‘Ağlarken gördüğümüz insanları, şimdi dans ederken görmek mutluluk verici’
Yazımın temellerini dayanışma gönüllüsü, sanatçı arkadaşım Meral Demir’in bu anlamlı cümlesi attı. 6 Şubat depreminden sonra, Özcan Yurdalan hocamın önderliğinde, bir grup gönüllü fotoğrafçıyla beraber, bölgede çocuklarla fotoğraf çalışmaları yaptığımızı, daha önceki iki yazımda anlatmıştım. Depremin üçüncü yılında sevgili Berna Kuleli ve Yusuf Aslan ile beraber yolum bu kez Nurhak’a düştü. Yusuf hoca ve Berna’dan farklı olarak benim Nurhak’a ilk gelişim. Önceki iki yılda Hatay Samandağ’da çalışmış, Nurhak’a gelme fırsatım olmamıştı. Özcan hoca bu yıl Nurhak’ta çalışacağız deyince hiç düşünmeden iznimi ayarlayıp beklemeye başladım. Berna ve Yusuf hoca benden beş gün önce gidip, ‘Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği’nden arkadaşlarla ‘Su’ teması üzerine çalışmaya başladılar. Ben 2 Temmuz sabahı Malatya’ya uçup oradan toplu taşıma ile Nurhak’a gitmeyi düşünürken, belediye çalışanı Mulla’nın telefonuyla beni havaalanından alacaklarını öğrendim. Pazar günü gerçekleşecek yaz festivali dolayısıyla bir sanatçı grubunu karşılayacakları için ben de dört ayak üzerine düşmüş oldum. Serviste gruptan ayrı iki kişi vardı. Diren ve ben. Festival günü Diren’in annesi de sahne alacakmış, onun için gelmiş. O an bilemezdim tabii Diren’in yazıma ilham veren cümlenin sahibi Meral’in kızı olduğunu…

Enis Rıza
Bu yıl, çocuklarla fotoğraf çalışmalarımızı ‘Nurhak Çocuk ve Genç Yaşam Alanı ve Kütüphanesi’nde gerçekleştirdik. Bu alan, Babil Toplum Kültür Sanat Çalışmaları Derneği’ nin ve kendilerine maddi manevi destekte bulunan birçok gönüllünün gayretleriyle oluşmuş. Nurhak’a geldiğimizde bizi Enis Rıza Sakızlı karşıladı. Çoğunuzun yakından tanıdığı belgesel sinemacı, aynı zamanda bu derneğin de kurucularından olan Enis Rıza, seksenine merdiven dayamış, kalbi hala dayanışma ruhuyla atan bir duayen. İsterseniz buranın hikayesini önce kendisinin anlattıklarından aktarıp, sonrasında da deneyimlerimi paylaşayım.

Depremin hemen ardından Babil ekibi olarak Nurhak’a geldiklerinde, birçok yerde olduğu gibi kaotik bir durumla karşılaşmışlar, en büyük ihtiyacın çadır ve kahvaltılık olduğunu söylüyor. Sonra 150 kişiden oluşan Beyoğlu afet dayanışma ekibiyle ne tür destek yapabileceklerini konuşurken, bölgeleri paylaşma kararı almışlar. Bir grup Hatay ve Elbistan’ın farklı bölgelerine giderken Babil ekibi de Nurhak’a gelme kararı almış. Soğuk ve yağmurlu geçen ilk günlerde çadırların yanında ateşler yakmışlar ve Meral türküler söylemeye başlamış. Sonra belediyenin de desteğiyle her gün bir başka mahallede Meral türkülerini söylemeye devam etmiş. Bu türkülerden sonra, daha önce yan yana iki çadırda yaşayıp birbirleriyle iletişimi olmayan aileler yavaş yavaş kaynaşmaya başlamış. Beraber ağlayıp, beraber güldükleri duygu yüklü günlerden sonra çocukların hepten ortada kaldıklarını fark edip, bununla ilgili çalışmalara başlamışlar. İlk önce Galatasaray ortak akıl platformundan bir arkadaşı bir adet konteyner göndermiş, sonra ikinci konteyneri de yine Galatasaray ortak akıl platformu aralarında topladığı parayla almışlar. Ardından dayanışmayla, kırtasiye malzemeleri, masa, sandalye, bilgisayar, tablet gibi destekler ile çalışmalara start verilmiş. Önce resim, satranç ve okul öncesi çocuklara zekâ geliştirici eğitimler başlamış, sonraları Çocuklarla Fotoğraf Çalışmaları grubuyla fotoğraf eğitimleri ve yetişkinlerle ahşap oyma çalışmaları başlamış.


Zaman içinde yurtdışından bir dernek üç konteyner göndermiş. Ardından Nurhak Belediyesi kendilerine inanıp sahip çıkmış. Hem bir dönümlük bir arazi tahsis etmiş hem de kiraladıkları binaya geçmeleri sonucu boşa çıkan konteynerleri de kendilerine vermişler. Böylece çalışma alanının 12 konteynerlik son hali oluşmuş. Bu oluşum sürecinin her aşamasında Nurhak Belediye Başkanı Sn. İlhami Bozan’ ın destekleri hep üzerlerinde olmuş. Bizim alanda çalıştığımız dönemde de Kültür Müdürü Sn. Hüseyin Olgunsoy’ un neredeyse her gün yanımıza uğrayıp ihtiyaçlarımızı sorgulaması da unutamayacaklarımız arasında yerini aldı.
Enis Hoca, halkın kendilerine destek çıkıp, inanılmaz kucaklaması ve çocukların ilgisiyle, bu işin kendiliğinden büyüdüğünü söylüyor.
Ekipçe bir buçuk aylık periyotlarla bölgeye gelip giderken, zaman zaman da farklı eğitmenler de kendilerine eşlik ediyor. Fakat bunun yeterli olmayacağını düşünerek iki profesyonel destek ile Nurhak çocuk ve genç yaşam alanının yıl boyu açık kalmasını sağlamışlar.
İlk olarak Sibel işe alınmış. Sibel Hacettepe Matematik mezunu aynı zamanda dans öğretmeni. Uzun süre gönüllü destek vermiş. Ama kendisinin de ihtiyaçları göz önünde bulundurularak profesyonel olarak çalışmaya başlamışlar. Sibel bir taraftan alanın sorumluluğunu üstlenirken diğer taraftan da çocuk ve gençlere matematik ve dans dersleri veriyor. Sonrasında da bağlama dersleri için Umut göreve başlamış. Enis Hoca buranın ciddi bir bağlama geleneği olduğunu ama hem maddi imkansızlıklardan hem de deprem sonrası olumsuz koşullar nedeniyle oluşan ilgisizlikten dolayı bu geleneğin erozyona uğradığını söylüyor. Bu sebeple Umut hocaya ulaşmışlar. Umut hoca da uzun süre haftada iki gün Elbistan’dan gelerek gönüllü destek vermiş. Sonra kendisiyle de profesyonel olarak tam zamanlı çalışmaya başlamışlar. Bir de Enis Hoca’nın asistanı Ebru’dan bahsetmek önemli. Stresli ya da sıkıntılı durumlarda dahi bir çocuk seslendiğinde, en sakin ve sevecen haline bürünüp ilgilenmesinden çok etkilenmiştim. Anladım ki bu yaklaşımla hemen her çocuğun hayat hikayelerine de hâkim olmuşlardı.
Peki neler yapılıyor burada?
Sibel ve Umut hocaların yanı sıra belediyenin görevlendirdiği Elvan ve Mulla hocalarla birlikte lise ve üniversiteye hazırlanan öğrencilere neredeyse tüm branşlarda eğitimlerin yanı sıra; bağlama, gitar, dans, drama, satranç, resim eğitimleri ile gönüllü desteklerle piyano eğitimleri veriliyor. Hatta bu piyano eğitimleri sayesinde durumu iyi olan altı aile çocuklarına piyano almış.


Bir de marangoz atölyesi var ki ondan da bahsetmek gerekir. ODTÜ’lü arkadaşlarının çocuklara özel gönderdiği mini marangoz aletleri ile donatılmış sınıf beni ayrıca heyecanlandırdı. Aklınıza gelebilecek her aletin minyatürü ile donatılmış bir sınıf düşünün. Ne yalan söyleyeyim, marangozlukla o kadar ilgim olmasına rağmen ilk defa gördüm böyle aletleri. Torna, freze, matkap gibi aletlerin minyatürü ve hepsi çalışır durumda. Maalesef bizim gittiğimiz dönem bu eğitimi veren hoca ile denk gelemedik ama Enis hocadan öğrendiğim kadarıyla, çocuklarla ahşap oyuncaklar, kalemlikler, kuş yuvaları gibi birçok şey yapıyorlarmış.

İnanması güç ama Köy Enstitülerinin ruhu buraya sirayet etmiş.
Sürdürülebilir olmak…
Depremin hemen sonrasında ülkece seferber olunup bölgelere yoğun destek akmıştı. Üçüncü yılında sıkıntılar devam ediyor ama gönüllü destekler çok ciddi oranda azaldı. Hatta birçok bölgede desteklerin çekilmesiyle benzer alanlar kapanmak zorunda kaldı. Enis Hocanın da benzer kaygıları olmasına karşın, buranın ayakta kalması için var gücüyle çalışmaları takdire şayan. En büyük hayallerinin konteynerden çıkıp kalıcı bir mekâna dönüşmesi olduğunu söylüyor.
Dokuz günlük deneyimim;
Nurhak’taki bu kısa süreli ziyaretimde çocuklarla geçtiğimiz yıllardakine benzer çalışmalar yapsak da bu yıl ilk defa –belediyenin desteğiyle- renkli bir sergimiz ve sergi fotoğraflarından oluşan basılı bir kitabımız oldu. Bize ve çocuklara kalıcı bir hatıra olacak.




Çocuklarla günlük çalışmaların sonunda, akşam yemekleri ile başlayıp, zaman zaman gece yarılarına kadar süren sohbetlerimizde ne çok anı dinledik, ne çok anı biriktirdik, beraber ne çok türkü söyledik. Hayal ve umut varsa her türlü imkansızlıkların aşılacağını öğrendik.

Enis Hoca bir sohbetimizde çocukların dönüşümüne şahit olduğundan bahsediyordu. Bizler bu dönüşüme ne kadar katkı sağladık bilemiyorum ama kendimin dönüştüğünü çok iyi biliyorum.

Dönüşüm, dayanışmayla başlayacak. Haydi hep beraber el verelim…
Geleneği bozmayayım. Yazımı son gecemizdeki sohbetten artakalan bir haiku ile sonlandırayım.
muhabbetimizi
dolunaya devredip
vedalaştık




Tebrikler Tolga,
Sayende Nurhak’a tekrar gitmiş gibi olmamın ötesinde etkili bir çalışma için senin nezdinde Berna Kuleli ve Yusuf Aslan’a da alkışlar ve tebrikler..
Çok Teşekkür ederim Mustafa Abi
Tekrarları olsun hepimiz için
Segiler
Yarışmanın değil dayanışmanın öne geçtiği bir süreçti. Elbette ki bu soyledigim birlikte çalıştığımız çocuk arkadaşlarımız için Değil elbette; bizler birbirimizden çocuklarlan Çok şey öğrendik ve çok şeyi kattık hayatımıza inanıyorum.
Sevgili Tolga’nın Yazısında bu ruhu çok güzel hissettim ve yaşadım tekrar.
Adını geçirdiğin herkesle birlikte olmak, paylaşmak çok güzeldi. Herkese teşekkürlerimi buradan bir kez daha sunmak isterim.
Ellerinize yüreginize sağlık sevgili Tolga; yine yeniden buluşmak dileğiyle sevgiler…
🍒🍒🍒
Yusuf Hocam güzel dileklerin için çok teşekkür ederim
Seni daha yakından tanımak çok güzeldi
Yeniden beraber çalışmak dileğiyle
Sevgiler
Tüm emek veren canlara ve siz kıymetli hocamıza emeklerinize sağlık..İyilik kazanacak 👏👏
Çok teşekkür Ederim Sevgili Fatoş
Dediğin gibi iyilik kazanacak
Sevgiler
Eline sağlık Tolga. Yazını tekrar tekrar okuyup, Nurhak’ta geçirdiğim günleri düşünüyorum. Üç yılda tanıdığım çocuk ve genç arkadaşların gelişimine şahit olmak, çorbada az da olsa tuzumuzun olması beni hepimiz adına mutlu ediyor. Tabii, Yusuf hocam ve de sen ne güzel ekip arkadaşlarısınız.
Çok teşekkür ederim Berna
Beraber çalışmak çok keyifliydi
Sevgiler…