladı.

Fotoğraf : Mustafa Sevdim

Amatör ortamda foto-grafinin yaygınlaşması, geleneksel zamanın kurumsal yapıları olarak tanımlanabilecek stüdyoların iş yapamaz hale gelmesine, zayıf düşmesine, azalmasına yol açtı. Bütün teknolojik ilerlemeler pek tabiidir ki bazı iş kollarını tarihten siler, yeni iş kollarının ortaya çıkmasına yol açar.

Traktör, kağnıyı ve karasabanı sonlandırdı. Otomobil, at arabasını ve faytonu; kalorifer sistemi, odun-kömür sobasını sonlandırdı. Sabit telefon, telgrafı; cep telefonu, sabit telefonu insan hayatından çıkarttı. Daktilo, el yazmalarını sonlandırmıştı; bilgisayar, daktiloyu sonlandırdı. Elektronik posta, mektubu ve kartpostalı sonlandırdı. Hayatın akışı böyle devam ediyor. Artık basılı kitap (klasik anlamda önemini korusa bile) yerine sonraki kuşaklar e-kitap okuyacaklar (şayet okuma ihtiyacı devam ederse).

Tarihsel süreci kısaca irdeledikten sonra, şimdi mevcut duruma bakalım. Somut vaziyeti özetle ortaya koyalım ki onun üzerine bir durum analizi yapabilelim. Okullar var, her şeyden önce. Gerek ortaöğrenim düzeyinde, gerekse yüksek öğrenim ve fakülte düzeyinde foto-graf eğitimi alınabilen bir zamanı idrak ediyoruz. Başka ülkelerde bunlar kırk sene önce vardı belki. Fakat bizde de en nihayet bu olanaklar var artık. Derneklerin sayısındaki artıştan söz etmiştik. Pandemi sürecinde her şeyin durmuş olması halini bir kenara koyarak ele aldığımızı da belirtelim. Bu süreçten ve ilerleyen zamanda geliştirilecek başka teknolojik olanaklardan sonra hayat bambaşka bir evreye geçecektir, buna kuşku yok. O da başka bir metnin konusu olmalıdır. Biz burada yaşadığımız zaman içinde amatör ve profesyonel foto-grafi alanında durumu irdelemeye, kavramaya, sonuç çıkartmaya çalışalım.

Vaktiyle stüdyolar profesyonel foto-graf alanı için örnek teşkil ediyorlardı. Doğal olarak stüdyo sahipleri ve çalışanları profesyonel foto-grafçılardı. Gazete-dergi ve benzeri medya organlarının foto-grafçıları, yani fotomuhabirleri profesyonel foto-grafçılardı. Bu iki önemli örneği elde tutup yaşadığımız koşullardaki vaziyete baktığımızda şunu görüyoruz: Stüdyolar yok olmak üzere. Fotomuhabirliğinin akibeti de pek farklı değil. Tanıtım ve reklam foto-grafı alanı çok mu parlak? Orada da eski ihtişamın olmadığı söylenebilir.

Fotoğraf: Mustafa Sevdim

Bir vakitler profesyonel stüdyoların yaptığı düğün foto-grafı işini şimdilerde daha ziyade amatör kulvarda yetişen ve pıtrak gibi çoğalan kimseler yapıyor. Üstelik düğün foto-grafına ilaveten pek moda olan doğum foto-grafı işini de yürütmekteler. Doğum sırasındaki halleri görsel kayıtlara geçen bebekler büyüyüp serpildiklerinde o foto-graflara itiraz mı edecekler, yoksa memnuniyetlerini mi ifade edecekler? Şimdilik muamma. Sosyal medyada paylaşılacak foto-grafları iş edinenler de var. Stüdyolar, yönetmeliklerce tayin edilmiş koşullara uygun vesikalık çekmek, düğün dernek çekmek, sergi baskıları hazırlamak vb işlevleriyle hâlâ kısmen yaşamlarını devam ettiriyorlar. Ancak sayılarındaki azalma çok belirgin.

Teknolojik gelişmeler hayatın akışını öyle bir noktaya taşıdı ki, ‘Yurttaş Gazetecilik’, ‘Yurttaş Muhabirlik’ gibi kavramlar gelişti. Elbette ki hâlâ az sayıda profesyonel fotomuhabiri var. Ancak oldukça sancılı bir dönemden geçildiği ve meslek olarak çok önemli bir eşiğin aşıldığı da aşikâr. Bilim alanında bile ‘Citizen Science’ (Yurttaş Bilimi) kavramı kaçınılmaz olarak ortaya çıktı. Dolayısıyla, iki önemli meslek alanı geçmiş zaman itibariyle bildiğimiz hallerinden veya geleneksel yapılarından uzağa düştüler, düşmekteler. Hayatın her alanının bu eğilimde olduğu unutulmamalı.

Ele aldığımız konu bağlamında hayatın diğer alanlarına değil, foto-grafa odaklanacağız elbette. Ancak diğer alanlarla birlikte düşünülmesi gerektiğini hatırlatmakta yarar görüyoruz. Çünkü hiçbiri diğerinden ayrı değildir.

İkibinlerin ilk çeyreğindeyken, bilgiye artık eskisi gibi binbir zorlukla ulaşılmıyor. Ömür tüketerek elde ettikleri bilgiyi sır gibi saklayan ustalar yok. Olsa da bir şey ifade etmeyeceği çok açık. Her konuda teknik bilgi yaygın olarak yeni medya koşullarında isteyen herkesin rahatça ulaşabileceği şekilde yer alıyor ve kolayca elde edilebiliyor. Yani işin zanaat boyutu eski zamanla kıyas kabul etmeyecek ölçüde kolaylaştı. Öte yandan foto-graf dernekleri temel ve ileri düzey eğitimlerle uzun zamandır çok ciddi işlev üstlendiler. Binlerce insan o süreçten geçti. Ortaöğrenimde ve yüksek öğrenimde foto-graf eğitimi veriliyor olması ise cabası. Özetle, zanaat bağlamında geleneksel anlamdaki usta-çırak ilişkisine gereksinim kalmadı. 

Geldiğimiz noktada belki en önemli problem amatör-profesyonel ayırımındaki güçlüktür. Yaşadığımız zamanda her şey iç içe geçti, karmaşıklaştı, düğümlendi. Mevcut hali göz önüne alınca, kime amatör kime profesyonel deneceği şüphe götürür. Örneğin, düğün-doğum alanıyla iştigal eden çok sayıda amatör var. Hayatlarını büsbütün foto-graftan kazanmasalar da, maddi destek için ikinci iş olarak bunu yapan insanlar amatör müdür, profesyonel midir? Bildiğimiz amatör dernekler, çeşitli foto-grafik projeler üstleniyorlar. O projeleri hayata geçirirken kendi üyelerine (amatörlere) yaslanıyorlar. Bu bağlamdaki akçeli işleri yaparken, işi yapan foto-grafçılar amatör müdür, profesyonel midir? Ve yarışmalar. Para ödülü olan yarışmaları hayatının en önemli yerine koyan ve neredeyse yaşamını onunla idame ettiren foto-grafçılar amatör müdür, profesyonel midir? Oldukça önemli bir diğer kulvar ise stok foto-grafidir. Uluslararası düzlemde çok büyük bir stok foto-graf sektörü var. Bu sektöre en fazla foto-graf veren de amatör olarak tanımladığımız insanlardır. İnsanlar stok foto-graftan para kazanıyorlar. Bazı kimseler asıl mesleklerinden kazandıklarından daha fazlasını stok foto-grafiden kazanıyor olabilirler. Muhtemelen dünya ölçeğinde stok foto-grafiden para kazanan insan sayısı milyonları buluyordur. Onlara ne diyeceğiz; amatör mü, profesyonel mi?

Aynen alaylı-mektepli ayırımı gibi, amatör-profesyonel ayırımı da fazla uzun olmayan bir gelecekte tarihe karışacakmış gibi görünüyor.

Multidisipliner yeni hayatın başlangıç safhasında olsak da, yakın gelecekte çok yaygın şekilde birden fazla iş alanıyla iştigal ederek insanların hayatlarını kazanacaklarının işaretini bu günden görüyoruz. Modern öncesi toplum önemli ölçüde multidisiplinerdi. Bir insan birden fazla işi yeterince bilmek zorundaydı. Modernizm, Endüstri Devrimi; Yığın üretimi yapan fabrikalar tabiatı gereği işbölümü ve uzmanlaşmayı aşırılaştırdı. Sürecin içine doğup büyüyen insan durumu kanıksadığı için kendisinin makineye dönüştüğünü duyumsayamadı, kavrayamadı. Makineler sürekli geliştirilip süper otomasyonla insan devre dışı olmaya başladıktan sonra belli ölçülerde gerçekteki vaziyeti görür hale geldi. Uzun zaman otomasyonun parçası yahut çarkın dişlisi konumunda kalan insan özellikle dijital evrede bilgisayarların, yani yapay zekânın devreye sokulduğu aşamada yerini makinelerin kollarına bırakmak zorunda kaldı.

Fotoğraf: Mustafa Sevdim

Her şey hem çok karmaşık, hem de çok yalın denebilecek enteresan bir hale büründü. Cebimizdeki telefona bakınca karmaşıklığı ve yalınlığı aynı anda görebiliyoruz. Telefon, mektup, takvim, saat, alarm, kronometre, metre, harita, gazete, dergi, kitap, radyo, televizyon, termometre, ayna, foto-graf makinesi, aydınlık oda, video kamera, uzaktan kumanda, …say say bitmez. Onlarca şey küçük bir cihazın içinde. Cep telefonu adı konmuş olsa da, bu kadar çok işlevden sonra artık başka bir isimle tanımlanması gereken bu küçük cihaz multidisipliner hayatın temel göstergesidir aslında.

Bir dolap, bir masa ya da sandalye sipariş ediyorsunuz. Kargoyla size ulaşıyor. Kutuda vidalar, şema, alyan anahtarı, tornavida vs bulunuyor. Size gelenler, eşyanın çeşitli parçaları. Zorlansanız da, terleyip yorulsanız da onu kendi ellerinizle monte ediyorsunuz. Alın size naif ölçülerde bir marangozluk. Bir kitap hazırlıyorsunuz. Aylar süren metin yazımından sonra, ayrıca indizaynını, PDF’ini hazırlıyorsunuz. Kapak tasarımını yapıyorsunuz. Kayda değer olan, bir yazarın artık bütün bunları da yapabiliyor olmasıdır. Oysa geleneksel yayın hayatında bunların her birini başka bir insan yapardı. İlave olarak kitabınızın tanıtımını sosyal medya hesaplarınızdan kendiniz yapıyorsunuz. Tanıtım işi de başlıbaşına bir alandı ve başka insanlar yapardı. Alın size yazarlık, editörlük, dizgicilik, grafikerlik, tasarımcılık, tanıtım-reklam işi vs. Neredeyse tamamı bir insanda toplanma eğiliminde. Muhtemelen matbaa (basım) işi de kısa bir zaman sonra her evde bulunacak daha gelişmiş bir printerle yazarın kendisine kalacak. Ya da dijital versiyonunu satınalan birey dilerse kendisi için evde çıktı alıp kütüphanesine koyabilecek. Şu anda büyük ölçüde bunlar yapılıyor zaten. Sadece biraz daha geliştirilmiş, geleneksel kitap formuna uygun hallerini herkesin rahatça üretebilmesi için cihazların ucuzlamasını beklemek gerekiyor.

İnsanın fizyolojik (yani olmazsa olmaz) gereksinimleri dikkate alınarak düşünüldüğünde, otomotiv endüstrisi, tekstil gibi ilk anda akla gelen şeyleri bir yana bırakırsak, geldiğimiz zamanda köşe bucak her yerde olmasa bile genel ortalamada neredeyse dünyanın her yerinde konut sektöründe yığın üretimi yeterince hayat buldu ve öyle bir hal aldı ki ihtiyaç fazlası oluşmaya yüz tuttu. Tarım ve hayvancılık sektörlerinde, beslenme alanında yığın üretimi, hem de küresel ölçekte anormal seviyelere erişti. Hayatımıza adım adım girdikleri için yeterince farkedemediğimiz şeyler var. Örneğin, içme suyu. Dünya çapında her gün pet şişede satılan, damacana ile evlere giren suların hacmini ölçmek bile akla ziyan sonuçlar verebilir. Devasa havuzlarda (barajlarda) tutulan ve musluklardan akan, temizlik ve diğer şeyler için kullanılan suları, özellikle tarım için kullanılan suların stoklanmasını ve dağıtımını yığın üretimine dahil etmek ve aynı zamanda yığın üretiminin hayati önemdeki bir parçası olarak düşünmek yanlış olmasa gerektir. Binbir dereden, çaydan, ırmaktan gelen suların dev bir havuzda toplanması tabiatıyla yığına tekabül edecektir. Diğer yandan tarımda yığın üretiminin gerçekleşebilmesi için suların insan eliyle doğası dışında yığına dönüşmesi kaçınılmazdır.

Kabaca özetlersek; Endüstri Devriminin başlangıcındaki yığın üretimi çok geride kaldı. Yaşadığımız zamanda küresel ölçekte gerçekleşen yığın üretimi sürekli yenilenip değişerek insan yaşamının olmazsa olmaz alanlarını kapsayacak hale geldi. Her şeyin küresel ölçekte inşa edilmesi yahut üretilip dağıtılması süreci yükselen bir ivme ile devam ederken, gün gelecek insanın herhangi bir üretim etkinliğinde bulunmasına izin vermeyecek veya insan buna ihtiyaç duymayacaktır.

İşte o zaman uzmanlaşma veya multidisipliner olma meselesi tümüyle rafa kalkacak gibi görünmektedir. Gerek iyimser bakışla, gerekse karamsar bakışla uzun vadede olabilirliği en yüksek görünen insanlık hali böyle bir şey olsa gerektir. İnsanlığı taşıyan araç bu şekilde yol alırken veya çarklar böyle dönerken, amatör ile profesyoneli ayıran bildiğimiz belirgin kalın çizgiler giderek inceliyor, silikleşiyor. Bu gün görünen durum, esasen aradaki çizginin ciddi anlamda flulaştığıdır. Bu çizginin giderek daha fazla belirsizleşeceği ve en nihayet ortadan kalkacağı rahatlıkla söylenebilir.

İlk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yaptı, edebiyat dünyasına yakın durdu. Üniversite sonrası amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna eğildi. 90’lı yılların başlarında amatör olarak fotografa başladı.
Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotoğraf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotograf Seminerleri verdi, Atölyeler gerçekleştirdi. Basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotograf dergilerinde fotografa ve sinemaya dair yazıları yayınlandı.
Sinemaya, edebiyata, müziğe, fotografa ilişkin okumalarını sürdürmekte, çeşitli metinler kaleme almakta, denemeler ve/ya eleştirel denemelerle yazı serüveni devam etmektedir.
Ulusal ve uluslararası fotograf yarışmalarında jüri üyesi oldu, çeşitli platformlarda gösteriler ve söyleşiler gerçekleştirdi, panelist oldu, çalıştaylarda bildiri sundu.
Fotografın farklı kulvarlarındaki usta fotografçılarla bir dizi söyleşi/röportaj gerçekleştirmek suretiyle onların yaşam öykülerini, fotograf serüvenlerini, duygu ve düşünce dünyalarını kitaplaştırıp sonraki kuşaklara aktarmaya çalıştı.
Kitapları:
“Fotograf Sanatı Üzerine” 4 cilt.
“Fotoğraf Ustaları” 10 cilt
“Işıkla Resmedenler” 16 cilt
“Handan Tunç ile Sanat (Özelde Fotograf) Üzerine Söyleşi
“Kan Çiçekleri” (Ressam Hikmet Çetinkaya’nın otobiyografisi)
“Sicim” (Ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi)
“Bir Lisan-ı Münasip Foto-Graf”
“Dikensiz Kirpi” (Eleştirel Deneme)
“Köhne Bahar” (Roman)
“Demir Çıra” (Öykü)
“Kırık Köşe Taşları” (Öykü)

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Gestalt Kompozisyon İlkeleri

(Fotoğrafta Kompozisyon – Gestalt yaklaşımı) Bu yazımızda, “Fotoğrafta Kompozisyon” konusuna Gestalt ilkeleri ile yaklaşacağız. Gestalt, Alman…