Fotoğraf: Ebru Tekerek Ertuğ

Foto-Virtüözüte

///

Malûmları olduğu üzere virtüöz kelimesi, daha ziyade müzik alanı için dillendirilir. Herhangi bir müzik enstrümanını ortalamanın üzerinde bir beceriyle (hünerle) kullanabilen kimseler için bir övgü sözcüğü olarak kullanıldığına çok kez tanık olmuşuzdur, hatta zaman zaman biz de kullanmışızdır. Yorumcular (müzik parçalarını okuyanlar, seslendirenler) için de bu meyanda bir iltifat söz konusu olur. Ressamlar için, dansçılar için, diğer sanat alanlarında önde gelenler için, hatta sporculariçin bu sözcük bazen dillendirilir. Alanında isim yapmış, itibarlı zanaat erbabının virtüöz olduğu söylenir kimi zaman. Çok iyi aşçılariçin de söylenir.

Yeri gelmişken; ‘Aş’üreten, yani ‘yemek’yapan/pişiren insanı tanımlayan bu Türkçe kelime, özellikle de dili herkesten daha iyi kullandığı iddiasında olan, her şeyi herkesten fazla bilen (‘çok bilen’) bazı kimseler tarafından neden ‘ahçı’ olarak dillendirilir, anlayabilmiş değiliz.

Gelelim fotoğrafa: Fotoğrafın virtüözleri var mı? Var. İlk akla gelen isim muhtemelen Ansel Adams olur. Henri-Cartier Bresson unutulmamalı. Bunlardan gayrı onlarca başka isim saymak mümkün. Güzel ülkemizden Ara Güler, Ozan Sağdıç ilk anda akla gelir kuşkusuz. Bu iki önemli isme hiç kimsenin itirazı olmayacağı için gönül rahatlığıyla söyledik. Peki, başka kimse var mı? Elbette var. Kimi göçüp gitti bu dünyadan. Saygıyla anıyoruz. Ne ki, biz burada yitirdiğimiz ve/ya yaşayan fotoğraf ortamındaki saygın isimleri telaffuz etmeyeceğiz. Yaşayan büyük ustaların bizi anlayacağını umuyoruz. Hem zaten onlar kendilerinin hangi seviyede usta (üstat) olduğunu bilirler, ayrıca söylenmesine de ihtiyaç duymazlar. Egoların aşırı şişkin olduğu öyle bir zamandayız ki, kendinden gayrı usta fotografçının varlığını kabul etmeyenler var. Üstelik bazısı yeni yetme. Bu sevimli söze (‘yeniyetme’kelimesine) negatif bakılmasın, çünkü kastımız o değil. Yeniyetme olmakla birlikte virtüöz mertebesine erişenler yok mu? Var tabii ki. Lakin bizim söyleyeceğimiz şey başka. Virtüöz mertebesinde olduğundan en küçük bir şüphemiz olmayan büyük ustaların isimlerini burada yazarak bir yandan arzu etmeyeceğimiz negatif söyleme ustaları muhatap etmek istemiyoruz, diğer yandan, yazıyı kaleme alırken ola ki birkaç ismi unuttuk, gönül kırıcı böyle bir hatadan kaçınmak için isim telaffuz etmemeyi yeğliyoruz. Bununla birlikte, altını çizerek belirtelim; virtüöz seviyesindeki usta fotografçıların iltifata ihtiyacı olmadığı kanaatindeyiz.

Ekipmana erişebilme olanağı arttıkça, bilgi edinebilme koşulları geliştikçe, eğitimli nüfus çoğaldıkça, özellikle hobi edinme ve yaşadığımız toprakların kültürünü yaşatma arzusu güçlendikçe genç nüfus hızla öne çıkıyor. Halk müziği, sanat müziği, klasik müzik icralarının vazgeçilmezi olan enstrümanları virtüöz seviyesinde kullanabilen yeniyetme (çok genç) olduğunu söyleyebileceğimiz epeyce insan var artık. Spor alanında durum farklı mı? Hayır. Sporda da akla ziyan şeylere imza atabilen gençler var. Sanatın çeşitli alanlarında da böyle bir vaziyete tanık oluyoruz. Ve fotoğrafta ezberlerimize sıkı sıkıya yerleştirdiğimiz ne varsa, bunları hızla öğrenip maksimum düzeyde yapabilme becerisi gösteren çok sayıda genç var. Günbatımı mı? Alın size âlâsı. Muhteşem ışık altında peyzaj mı? Alın size âlâsı. Saçından ışıklar süzülen insan görüntüsü mü? Alın size âlâsı. Grafik mi? Renk mi? Tonlama mı? Doku mu? Alan derinliği mi? Kolaj mı? Karşı (ters) ışık mı? Leke dağılımı mı? Ritim mi? Perspektif mi? Denge mi? Kontrast mı? Alın size âlâsı. Ne lazımsa, hepsini en iyi şekilde yapma becerisi artık çok yaygın.

Fotoğraf: Ebru Tekerek Ertuğ

Mamafih, ölçü kaçınca virtüözüte de negatif bir düzleme doğru yol alır ve seyir zevki, dinleme keyfi, okuma arzusuyitip gider. Aşırılaşma dejenere eder, bozar. Unutulmamalı ki, doz çok önemli. Dozu kaçırınca zarar o an kapıda bitiverir. Aynen ilacın dozunun kaçırılması gibi, sanat alanında da doz aşımı zarar verir. Diyelim ki yüksek tansiyon için her gün on mg’lık bir draje almanız gerekiyor, fakat siz beş draje aldınız. Ne olur? Bütün dengeniz bozulur, vücudunuz şaşar ve hasar kaçınılmaz olur. Spordan örnekleyelim. Bir futbolcu var ki seyretmesi büyük keyif. Muazzam vücut çalımlarıyla rakiplerini adeta sıfırlıyor. Ne âlâ, ne güzel. Ancak bu futbolcu çalım atıp rakiplerini küçük düşürmek için sürekli gol kaçırılmasına yol açtığında, özellikle de takımının mağlubiyetine neden olduğunda takımın tadı kaçtığı gibi, seyircininde tadı kaçar. Halk tabiriyle böyle bir vaziyete ‘sulandırmak’ denir. Bu durumda söz konusu futbolcu virtüöz olarak değil, kusurlarıyla ve/ya takıma verdiği zararla anılır. Ölçü kaçınca ve bu hal sürekli tekrar edince, yani doz aşınca dejenerasyonda kaçınılmazdır. Madem spordan söz ettik, belleğimizden silinmeyen bazı sporcuları örnekleyelim. Hatırlayan dostlar teslim edeceklerdir. Brezilyalı Pele, Arjantinli Maradona, Hollandalı Cruyff, eski Sovyetler Birliği’nden Blokhin (Ukraynalı) gibi isimlerin her biri futbol virtüözüydü; Muhammed Ali Clay boks tarihinin en önemli virtüözüydü; Artistik buz pateninde Denis Bilman unutulmaz bir virtüözdü, Polonyalı kadın cimnastikçi Nadia Comaneci pek çok insanın hafızasında kayıtlı duran büyük bir virtüözdü, Amerikalı kadın atlet Griffith Joynerda unutulmaz virtüözler arasında yerini almıştır kuşkusuz. Ve son yılların efsane atleti Jamaikalı Usain Bolt belki atletizm tarihinin en önemli virtüözleri arasına girmiştir. Sporun her dalı için virtüöz mertebesinde olduğu söylenebilecek daha pek çok isim var. Fakat örnekleri çoğaltmanın bir anlamı yok, söylemeye çalıştığımız şeyin nasıl bir yere (mevkiye) tekabül ettiğini izah edebilmek için bu örneklerin yeterlidir sanıyoruz.

Şimdi dönelim sulandırma meselesine, dejenerasyona: Fotoğrafta böylesi aşırılaşmış, dozu kaçmış süslemelere oldukça sık rastlamıyor muyuz? Sık rastlıyoruz ne yazık ki. Küçük farklarla hepsi birbirinin kopyası, neredeyse aynısı olan aşırı süslü fotoğraflar amatör kulvarda ödül, madalya, unvan kazandırır ama sanatçı yapar mı? Bu parlak atmosfer fotografçıyı esir alıp bağımlı kıldığında, ortamın ürettiği hoşa giden, gönül okşayan şeyler acaba onu sanat ortamından uzaklaştırır mı? Belli konularda uzun soluklu çalışmalar yapıp sonuçlarını albüm haline getirmek fotografçıyı sanat ortamına yaklaştırmaz mı? Fotografçı ne yaparsa sanat ortamında kendisine mümtaz bir yer edinir? Çok basit ama kıymetli sorulardır bunlar. Amatör kulvarda fotoğrafa emek veren dostların böyle soruları dikkate almasında yarar var.

Yukarıda isimlerinizikrettiğimiz büyük ustalar ve aynı düzeyde usta olduklarına kuşkumuz olmadığı halde isimlerini telaffuz etmekten imtina ettiğimiz ustalar, yapıp etmelerini dozunda, yani kararında, abartmadan, sulandırmadan, dejenere etmeden gerçekleştirdiler.

Sanat alanında abartı da olur, bozma da olur kuşkusuz. Ama bir neden üzere, herhangi bir şeyi daha esaslı vurgulayabilmek veya daha etkili başka bir üslupla anlatabilmek üzere öyle şeylere başvurulur. Ve onlar istisnadır. Oysa biz burada genel ortalamadan söz ediyoruz.

Soru şu: Virtüöz olmanız sizi sanatçı yapar mı? Zor bir soru. Olağanüstü performans gösteren bir dansçı düşünün. Ağlayınca sizi de ağlatan, gülünce sizi de güldüren ve hayatın içindeymiş hissiyle size kendisini izleten bir oyuncu düşünün. Bir piyano virtüözü düşünün. Mükemmel çello veya keman icra edebilen bir insanı düşünün. Sanatçı olup olmadıkları konusunda ne söyleyeceğiz? Sanatın tam da göbeğinde bir yaşam onların ki. Müzisyen, bir başkasının bestesini icra etmektedir; dansçı, başkasının tasarlayıp yönettiği hareketleri sahnelemektedir; oyuncu, başkasının kaleme aldığı senaryoyu bir yönetmenin arzu ettiği şekilde oynamaktadır. Bazıları beklentiyi karşılamazken, bazıları beklentiyi aşar. Hatta bazıları o denli güçlüdür ki beklentiyi aşmakla birlikte inisiyatif alıp ekstra katkı verir. Onlar için ne söyleyeceğiz? Dahası var. Bazı kimseler hem yazar, hem yönetir, hem de oynarlar. Onlar için ne söyleyeceğiz? Meseleye böyle bakınca soru giderek daha zor bir hal alıyor.

Hatırlatmakta fayda var. Ne Tolstoy, Dostoyevski, Dickens, Zola, Gothe, Kafka, Nazım, Lorca ve eşdeğerleri;Ne Beethoven, Chopin, Tchaikovsky ve eşdeğerleri; Ne Eisenstein, Kurosawa, Imamuro, Tarkowski ve eşdeğerleri düzeyinde bir sanat insanı olmaktır burada sözünü ettiğimiz. Man Ray düzeyinde fotografçı olmaktan da söz etmiyoruz burada. Virtüöz olmak başka bir şey. Bir insan hem eser inşa eder, hem de virtüöz olabilir mi? Elbette olabilir. Chaplin çok önemli örneklerden biridir. Özellikle ‘Modern Zamanlar’ filmi, insanlığa dair çok önemli bir meseleyi irdeleyen olağanüstü bir eserdir. Okay Temiz’i düşünelim. O ne muazzam yetenek, ne muazzam yaratıcılıktır öyle. Virtüöz değil midir? Su götürmez şekilde virtüözdür hem de. Bir sanat insanı mıdır? Hem de tartışmasız, bir sanat insanıdır Okay Temiz. Başkaları da var tabii ki. Her virtüöz eser inşa etmez, fakatbazı virtüözler aynı zamanda eser de inşa ederler. Eser inşa edebilme birikimine, deneyimine, donanımına, yeteneğine sahip bazı kimseler, inşa ettikleri eserin icra edileceği, sunulacağı, gösterileceği, paylaşılacağı alanla ilgili virtüöz değildir. Diyelim ki bir opera eseri inşa eder ama onu sahnede icra edecek ses kalitesine sahip değildir. Diyelim ki çok önemli bir sinema eserini yönetir ama o eserde oynayabilecek yeteneğe sahip değildir. Diyelim ki, muazzam bir beste yapar ama onu sahnede bütün ihtişamıyla icra edecek seviyede piyano veya keman çalamaz. Virtüöz olmayışları, onları sanatçı olmaktan alıkoyan bir engel değildir. Çok bilinen bir şeydir; Şairler, kendi şiirlerini çoğunlukla bir başkasının okuduğu kadar iyi okuyamazlar, hatta bazı şairler çok kötü okurlar.

Virtüözleri kendi alanlarının (oyuncuysa, oyunculuğun; müzik icra ediyorsa, ilgili enstrümanın veya yorumun) üstad-ı âzâmı, sanat eseri inşa edenleri kendi alanlarının (besteci, ressam, yönetmen, yontucu vs) üstad-ı âzâmı olarak kabul etmek gerekir. Onlar ’usta’dır, ‘üstad’dır.

Fotoğraftaki‘çekme’, ‘yapma’ farkı gibi. Gördüğünüzü kaydederseniz fotografçısınızdır. Gördüğünüzü mükemmel kaydederseniz virtüözsünüzdür. Zihninizdekini veya gönlünüzdekini, yani düşüncelerinizi veya duygularınızı fotoğraflayabiliyorsanız başka bir şeysinizdir. Birikiminiz, deneyiminiz, donanımınız, yaklaşımınız, söyleminiz hangi seviyede bir derinliğe tekabül ediyorsa, aslen siz o kadarsınız (kaba tabirle), ‘çapınız’ o kadardır. Söyleminizdeki derinliği, kullandığınız dil marifetiyle (örneğin fotoğrafla) eksiksiz şekilde ortaya koyabilecek bilgi ve beceriye sahipseniz, mesele bitmiştir. Bunu yapabilenlerin önemli bir kısmı virtüöz düzeyinde fotoğrafa hakim kimselerdir. Virtüözütelerini sergilerler yahut sergileme ihtiyacı duymazlar; onların bileceği şeydir. Ayrıca ortaya koydukları eserin ruhuna uygun davranmak bazen naif bir yaklaşımı zorunlu kılar. Bununla birlikte süslemeden kaçınmak önemli bir tercihtir. Fazla süsleme, tabiatı gereği sulandırmakla veya dejenere etmekle eş anlamlıdır, dolayısıyla iticidir.

Dramatik veya trajik bir olayı veya olguyu aşırı süsleyip paylaştığınızda, izleyici oradaki dramı veya trajediyi algılayabilir mi sizce? İzleyici neyin etkisinde kalır? Muhtemelen süslemenin etkisinde kalır. Bir ağıt okunurken insanların kalkıp halay çekmesi, halay çekerken neşeli naralar atması neye delalet eder? Ağıtın ağıt gibi yorumlanmak yerine neşeli bir oyun havası gibi yorumlandığına, sulandırılıp rayından çıkarıldığına delalet etmez mi?

Fotoğraf: Ebru Tekerek Ertuğ

Günümüz fotografçılarının önemli bir bölümü ne yazık ki bu hususun pek ayırdında değil. Yeniyetme fotografçı diye tabir edilen (meslekler ve sanatların, hayata dair her alanın yeniyetmeleri, gençleri vardır; bizler de bir zamanlar fotoğrafın yeniyetmeleri idik) genç kardeşlerimizin önemli bir bölümü sıklıkla bu hataya düşüyor. Hüzün, hüzün gibi olmalı; neşe, neşe gibi olmalıfotoğrafta. İzleyiciyi sarıp sarmalamalı ve bir gören bir daha unutmamalı o fotoğrafı. Öncelikle bunun bilincinde olmalı. Bunu teknik olarak yapabilme becerisi de önemlidir ve fakat meselenin bilincine varmış olmaktan sonraki bir husustur. En değerli husus bilincinde olmaktır, yapabilme becerisi ise zamana yayılarak öyle ya da böyle kazanılabilecek başka bir husustur.

Toparlarsak: Eski zamanın resminden fotoğrafa miras kalan ışık, grafik, perspektif, renk, ton, doku, derinlik, leke, ritim, denge, kontrast gibi genel geçer sayılan zihinlere kazınmış bilgiler veya bu küçük ama büyük dünyanın yasaları olarak kabul edebileceğimiz ögeler yerli yerinde kullanıldığında ortaya çıkan fotoğraf, geleneksel bağlamda veya modern fotoğrafi düzleminde usta işi fotoğraftır. Bunların en iyileri virtüözüte mertebesindedir. Bütün çalışmalarında, portfolyosunda bunu kusursuz şekilde yapabilmiş fotoğrafçılar elbette ki fotoğrafın virtüözleridir. Fakat onlar arasından hangileri, kaç tanesi yahut kim sanat insanıdır? Önemli soru bu işte. Buna karar vermek hiç kolay değildir. Böyle hassas konularda yargıya varmak bilgiyle birlikte cesaret ister. Ömrünü fotoğrafla geçirmiş ve bahsettiğimiz seviyede fotoğraflara imza atmış insanın sanatçı olmadığını söyleyen birinin ciddi anlamda argüman ortaya koyması beklenir. Hiç kimse ‘ben öyle diyorsam, öyledir’ diyemez. Öyle bir konfor alanı yok. Tersini söylemek de ciddi anlamda argüman ortaya koymayı gerektirir. Öte yandan düşüncelerini ve/ya duygularını fotoğrafladığını iddia eden birinin sanat insanı olduğunu söylemek de hiç kolay değildir. Duyguları ne söyler ne kadar söyler, düşüncelerinin derinliği nedir? Özetle; sığ mıdır, derin midir? Sığ olan, intelijansiya nezdinde zerrece itibar görmez. Söylemde kayda değer bir derinlik varsa bile bunu fotoğrafinin diliyle, fotoğraf tekniğiyle ortaya koyabilme hüneri gösterebilmiş midir? Velhasıl yargı dikkat, titizlik, incelik gerektirir, evrensel yaklaşım ister. O yüzden kimin sanatçı olduğu, kimin olmadığı veya neyin sanat olduğu neyin olmadığı konusunda hüküm geliştirmek, yargıda bulunmak, problemli (belalı) bir alana girmek anlamına gelir. Sancılı, problemli bir mesele daha var ki, o da koleksiyon alanıdır. Koleksiyon değeri biçildiği ve bir koleksiyonerin varlıklarına dahil olduğu için bir şeyin sanat olduğu konusunda hüküm vermek de kolay değildir. Piyasaya, spekülatif ortama göz atarken çok dikkatli olmak icap eder. Piyasa değeri üzerinden yargıya varmadan, değerlendirme veya yorum yapmadan önce, iyice irdelemek ve bir kez daha düşünmek isabetli olur.

Bu minval değerlendirmelerden, yorumlardan oldum olası kaçınırız. Hüküm bize düşmez. En nihayet tarih her şeyi yerli yerine oturtur, bazı kıymetli şahsiyetlerin (büyük sanatçıların ve büyük eser verme potansiyeli taşıyan kimselerin) kaybolup gitmesi pahasına.

Değerlendirmelerimizde felsefi, sosyolojik, kültürel, psikolojik vb bağlamda fotoğrafı ve ustayı nereye koymak gerektiğine bakarız. Bir ustanın portfolyosunun sosyo-ekonomik, sosyo-politik, psiko-sosyal, sosyo-kültürel, felsefi düzlemde nereye/neye tekabül ettiğini düşünürüz. Bazen bir şeye karşılık gelir, bazen bomboştur. Ne ki biz analizimizi, değerlendirmemizi, yorumumuzu paylaşmaktan bilinçli olarak kaçınırız. Ortada büyük bir emek var ve herkes kendi dünya görüşü doğrultusunda, kendi birikimi, deneyimi, donanımı ölçeğinde bir şeyler ortaya koyar. Vaziyet her ne ise, öyle kabul etmek en iyisidir. Daha iyisini yapması için söylememiz gereken teşvik edici bir şey varsa, ona başvururuz. Yaklaşımımız bu, tavrımız böyle olageldi.

Unutmamalı ki her sosyo-kültürel ortamın, her sosyo-politik kulvarın, velhasıl her toplumsal kesimin sanatçısı da, virtüözü de başkadır. Bu önemli olguyu dikkate almaz isek tespitlerimizde yanılma payı yüksek olur, hatta kimi zaman tepeden tırnağa yanılırız.

Virtüözleri, sanat insanlarını, virtüöz sanatçıları, kültür-sanat ortamına katkı veren herkesi saygıyla selamlıyoruz.

İlk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yaptı, edebiyat dünyasına yakın durdu. Üniversite sonrası amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna eğildi. 90’lı yılların başlarında amatör olarak fotografa başladı.
Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotoğraf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotograf Seminerleri verdi, Atölyeler gerçekleştirdi. Basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotograf dergilerinde fotografa ve sinemaya dair yazıları yayınlandı.
Sinemaya, edebiyata, müziğe, fotografa ilişkin okumalarını sürdürmekte, çeşitli metinler kaleme almakta, denemeler ve/ya eleştirel denemelerle yazı serüveni devam etmektedir.
Ulusal ve uluslararası fotograf yarışmalarında jüri üyesi oldu, çeşitli platformlarda gösteriler ve söyleşiler gerçekleştirdi, panelist oldu, çalıştaylarda bildiri sundu.
Fotografın farklı kulvarlarındaki usta fotografçılarla bir dizi söyleşi/röportaj gerçekleştirmek suretiyle onların yaşam öykülerini, fotograf serüvenlerini, duygu ve düşünce dünyalarını kitaplaştırıp sonraki kuşaklara aktarmaya çalıştı.
Kitapları:
“Fotograf Sanatı Üzerine” 4 cilt.
“Fotoğraf Ustaları” 10 cilt
“Işıkla Resmedenler” 16 cilt
“Handan Tunç ile Sanat (Özelde Fotograf) Üzerine Söyleşi
“Kan Çiçekleri” (Ressam Hikmet Çetinkaya’nın otobiyografisi)
“Sicim” (Ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi)
“Bir Lisan-ı Münasip Foto-Graf”
“Dikensiz Kirpi” (Eleştirel Deneme)
“Köhne Bahar” (Roman)
“Demir Çıra” (Öykü)
“Kırık Köşe Taşları” (Öykü)

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Renklerin Dili

Fotoğrafta Renk Çağrışımları Renkler güçlü bir iletişim aracıdır. Fotoğraflarda bir eylemi bildirmek, izleyicinin duygularını, ruh halini…

Gestalt Kompozisyon İlkeleri

(Fotoğrafta Kompozisyon – Gestalt yaklaşımı) Bu yazımızda, “Fotoğrafta Kompozisyon” konusuna Gestalt ilkeleri ile yaklaşacağız. Gestalt, Alman…