Bir Meraklının Fotoseyir Defterinden / 3

/

Fotoğraf sahiden iki boyutlu mu?

Fotoğraf sadece iki boyutlu bir görüntü müdür?

Fotoğraf iki boyutlu düzlemdeki bir görüntü ya da ekrandaki bir görüntü olmanın ötesinde ne anlam taşır?

Fotoğraf, fotoğraf makinasının çektiği değil, fotoğrafçının yaptığı bir şey ise eğer, bu ne anlama gelir?

İster analog ister dijital, bir fotoğraf makinası, türü, markası, teknik kapasitesi her ne olursa olsun, sonuçta, ışığı kaydetme aracıdır, sonuçta ışığı kaydetmeye yarar. Ama hangi ışığı, hangi nesneden, ne zaman, nasıl yansıyan ışığı, ya da gerçekliğin hangi diliminden yansıyan ışığı?

Fotoğrafın bir makinanın çektiği değil, fotoğrafçının yaptığı bir şey olmasını mümkün kılan fotoğrafçının tercihleridir. En sıradan bir fotoğrafta dahi, o fotoğrafı çekenin tercihleri belirleyicidir; en azından bir çerçeve seçmiştir, gerçekliğin içinden bir dilimi çekip çıkarmış, ayırmıştır; ki bu, birçok şeyi dışarda bırakmak, bazı şeyleri içe almak demektir.

En sıradan bir fotoğraf dahi, dışlama ve içerme süreçleri sonucu ortaya çıkar.

Fotoğrafçı makinasını, merceklerini, bakış noktasını, dış dünyaya bakış düzlemini, ışığın açılarını, yoğunluğunu, yansımalarını, renk tonlarını, hangi saatte, nerede, neyin fotoğrafını çekeceğini, fotoğraf işleme programlarıyla ne tür işlemler yapacağını tercih eder. Evet, daha da önemlisi, tüm bu tercihleri dolayımından inşa edeceği anlamı, iletmek istediği anlamı, o fotoğraf ile ulaşmak istediği dışavurumu belirler.

Fotoğrafçı, teknik, estetik ve etik tercihler yapar. Bu tercihleriyle bir anlam inşa eder ve bunu izleyene iletmeyi amaçlar.

Tekne Halatları

Evet, sonuçta iki boyutlu bir nesne çıkar ortaya, basılı bir düzlemde iki boyutlu bir nesne. Örneğin, buradaki “tekne halatları” üçlü fotoğraf serisinde, her üç fotoğrafta da olabildiğine iki boyutluluk sağlanmaya çalışılmıştır. Ama izleyende bu halat görüntüleri üzerinden oluşacak çağrışımlar derinlikten ve zamandan ayrık, iki boyutluluğa hapsolmak zorunda mı acaba?

İki boyutlu bir nesne olan fotoğrafın kendisidir

İki boyutlu bir nesne olan fotoğrafın kendisidir; yoksa, izleyende oluşan izlenim değil; çünkü bu fotoğrafa bakanın zihninde oluşacak izlenim pekâlâ üç, hatta dört boyutlu olabilir. Hatta, soyut bir anlatım tercih edilerek yaratılmış bir fotoğraf izleyende boyutsuzluk izlenimi dahi oluşturabilir.

Bu iki boyutluluğu aşmak için, bir nesne olarak fotoğraf üzerinde farklı teknikler denenebilir, örneğin, derinleştirici katmanlı çerçeveler, görüntüdeki unsurların farklı düzeylerde ve kalınlıklarda basılarak yerleştirilmesi gibi. Ya da bir nesne olarak fotoğrafı iki boyutluluktan çıkarmaya hiç girişmeden, doğrudan, izleyende oluşacak algı, izlenim hedef alınabilir. Fotoğrafın izleyende oluşturacağı üç, hatta dört boyutluluk duygusu, izlenimi hedef alınabilir; örneğin, alan derinliğinin daraltılması ile derinlik algısı yaratılarak üçüncü boyut, yani derinlik izlenimi hedeflenebilir; ya da yalnızca o an değil, öncesi ve sonrasını da kapsamak üzere, süregiden bir zaman boyutu izlenimi hedeflenerek hareket netsizliği kullanılabilir. 

Işıklara Doğru

Fotoğraf dış dünya ve iç dünyamız arasındaki etkileşime dair bir anlatıdır; her anlatı gibi, katman katman anlam yüklüdür.

Fotoğrafçının amaçladığı anlam ve ileti ne olursa olsun, sonuçta, bu anlatının izleyenlerin iç dünyalarında nasıl bir karşılık bulacağı, nasıl bir çağrışım ve anlam akışına yol açacağı belirleyecektir o fotoğrafın anlamını.

Dolayısıyla, fotoğraf, sadece, “fotoğraf makinasının çektiği değil, fotoğrafçının yaptığı bir şey olmanın” da ötesine geçer: fotoğrafı yapan ile izleyen arasında karşılıklı bir etkileşim sürecine yol açabildiği oranda etkili olur, anlam kazanır.

İzleyende bu anlamı oluşturan süreç aslında fotoğrafçının o fotoğrafı çekerken hissettiği duygulanımları ile başlar; türlü türlü teknik aşamalardan geçtikten sonra, izleyende harekete geçirdiği duygulanımlar ile yeniden inşa olur; bir anlam kazanır. Fotoğrafçının duygulanımları ile izleyenin duygulanımları olasılıkla hiçbir zaman tümüyle örtüşemez; ama aynı türden duygulanımların iletilmesi mümkündür. Fotoğrafçının duygulanımı ve buna eşlik eden anlatılar ve zihinsel anlam yüklemeleri, iki boyutlu bir nesne üzerinden o fotoğrafı izleyende ne tür duygulanımlar harekete geçirmektedir? Ki bunlar zaten izleyende oluşacak zihinsel çağrışımların, anlatıların, anlamların giriş kapısı olacaktır.

Zamanın İzleri

Tam da bu nedenle, fotoğrafçı, kendisinde iz bırakan her fotoğrafını bir başkasına, bir izleyene göstermek ister; sergilemek ister. Gösterirken de kendi fotoğrafına değil, o bir başkasının yüzüne, o yüzde oluşan dalgalanmalara dikkat kesilir; ne dediğinden çok o yüzdeki duygulanımların izlerine odaklanır; içinden, sessizce seslenir adeta: “benim bu fotoğrafı çekerken ve yaparken hissettiklerimi sen de hisset, benim yüklediğim anlamı sen de yükle bu görüntüye ve onu benim gibi içine al, işle, taşı içinde! Sadece, ‘güzel olmuş, eline sağlık’ deyip geçme; söyle bana, ne diyor bu görüntü sana! Her ne diyorsa bana, sana da benzer şeyler söylesin; böylelikle, ben de kendimi, bu dünyada yalnız hissetmeyeyim, bir başkası ile buluşayım, fotoğraf öteki ile buluşma aracım olsun, hayatıma fotoğrafça bir anlam katsın!”

Fotoğrafa merakı geçen yüzyılda, 70’li yılların ikinci yarısında, üniversite yıllarında başladı; sanata, edebiyata, resme, şiire, saza söze, arkeolojiye, tarihe meraklıydı oldum olası; giderek dünyayı değiştirmeye, tıbba ve psikiyatriye merakı da aynı yıllara rastlar. Tank gibi bir Zenith TTL makinayla dolanırdı ortalıkta. Güneşli havada 125’e 16, merdiven altında karanlık oda, ah bir 400 ASA’lık film alabilsek de, çekebilsek yarı karanlıkta. Her biri 36 kare, aman hemen bitmesin, yanında yedek film var mı, nasıl çıktı acaba, gel de bekle bir hafta, derken, fotoğraf öğreneceğim diye sabırlı olmayı öğrendi bir de. Beklemeyi, zamana inanmayı öğrendi.

“Yeni Fotoğraf” dergisinin çıkışını heyecanla her ay alışını, üç arkadaş evin alaturka tuvaletini karanlık odaya çevirişlerini, bol fotoğraf çekmeden bu işin öğrenilemeyeceğini anladıklarında, film masrafını kısmak için, Sirkeci’den 300 metrelik film alıp onu kasetlere bölüp bol bol siyah beyaz fotoğraf çekişlerini, o günlerden kalan görüntüleri; Alsancak’ta ayı oynatan adam ve ayısının görüntülerini, Kayseri’de çeşme başında oynayan çıplak çocukların, İzmir’de Cumhuriyet Meydanı’nda büyük mitinglerin görüntülerini, ille de kordon görüntülerini hayal meyal hatırlıyor.

Ardından, uzun bir ara girdi fotoğrafla arasına. Psikiyatri eğitimi ve uzmanlığıyla artık makinasız fotoğraflar çekmeye dönüştü adeta bu merak. Yardım için başvuran kişileri dinlerken kendi zihninde onların fotoğraflarını çekmeye, onların iç dünyalarını, duygu hallerini zorluklarını, hayat mücadelelerini zihninde imgelerle canlandırmaya dönüştü bu merak. 80’li yılların başlarından itibaren artık mesleğine gömülmüştü. Araştırma yapmak, ders vermek, klinik pratik, meslek örgütlenmelerinde aktif görevler üstlenmek ve bu görevleri bağlamında yüzün üzerinde ülkeye seyahat etmek, konferans vermek. Buralarda mutlaka sanat müzelerini, az da olsa fotoğraf müze ve sergilerini ihmal etmedi; tabii, elindeki genellikle kompakt makinaların deklanşörüne gelişine basmayı da.

Altmışından sonra, taa gençlik yıllarından beri uzaktan beğeniyle izlediği İFSAK’ta kurs görme zamanı bulabildi; ardından, fotoğrafın günlük hayatında kapsadığı zaman, alan genişledi. İFSAK’ta Temel Eğitim Semineri, ardından, Pitoresk projesi, Çekim Teknikleri, Portre, Makro, Uzun Pozlama dersleri, çalışmaları, Semt projesi çalışmalarında, katılabildiği fotoğraf gezilerinde rastgele, gelişine fotoğraf çekmemeyi öğrendi. Ortaya çıkmasını istediği fotoğrafı, önce zihninde kurgulamayı, onu mümkün olduğunca önce zihninde tasarlayıp görmeyi, imgeleştirmeyi, ardından dış dünyayı bu zihnindeki tasarıya göre gözden geçirmeyi, dış dünyanın kontrolü dışı olan gerçekliklerini dikkate alan bir bakış açısı benimsemeyi, mümkünse dış dünyaya az da olsa istediği biçimi vermeyi ve elindeki teknik olanaklar çerçevesinde zihnindekinin mümkün olup olmadığına karar vermeyi ve teknik ayarları / düzenlemeleri buna göre yapmayı öğrendi. Dış dünyadan edindiği izlenimleri iç dünyasında kurgulayıp / tasarlayıp, sonra bu tasarımı dış dünya ve teknik olanakların sınırlılıklar çerçevesinde, dış dünyanın içinden çekip çıkarması ve fotoğrafa dökmesi gerektiğini öğrendi. Fotoğrafın “çekilen” değil, “yapılan” bir şey olduğunu; fotoğrafı “çekmek” değil, “yapmak” gerektiğini öğrendi.

Fotoğrafın, dış dünya ile iç dünyasını birleştiren bir araç olduğunu; dış dünyayı
kendisine göre yeniden inşa ederken iç dünyasını zenginleştiren bir araç olduğunu kavradı.

Bu yüzyıla devrilmişti zaman; sayısallaşan bol renkli dünyada, “tekniğin önceliği, estetiğin üstünlüğü, yaratıcılığın hazzı” der durur oldu; bu dediğinin peşine düştü. Fotoğrafın “makinenin çektiği birşey değil, fotoğrafçının yaptığı bir şey” olduğunu kavradı. Kısaca, hayatına “fotoğrafça bir anlam katma” peşinde bir fotoğraf meraklısı.

Yorum Sayıları: 2

  1. Çok şahane dile getirmişsin, tabi ki :). Fotoğraf üstünden iletişim, sanat üstünden paylaşım ile yalnızlıklarımızın kesişmesi degil mi insan olarak aradığımız kavuşmalar. Bizi besleyen anlar!
    Eğer sanatçının istediği böyle kavuşmalar icin bir boyut yaratmaksa, kendi becerilerinin showunu yapmaktan çok, bence o zaman olumsuz eserler çıkıyor ortaya.
    Madem öyle, bu fotolar hakkında da iki laf etmeliyim.
    Yukarıdaki iki foto hakkında ve onların isimlendirilmesi hakkındaki görüşlerim şöyle:
    Işıklara doğru çok cuk oturan bir isim olmuş. Çünkü oradaki iki yaşlının (genç de olabilirler ama yaşlı diye şak diye algıladım) aceleciliği ve dinamizmi bir gidişatı gösteriyor, ama yaşlılıktan dolayı gittikleri yolun farkında olan ve sanki ölümden korkmayan mutlu iki yaşlı goruyorum.
    Ikincisinde ise bir hüzün var; soluk renklerle pekiştirilen yorgunluk ve adeta ölmeye gidecek mecali bile olmayan bir yılgınlık var.
    İlk bakışta taaa nerelere goturdu fotolar beni…
    sevgi ile kal, xo

  2. merhaba Hatice,
    yorumların için çok teşekkür ederim.
    o iki fotoğrafta benim ifade etmeye çalıştığım duygulanımlara benzer izlenimler edinmen çok sevindirdi beni!
    fotoğraflar seninle buluşma aracı olmuş; buluşmalarımıza anlam katmış; ne güzel…
    sevgilerimle,
    levent

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf