Yalınlaşan Görsel Dünya: Minimalist Fotoğrafın Peşinde

///

Minimalizm, uyaranın bu kadar bol olduğu modern hayatın, sakinliği barındıran önermelerinden biri, bir yaşam biçimi olarak sık sık karşımıza çıkıyor. Kavram olarak hayatımıza modern çağda girmiş olsa da uzun zamandır insanlığın gündeminde… İki bin yıl önce Roma İmparatoru Marcus Aurelius bile “Tatminkâr bir hayat için ne kadar az şeye ihtiyacımız olduğunun farkında mısınız?” sözünü ettiğine göre adına minimalizm denmese de insanın daha fazlasına sahip olma ve fazlalıklardan arınma arzuları arasında gidip gelmesi sadece bugünün meselesi değil belli ki. Doğa filozofu Thoreau’nun “Sadelik! Sadelik! Sadelik!” diye haykırmasını hatırlayalım. Hemen herkesin hakkında bir fikrinin olduğu minimalizm, bir yaşam felsefesi olmasının dışında sanattan edebiyata, sinemadan mimarlığa kadar pek çok alanda karşılığı olan, keşiflere açık bir kavram.

İFSAK’ta Ekim 2023’te Ramiz Şahin yürütücülüğünde başlayan uzun soluklu Minimalizm projesi, duyduğum andan itibaren benim için ilgi çekiciydi. Hele ki atölye buluşmalarından birinde mimarlıkta Minimalizm’i anlatmam rica edildiğinde severek kabul ettim. Proje katılımcılarından arkadaşım Berna Kuleli’nin vesilesiyle atölyelerin gidişatından az çok haberdardım, hatta birkaç buluşmaya daha katıldım. Keyifli üretim sürecine uzaktan da olsa tanıklık ettiğim bir sergiyi gezmek, bir yıl boyunca verilen emeğin çıktılarını görmek heyecan vericiydi. İFSAK’ın sergi salonunda Minimalizm sergisini gezerken kafamdaki minimalizm ezberini bozan yaklaşımların olması beni şaşırttı, düşündürdü. Leonardo da Vinci’nin “Sadelik nihai karmaşıklıktır.” demesinin bir hikmeti olmalı. Bu projenin sanırım hem otuz iki kişiyle heves ve özveriyle yürütülen, besleyici yaratım sürecini hem de yeni tartışmaları beraberinde getiren, ufuk açıcı yanını sevdim. Atölye sürecine biraz daha içerden bakabilmek için Ramiz Şahin’le bir söyleşi yaptık.

Böyle bir atölye yapma fikri nereden çıktı?

Minimalizm hem yaşam biçimindeki sadelik hem de sanat olarak beni hep etkilemiştir. Minimalizm bir ayıklama sanatı, fotoğraf da öyle. Fotoğrafçılar aslında bu dili çok kullanıyor, yaptıklarının çok da farkında olmadan. Minimalizmde oluşturulan anlatım dili fotoğrafla örtüşüyor. Dolayısıyla ben oradan yola çıktım. Bunların yanı sıra arkasının gelebileceğini düşündüğüm bir iş bu. İFSAK’ta yapmak istediğim yeni projeye karar verirken devamı gelebilecek bir iş olmasını istedim.

Nasıl bir süreç yaşadınız bu bir yıl boyunca?

Bir yıl boyunca yaklaşık yirmi beş buluşma yaptık. Bu buluşmalarda makaleler okuduk, tartışmalar gerçekleştirdik, alanında uzman kişileri çağırdık -ki bunlardan biri de sendin. Ayrıca herkes minimalist olarak tanıdığı bir fotoğrafçının fotoğraflarını ele aldı. Onlar üzerinde de konuştuk, minimalist midir değil midir, onları tartıştık. Başka fotoğrafçıların fotoğraflarından da esinlendik. İFSAK Gezi Biriminin de desteğiyle Tuz Gölü, Ankara, Kapadokya’ya geziler yaptık. Şehir içinde de Haydarpaşa Limanı, Florya Atatürk Köşkü gezilerimiz oldu. Bu süre içinde minimalizm konusunda kendimizi geliştirmeye, bu kavramı içselleştirmeye çalıştık ve bol bol fotoğraf çektik. Minimalizmi daha yeni yeni anlıyoruz. O nedenle bu bir çıraklık dönemi çalışmasıydı. Bir sene daha minimalizm üzerine kafa yorup kalfalık işi çıkaralım diyoruz. Aslında koşullar umduğumuz gibi giderse üçüncü yıl da çalışıp bir ustalık işiyle bu işi bitirebiliriz.

Çıkan işlere baktığım zaman minimalizm konusu bütün katılımcılara hitap etmiş, herkes kendine bir yön çizmiş gibi algılıyorum ben. Minimalizmin katılımcılarda bu kadar karşılık bulmasının nedeni ne olabilir?

Bu, geçirdiğimiz süreçle ilgili olabilir. Biz bu projeyi danışman ve yardımcısının olmadığı, ortak bir çalışma yürüteceğimiz biçimde hep birlikte tasarladık. Seçme, fikir beyan etme, süreci yönetme konusunda herkesin söz hakkı olacağı bir biçimde… Yani fotoğrafların seçilmesi sadece danışmanın kararıyla gerçekleşmedi. Herkes sürece dahil olup herkes emek verip meseleyi sahiplenince bu herkesin sergisi, herkesin projesi oldu. Bu projeye danışman ve yardımcısı da fotoğraf verdi. Bu nadir görülen bir durumdur. Benim sergi için ayırdığım fotoğrafımın seçilip seçilmeyeceği grubun inisiyatifindeydi.

Yeri geldi, senin fotoğrafların da eleştirildi öyleyse?

Bu, işin güzel tarafıydı. Belki de katılımı coşturan, çoğaltan bir şeydi. İnsanların projeyi sahiplenmesi için de iyi bir neden oldu. Her ne kadar bundan sonrasını devam ettirmek kurumların olanaklarıyla ilgili bir mesele olsa da bir şekilde devam ettirebileceğimizi düşünüyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir araya gelmek, birbirini dinlemek, eleştirmek, birlikte üretmek ve bunları da olabildiğince hiyerarşik olmayan bir düzen içinde yapmak bana güzel geliyor. Ve tabii yüz yüze olmak…Berna ile ArtıBirMasa yürüyüşlerini “analog faaliyetler” olarak isimlendirdik. Bence bu “analog” faaliyetlere çok ihtiyacımız var. Sanırım sen de bu projeyi yüz yüze yapma konusunda kararlıydın, öyle değil mi?

Tabii. Projeye çok talep geldi. O nedenle kota koymak zorunda kaldık. İstanbul dışında yaşayanlardan “Zoom üzerinden yapalım, biz de katılalım.” diyenler oldu. Pandemi döneminde zoom buluşmalarının çok faydasını gördük ama yüz yüze yapılan işe benzemiyor. Bir araya gelmeyi ben de çok önemsiyorum. Orada insanların birbirini etkileme meselesi çok başka… Biz projeye otuz yedi kişi başlayıp kimi arkadaşların çeşitli nedenlerden projeye devam edemeyip ayrılmasından dolayı otuz iki kişi bitirdik.

Biraz minimalizm kavramını konuşalım mı? Genel olarak tarif edecek olursak nedir minimalizm, nasıl ortaya çıkmış?

Minimalizm 1960’larda ortaya çıkan modern bir akım olsa da çok eski çağlardan beri insanları etkilemiş. Uzakdoğu’da Zen felsefesi, Anadolu’da tasavvuf felsefesi minimalizmin farklı tezahürleri…Klasik dönemin ressamlarına bakınca Leonardo’dan Monet’ye minimalist teknikle yapılmış eserler karşımıza çıkıyor. Modern dönemde de Malevich’in 1915’te yaptığı “Siyah Kare” tablosuyla popülerlik kazanıp Avrupa’da rağbet görmeye başlıyor. Orada var olan nesneyi olduğu gibi sergileyip sanatçıya çok fazla iş bırakmıyor. Bu zaten evrende var. Küratör yazımızda görüleceği gibi bu süreçte iki mottoyu önemsedik: “Az çoktur” ve “Ne görüyorsan odur” Bir müdahaleye gerek yok, onu evrenden çekip estetik bir biçimde izleyiciyle karşı karşıya getiriyorsunuz ve onda uyandıracağı duyguyu önemsiyorsunuz. “Algıyla eylem arasındaki boşluğu zihin doldurur.” der Deleuze. Yani zihin dediğimiz mevzu da bizim kültürümüz, bütün birikimlerimiz. Siz bir nesneyle izleyiciyi baş başa bırakıyorsunuz, hiçbir şeye müdahale etmiyorsunuz. Gerisi onu ilgilendirir. Minimalizm grafik desenleri de öznenin varoluş biçimlerini de önemsiyor. Orada duruyor zaten ama sen onu o gözle görmüyorsun. Gidip başka bir bakış açısıyla yeniden üretime sunuyorsun. Minimalizmin özel ve güzel taraflarından biri bu. Az çoktur meselesine gelince, o biraz estetize edilmiş bir mevzu çünkü azın içerisinde nesneyi hem özelleştiriyor, hem tek başına bırakıyor, hem de onun çoğalmasına neden oluyor. Bu sergide de temel iki kavram var, bunun alt başlıkları da var. Burada yaklaşık dört hol var, dört holde de farklı tekniklerin izdüşümlerini görüyoruz. Fotoğraflarda içlerinde kurgu fotoğraflar da var. Manzara fotoğrafları, doku ve ritim fotoğrafları, grafik fotoğraflar da…Hepsi minimalizmin kapsamına giriyor. Hegel, minimalizmi ‘sade ama basit olmayan, yalın ama yavan olmayan bir güzellik anlayışı’ diye tarif eder.

Minimalizm derin bir konu fakat yüzeysel bir yaklaşıma da kurban gidebiliyor gibi geliyor bana.  Boşluk gördüğümüz her fotoğrafı minimalist diye nitelendirebilir miyiz?

Diyemeyiz elbette. O boşluğun o nesneyi özüne çevirmesi, onu yüceltmesi gerekiyor. Basitçe bu. Bu sergiden sonra izleyenlerin eleştirileri ya da yorumlarını aldığımız zaman mevzunun bilindiğinin sanıldığını fakat bilinmediğini gördük. Herkesin minimalizmle ilgili bir ön yargısı var. Aslında akımı bir de şuradan değerlendirmeli: Marcel Duchamp’ın pisuarı çevirip “bu bir sanat eseri diye” sergilemesi aslında bir manifestoydu. Minimalistler bu akımı başlattıklarında Dadaizm’deki gibi bir manifestoyla değil direkt eserle işin içine giriyorlar. Resimle başlıyorlar, sonra yerleştirmeler çok rağbet görüyor. Fotoğrafta minimalizme baktığımızda onunla bağlantı kurmuyoruz. Burada ben mimari bir eser sunmuyorum, bunu bir grafik olarak paylaşıyorum. O artık bir desen fotoğrafı, mimari fotoğraf değil, mimari bir iddiası yok.

Peki bu sergi ya da minimalist fotoğraf bize hangi soruları sordurabilir?

Minimalist teknikle bir hikâye anlatılabilir mi? Manzara fotoğrafı minimalist olabilir mi? Bunlar akla en çok gelen sorulardan. Aslında anlatım diline bağlı. Yalın bir dille anlatılmış mı, biz özne ile baş başa kalabiliyor muyuz? Onlara bakmalı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Soruların soruları doğurması ne güzel. Konu bu sorularla zenginleşiyor, derinleşiyor.

Bir de sergideki kimi fotoğrafların başlattığı tartışmalardan türeyen sorular var. Mesela, minimalist bir tarzda inşa edilmemiş bir yapının cephesinden minimalist bir fotoğraf çıkarmak mümkün mü?

Mümkün mü?

Elbette. Biz ona mimari olarak değil bir grafik olarak yaklaştığımız için mümkün. Minimalizmde anlatım dili çok önemli. Malevich’in renklerine baktığımızda grafik desenleri, zıt renkleri çok kullanır. Onun da kendi içinde bir anlatım dili var.

Sergilemede biçimin içerikle örtüşmesinin bir serginin algılanmasına etkisi tartışılmaz. Fotoğrafları sergilerken nasıl bir tutum izlediniz? Bu konuda dışarıdan bir destek aldınız mı?

Fotoğraflarda her tarafı eşit paspartuları, olabilecek en ince çerçeveleri tercih ettik. Sade bir sunum aracılığıyla olabildiğince yalın, minimalist tarzda bir sergileme gerçekleştirdik. Dolayısıyla orada da minimalist bir yaklaşımla işi öne çıkarmaya çalıştık. Büyük fotoğraflar çok bağırıyor. Sizi olayın içine çeken daha küçük fotoğraflar bize daha uygun göründü. Dışardan küratör seçmedik. Sergileme biçimine de birlikte karar verdik. Profesyonel küratör olmadığımız için bu işi amatörce ve sınırlı olanaklarla yaptık. Herkes önerilerde bulundu. Bir tek diziliş meselesinde çok fazla kişinin fikrini almamış olabilirim. Aslında altmış dört fotoğrafı yan yana getirmek nereden baksanız riskli bir iş…Fotoğraf sayısında da demokratik davranıp her katılımcıdan iki fotoğrafa yer verince bu sayıya ulaştık. Bir de tasarımını Levent Ünal’ın üstlendiği bir sergi kataloğu yaptık. Katalogda da her katılımcıdan üç fotoğrafa yer verdik.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bence bu projenin bu kadar uzun soluklu olması, otuz iki kişinin bu süreci tamamlaması, birlikte üretmek…Bunların hepsi yaptığınız şeyin değerini daha da artırıyor. O yüzden tebrik ediyorum hepinizi. Ben gıptayla izledim çalışmanızı.

Sağ olsun arkadaşlar her konuda görev ve sorumluluk aldılar. İsteyerek yaptılar. Tabii şu da güzel. Bir nedeniniz oluyor, bir şeye sebep oluyorsunuz. Bu projeyle kendim de dahil otuz iki kişiye sebep olduk. Bu sergide arşiv fotosu olmamasına özen gösterdim, ne kadar başarılı olduk bilmiyorum. O süreç içinde bir iş üretilmesini önemsiyorum Mesele de zaten üretime sevk etmek, fotoğraf çekmek için bir sebep oluşturmak.

Kent hayatında her gün o kadar çok uyaranla karşı karşıyayız ki o uyaran bolluğundan gözümüz kulağımız, zihnimiz bir şeyleri ayıklayamıyor. O yüzden de bu çalışmanın aynı zamanda güzel bir görme deneyimi olduğunu düşünüyorum. Peki bundan sonra Minimalizm grubunu neler bekliyor?

Katılımcıları bir fotoğraf grubuna dönüştürüp yolumuza daha rahat devam edeceğiz. Fotoğraf grubu kendi içinde özerk bir cumhuriyet gibi oluyor. Onu kurduktan sonra alınan kararlarla, yönergelerle işe devam edebiliyorsunuz. Bu sergimizi İFSAK’ta açtıktan sonra ve Acıbadem Üniversitesi Kerem Aydınlar Kampüsü’ne götürdük. Mayıs’ta da Selanik’te Out Of Focus fotoğraf derneğinin galerisinde bir hafta sergilenecek. Daha sonra Bulgaristan’da Filibe’de (Plovdiv) olacağız. Sağ olsun Berna o konuda çok çaba sarf etti. Bu sergilerden sonra grubu kurma işlemlerine başlayacağız. Tabii bu işi de hep beraber yapacağız.

Harika. Yolunuz açık olsun.

 

 

 

ALKIM DOĞAN

Lisansını ODTÜ Mimarlık Bölümü’nde tamamlayıp ilk 5 yıl meslek pratiğine Toronto’da devam etti. Ardından İTÜ Mimarlık Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Doğan Egmont, DEX, İthaki, İş Kültür, YEM gibi yayınevleri için kitap çevirileri yaptı. Pera Sinema sitesinde, Arka Kapak, Varlık, Atlas, Magma, B+ dergilerinde öykü ve yazıları yayınlandı. TRT’nin “Eksik Parça” belgeselinin metin yazarlığı ve sunumunu üstlendi. 2021’de Konak Belediyesi’nin düzenlediği öykü yarışmasında üçüncülük, 2022’de düzenlenen Tomris Uyar Öykü Yarışması’nda birincilik ödülünü aldı. Dergilerde yazmaya devam etmekte, yazı atölyeleri düzenlemekte ve mimarlık fakültelerinde ders vermektedir. Dünya Sakin Bir Yermiş isimli ilk öykü kitabı 2023 yılında Ayrıkotu Yayınları’ndan çıkmıştır.

 

 

Yorum Sayıları: 3

  1. Az çoktur Diyerek yola aldığımız projemizde; hayatın Karmaşasında harmanlanan kendime “bak az ile hayat ne kadar kolay diyebildiğim, kaos içinde akan zamanda ki anları en azı ile anlamlandırabildiğim’’ sonuçlandığım projemizde yol rehberimiz Ramiz hocamıza ve yoldaş olan eşsiz kalplere sonsuz teşekkürler. Azı keşfinde haz almaya başladıkça, hayat anlam kazanıyor,!

  2. Çarpık bir metropol ortamında, ondan ayrı düzen, ferah, rahat bir ortama geçişi ve bu ortamın kadrajlanarak ete kemiğe büründürülmesini minimalizm projesinin bir üyesi olmakla öğrendim. Danışman hocamız Ramiz Şahin’in yönlendirmeleri, katılımcıların içtenlikle değerlendirmeleri tarifsiz düzeyde zevk vericiydi. Hocamızın gelecekteki projesini iple çekiyorum. Yapılan röportaj benim için tam bir bilgi tekrarıydı ve proje günlerinin esintisini hissetmeme neden oldu.

  3. Uzun yıllardır karmaşık ve kaotik bir ortamda yaşamanın ruhsal yorgunluğunu omuzlarımızda taşırken ruhumuzu rahatlatan tek şey olabildiğince kendimizi sadeleştirmek ve basitleştirmek ilkesi olmuştur. Bir fotoğrafçı olarak kendimizi arındırarak minimalist tarzda bakarak fotoğraflamanın zorluğunu ancak vizöre gözünüz yaslandığı anda anlarsınız. Projede yer alan tüm fotoğrafçıların başlarda ne kadar zorlandığını tahmin ediyorum. Ama sergi çok güzel olmuştu ve başta Ramiz Şahin ve Dila Çeçen olmak üzere tüm emeği geçenleri tek tek kutluyorum. Devamında da bu söyleşinin eklenmesi bizim içinde iyi oldu. Güzel ve samimim bir sohbetin içinde yer aldık. Bunun içinde ayrıca teşekkür ederim.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Otoportre

Kendine Bakmak mı, Kendinle Karşılaşmak mı? Sönsöz Yerine Bir aynaya her baktığınızda aynı kişiyi gördüğünüze emin…

Çizginin Tuhaf Tipleri

Çizmek var olmak demektir, çizebilmek ise özgürlük… Daha sözcükleri öğrenmeden, çizgilerle ifade etmeye çalışıyoruz kendimizi. Ve…

Ucube Fotoğrafçısı: Diane Arbus

Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu’ndan Ahu İncekaralar https://www.instagram.com/ahuincekaralar_tarafından yayına hazırlanmıştır. . . . .…

Yol Boyu İspanya

2024 yılı Ekim-Kasım aylarında Başkent Madrid’de başlayıp İspanya’nın Endülüs bölgesine de uğrayarak Akdeniz ve Atlas Okyanusu…

Görmenin Metafiziği Üzerine

Gerçek ve Güzel İnsan, yapısı gereği, tereddütlerinin izinde, görünenin ardındaki gerçeğin peşinden gider. Herkes kendini olduğundan…