Fotoğraftan Öte

//

Geçtiğimiz günlerde, Malezyalı fotoğrafçı Edwin Ong Wee’nin, “çocuklarını metanet ve umutla sıkıca tutan Vietnamlı bir annenin” portresi ile HIPA adlı organizasyondan aldığı ödül tartışmalara neden oldu. Tartışmayı yaratan şey ise çekilen fotoğrafın “sahne arkasını” gösteren ikinci bir fotoğraftı.

Bu fotoğrafta gördüğümüz ise, ısrarlı bir grup fotoğrafçı ve fotoğrafçılar karşısında sadece geleneksel kıyafetleri içinde “yoksulluğu” ve bu yoksulluğu çağrıştıran bağlamları ile anlam bulan ve belki, tam da burada varlığının tüm anlamlarını yitiren, sırtında ve göğsünde taşıdığı iki çocukla saldırıya uğramış halde poz vermeye çalışan, hikayesini bilmediğimiz bir kadının çaresizliğiydi.

“çocuklarını metanet ve umutla sıkıca tutan Vietnamlı bir annenin” portresi

Kiremit-2:Users:Kiremit:Desktop:winningphotofeattt-800x420.jpg
Kaynak: PetaPixel

Zaman, mekan ve ortaklaştırabileceğimiz bir sahne birlikteliği taşıyor olmalarına rağmen iki temsilin karşılıklı okuması ile ortaya bir anlam uçurumu çıkıyor.  

Bir araç olarak fotoğrafın “gerçekliğin” güvenilir bir belgeleyicisi olduğu paradoksunu dolaylı olarak yeniden önümüze koyuyor bu fotoğraflar.

Bu noktada, yorumlama ya da dönüştürme gücü ile “görünür gerçekliği” indirgeyen, imgeleştiren fotoğrafın arkasındaki gözün varlığı önem kazanıyor. Bu göz dünyayı nasıl görüyor ve gösteriyor?

Göz; belli bir sosyal, kültürel, politik, estetik ve ideolojik bilincin ürünü olarak seçerek bakar dünyaya ve fotoğraf aygıtının yardımıyla bu bakışı/görme etkinliğini sabitler. Burası mühim zira bilinçli bir görme pratiği kendinden başlayarak sorgular, fark eder, alanlarını sınırlarını belirler, iletişim kurar, yine sorgular, değişir, dönüşür, keşfeder vs. Burada benlik  her zaman bir ötekiyle mündemiçtir. Aksi bir varolma halinde bakışın kendisi zamanın ruhuna teslim eder kendini. Vaadedilmiş egzotik görüntünün yeniden ve yeniden keşfi.

Wee, olabildiğince naif ama bir o kadar niçin, nasıl, neden orada olduğunu gizleyen kıvrak savunuşunda şunu söylüyor bize:

Vietnam gezisinde fotoğrafçılar olarak pirinç tarlalarına gittik. Orada, yanımızdan kucağında çocuklarıyla bir anne geçiyordu. Ona fotoğrafını çekip çekemeyeceğimizi sorduk. Kendi isteğiyle kütüğün üstüne oturdu; fotoğraflarını çekmemize izin verdi. Biz asla ne yapıp yapmayacağını ona söylemedik. Fotoğraf çekimi sonrası, biz oradan ayrıldığımız ana dek kadın hala orada oturuyordu. Kaldı ki fotoğrafımın ham ve editlenmiş halini yarışma jurisine verdim. Bu büyük bir yarışma, ham ve editlenmiş fotoğrafa baktıktan sonra jüri ödül veriyor.

Bir grup fotoğrafçı ile oradan geçerken tesadüfün bir hediyesi olarak sunulan fotoğrafın “ham ve editlenmiş  hallerinin aynı olması sonucu” hangi ölçüt ve derecelendirmede ikna edici bir kıstas doğuruyor?

Bana öyle geliyor ki ikinci fotoğrafla faş eden ve bizi son derece rahatsız eden şey; görüntülenen ile kendisi arasına bir perde çeken fotoğrafçının karşılaşma anında yinelenen eşitsiz ilişkinin, iletişimin doğurduğu samimiyetsizlik. Fotoğraf çekenlerin zoom lenslerinin odak uzunluğunca kadın ve çocuklarla aralarına koydukları  mesafe işte tam da bu görme biçiminin sınırını işaretliyor gibi.

2006 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar
Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden; 2010
yılında Ankara Üniversitesi Kadın
Çalışmaları Anabilim Dalı’ndan mezun oldu.
2005 yılından bugüne fotoğraf çalışmaları
üretmekte, atölyeler düzenlemekte ve
fotoğraf üzerine yazmaktadır. 2013-18 yılları
arasında Başkent Üniversitesi’nde fotoğraf
üzerine dersler vermiştir. Ali Saltan bağımsız
fotoğraf projeleri gerçekleştirmekle birlikte
çeşitli ulusal ve uluslararası kurum ve
kuruluşlar için proje fotoğrafları ve video
çalışmaları üretmektedir.

Yorum Sayıları: 2

  1. Sahne arkası fotoğrafı dehşet verici. Ne yazık ki, benzer örnekler çoğalarak “normal” bir durum gibi de algılanıyor, ki bu daha dehşet verici. Eline sağlık Ali.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Analog Zamanlar

Anın Yavaşladığı Yer (Bu yazı, daha önce Instagram sayfamda paylaştığım “Analog Zamanlar” metninin genişletilmiş hâlidir. https://www.instagram.com/p/DXD1BKmjIJV/…

Bir Şehrin Hikayesi

İlk İnsan Şehir yaşamı, vahşi tabiatın bir düzen içinde yeniden inşa edilmesinden başka neydi ki… Belki de sona kadar…

Gültekin Çizgen: İkinci Yarı

Fotograf ortamında pek çok polemiğin, sert tartışmanın, düşük yoğunluklu entelektüel kavganın baş aktörü olan sayın Gültekin…

Pozlama Üçgeni

Fotoğrafçılığa yeni başlayanlardan en sık duyduğum sorulardan biri pozlama ile ilgili, diyafram açıklığı, enstantane hızı ve…

Ölülerin Fısıltıları

Bazı fotoğraflar vardır; kimin tarafından ve hangi yıl çekildiğini merak etmeden, fotoğraftaki kişilerin kim ve yerin…

Neden fotoğraf çekiyoruz?

Ya “ben” dediğim şey, hiçbir zaman tek başına bir ben değilse? Sabah kalabalığında yürürken bunu düşündüm.…

Enstantane: B

Fotoğraf çekme arzusu bende güzel bir şey görmekle başlamadı; kaybolmak üzere olan bir şeyi görmekle başladı. Işık duvardan…

Soyut (Abstract) Fotoğrafçılık

– Görünmeyeni Görmek – Soyut fotoğrafçılık, geleneksel fotoğraf anlayışından farklı, büyüleyici bir sanatsal ifade biçimidir. Konuları,…

Hayat: Bir Tasarım

Kavram Olarak Zaman 200 yıl önce fotoğraf yoktu. Suret, sadece çizilirdi. Evrenin çizgilerden kurulu olduğu kabul…

Sağlık Evinin Son Işığı

Fotoğrafın Tanıklığı, Sağlığın Sessiz Kahramanları Bazı insanlar tarih kitaplarına girmez. Haklarında belgeseller çekilmez, isimleri hastanelere verilmez,…

Kanarya Adaları

Atlas Okyanusu üzerinde, İspanya’ya bağlı takımadalardan oluşan “Kanarya Adaları” doğu ve batı olarak iki ayrı başkenti…

Mars Mîra

2017 Temmuz’unda hayatımının en unutulmaz ve en acı deneyimini yaşadım. (Medeni) Avrupa’nın ortasındaki Bosna Savaşı’nın en…