Personnes

Christian Boltanski; Bize Neden Ölümü Anlatıyor ?

/

Bence bir sanatçı olduğunuzda, sizin için önemli olan birkaç sorunuz olur ve bu soruların yanıtlarını bulmaya çalışırsınız. Neden bir kişinin hayatta kalıp diğerinin hayatta kalamayacağını anlamaya çalışmak her zaman ilgimi çekmiştir. Çoğu zaman cevap bulamazsın ama önemli olan soruyu sormaktır.

Ölüm kaçınılmaz ve ertelenemez bir gerçektir. Yaşam ise gelip geçiciliğine rağmen ölüme meydan okuma cüretkarlığı sergiler. Fanilik ve bakilik üzerinde hareket eden zaman karşı konulamaz bir dirençle ve kalıcı olmak adına farklı üretimler yapmakla, daha çok üretmekle, unutulmak korkusuyla, geçici olmanın verdiği ızdırap ve korkuyla üzerimizde itici bir güç oluşturur. Ölümün ardından hatırlatma misyonu geride kalanlara vazife olur; mezar taşları dikilir, piramitler inşa edilir, lahitler, anıtlar, heykeller, resimler, anma törenleri yapılır, şarkılar türküler yakılır, arada albümler açılıp fotoğraflara bakılır.

Christian Boltanski. A l’occasion de l’exposition faire son temps au centre Pompidou à Paris du 13 novembre au 16 mars 2020.

Ali Akay ‘’Sanatlar hep geriye kalanlardır. Sanatçı unutulan değil, arta kalandır.’’ der. Bu sanatçılardan biri Christian Liberté Boltanski’dir (6 Eylül 1944 – 14 Temmuz 2021). Multidisipliner çalışan Fransız sanatçı, fotoğrafın yanında heykel, enstalasyon ve kavramsal çalışmaları ile tanınır. Babası Rusya’dan, annesi Ukrayna’dan Fransa’ya göç etmiş musevi kökenli bir ailenin çocuğudur. Babası savaş sırasında Paris’te evlerinin zeminindeki tahta döşemelerin altında bir buçuk yıl saklanarak tehcirden kurtulur. Yahudi mirası, yaşadıkları, konuşulanlar ve hatta konuşulamayanlar Boltanski’nin sanatını derinden etkiler. Çocukluğunda eksikliğini duyduğu ideal aile kavramı ve ideal yaşam tarzı sanatçının ilk çalışmalarında belirgin olarak görülür. Çocukluğu, Fransa’nın Nazi işgali altında olduğu yıllara rastlayan Boltanski, çalışmalarında sıklıkla yinelenen ölüm, bellek ve kayıp gibi temalarla Yahudi soykırımı sırasında yaşanan toplumsal ve kişisel acıların derinliğini araştırır. Işık ve gölgeyi yaşam ve ölümün birer sembolü gibi bir çok enstalasyonunda kullanır. Aydınlık alanları, ampul yada mum gibi yapay ışık malzemelerini fotoğrafların arkasında yada gölge oluşturacak şekilde kullanarak fotoğraflardaki portreleri daha soluk ve dramatik bir görsele dönüştürür. Sanatçı toplumsal hafıza, acı ve travmalardan beslenen ama hep ölüm ve yaşamın etrafında gezinen geniş bir konu aralığında çalışmıştır.

Tasmania – The Life of C.B.

Sanatçının, ‘Ölü İsviçre Rezervi’ başta olmak üzere, fotoğrafla yaptığı enstalasyonlar çok konuşulmuş olsa da ölüme meydan okuduğu ve kendi hayatını ortaya koyarak bir kumar oynadığı ‘’The Life of C.B.’’ projesi ölüm ve yaşam arasında bize çok şey anlatır. Boltanski’ye ulaşan David Walsh, Tazmanya’da kumardan kazandığı büyük bir servete sahip olduğu söylentileri ile ünlü biri, aynı zamanda iyi bir sanat koleksiyoncusudur. Walsh, Boltanski’ye Paris dışındaki stüdyosunu sekiz yıl boyunca günde yirmi dört saat izleme ve görüntülere sahip olma hakkı için ödeme yapmayı teklif eder. Ancak ödeme ürkütücü bir bahse dönüşür: kararlaştırılan ücret sekiz yıla bölünecek ve Boltanski’ye ölümüne kadar o dönemin bir oranı olarak hesaplanan aylık bir maaş ödenecektir. Altmış beş yaşındaki Boltanski sekiz yıldan fazla yaşarsa, Walsh emeğinin değerinden fazlasını ödeyecek ve iddiayı kaybetmiş; ancak Boltanski sekiz yıl içinde ölürse, ünlü kumarbaz bu eseri üzerinde anlaşmaya varılan değerin altında satın almış ve kazanmış olacaktır.

Boltanski 2009’da Agence France-Presse’ye verdiği röportajda Walsh için ‘’O ölüm konusunda büyülenmiş gibi ve kumarda asla kaybetmeyen ya da asla kaybetmediği düşünülen biri, şeytan olmalı. Sekiz yıl dolmadan öleceğime dair garanti verdi, çünkü o asla kaybetmez. Kendime pek iyi bakmıyorum. Ama hayatta kalmaya çalışacağım. Nihayetinde, ölümümü canlı olarak görmek istiyor. Sürekli o anı beklediğini söylüyor. Son görüntüme sahip olmak istiyor.” der. New York Times tarafından Boltanski sorulduğunda ise Walsh şöyle cevap verir; “Stüdyosunda ölseydi kesinlikle harika olurdu. Ama bunu organize etmenin etik olduğunu düşünmüyorum.” Walsh, Boltanski’nin stüdyosunu orada olsa da olmasa da üç farklı kamerayla kayıt altına alır ve Tazmanya’da bir mağarada canlı olarak yayınlar. Neticede iddiayı Boltanski kazanır. Eser günümüzde David Walsh’un kurduğu müzede diskler halinde sergilenmeye devam ediyor.

Monument of the Lycee Chases

‘’Lycée Chases Anıtı’’ (Monument of the Lycee Chases) ise Boltanski’nin, Avusturya’nın Viyana kentindeki özel bir Yahudi lisesinden 1931 yılında mezun olan bir sınıfın öğrencilerinin fotoğrafından esinlenerek 1987’de başladığı bir dizi çalışmanın parçasıdır. Sanatçı, bireysel kimlikleri etkili bir şekilde silerek ve evrenselleştirerek her öğrencinin yüzünü yeniden fotoğraflar, büyütür ve izole eder. Enstalasyon aydınlatılmış bir alanda ampul ve kablolardan oluşan bir ağın fotoğrafların üzerinden ve çevresinden sallanmasından oluşur. Portrelerin kasvetli görünüşleri yapay ışık ile daha solgun görünür ve akıllara kazınır. Çalışma sergilendiği mekanın koşullarına bağlı olarak farklı yerleştirmeler kullanılarak farklı ülkelerde çok kez izleyici karşısına çıkmıştır.

Reserve: the Dead Swiss

Ve ünlü ‘’Reserve: the Dead Swiss’’ (Ölü İsviçreli Rezervi); Sanatçı bu çalışma için fotoğrafları İsviçre’nin taşra gazetesi Le Nouvelliste du Valais’de yayınlanan ölüm ilanlarından toplar. Birkaç yıl boyunca biriktirdiği ve seçtiği halihazırda grenli olan bu görüntüleri yeniden fotoğraflar ve kafaların gerçek boyutundan biraz daha büyük olması için büyütülmüş baskılar yapar ve gazetelerde ölüm ilanında yer alan anma metnini çıkarır. Böylece kimlikleri ortadan kaldırmış olur. Bu fotoğrafları yerlerinden edilmiş insanların göç ederken kişisel eşyalarını koydukları boş bisküvi kutularının bir yüzüne yapıştırır ve fotoğrafları yapay ışıkla aydınlatır. ‘Fotoğrafların, bir zaman yaşamış olan bir insanın temsili yerine geçmesi, fotoğraflara tutulan lambanın ışığının, ölen kişinin ardından anısına yakılan muma mı yoksa sorgu sırasında işkenceye maruz bırakmak için kullanılan lambalara mı refere ettiği kestirilemez. Çalışmada kullanılan her nesnenin anlam dağarcığında birbiriyle paslaşan çağrışımlar yarattığı görülür.’ Sanatçı işlerinde direkt olarak Holocaust’dan bahsetmese de işlerinin konusunun buradan geldiğini söyler ve “Ünlü olmayan kişilerin basit hikayeleriyle ilgileniyorum. Çalışmam ölüm gerçeğiyle ilgili, doğrudan Holokost’un kendisiyle ilgili değil” der. ‘’Bu erkekler, kadınlar yaşadılar; kentte en iyi rostoyu hangi restoranda yiyebileceğimizi biliyorlardı. Şimdi ise karşımızda, üzerinde çalışabildiğimiz ve bir kolide üst üste istifleyebildiğimiz birer fotoğraf olarak duruyorlar.’’ Enstalasyonda kullanılan özdeş öğelerin tekrar tekrar düzenlenmesi ile aynı başlıkla farklı yerleştirmeler kullanarak çalışmadan çok sayıda eser üretir. Eser Japonya, Amerika ve Avrupa’nın farklı ülkelerinde mekanın durumuna göre kompoze edilerek tekrar tekrar sergilenir.

Personnes

Her zaman kullanılmış giysiler ile birinin fotoğrafının ve bir cesedin neredeyse aynı olduğunu hayal etmişimdir.

Boltanski ‘’Monumenta’’, ’’No Man’s Land’’ ve ‘’Personnes’’ işlerinde ise tonlarca kullanılmış giysi kullanır. Bir tepe oluşturmuş giysilerin üzerinde arada bir aşağıya doğru inen ve bir miktar giysiyi alıp havadan tekrar yığının üzerine bırakan bir vinç kullanır. Bu vinci Tanrı’nın eli olarak metaforlaştırır. Yerde yatan binlerce içi boş giysi ile yine öznenin ölümüne gönderme yapar. Ölmeden önce giydikleri son giysiler olabilir mi? Küflenmiş yağmurluklar, eski püskü kotlar, kadife bir ceket, solmuş bir gabardin; bir bebek hırkası… Gençtiler, yaşlıydılar, ölmeye hazır değillerdi, arkalarında yıpranmış giysilerden başka bir şey bırakmayan ruhlar. Kimse yok ama etraf çok kalabalık… Yine bu çalışmalarda öncekiler gibi farklı mekanlarda sergilenir. Mekanlar sanatçının nesnelerini rehin alan, onlara bir katman daha anlam yükleyen ve üzerlerinde görünmez bir otorite oluşturan alanlardır. Eser ve izleyici arasındaki diyalektik mekandan etkilenir. Boltanski çalışmaları kadar mekanların dilini iyi kullanmasıyla da takdire şayan bir sanatçıdır. 1995 yılında ilk sergilerinden biri olan ”Dispersion” adlı çalışması da atılmış bir giysi yığınından ibarettir ve ziyaretçiler yığından serbestçe bu kıyafetleri almaya davet edilir. Boltanski’ye göre bu, müzelerdeki en yaygın iki kurala (dokunmamak ve çalmamak) meydan okumadır. Sonraki çalışmalarında da izleyicilerin eserin ‘karşısında’ değil ‘içinde’ olmalarını, eser-izleyici-mekan arasındaki ilişkiyi önemsediğini söylemiştir.

Japonya’nın Teşima adasında gerçekleştirdiği projede ise ‘’Archives du Coeur (Kalp Arşivi)’’ adıyla sergilenir. Özel olarak tasarlanmış kabinlerde kalp atışlarının sesleri vardır. Çünkü atan bir kalp hala yaşıyordur ve bu sesleri artık duymadığımızda ölüm gelmiş demektir. Eser yüzbinlerce kişinin kalp atışlarının dijital olarak kayda alınması ile ortaya çıkar. Boltanski için kullanılmış nesneler mesela teneke kutular, eski giysiler, buluntu fotoğraflar gibi kalp atışları da öznenin eksik olduğu ancak özneyi temsil eden nesnelerdir. Bunlar tıpkı birinin fotoğrafını gördüğümüzde, o kişinin ölümünü daha çok hissetmeye benzer. Özneye ait ikincil nesneler yokluğu daha güçlü hissettirir. ‘’Duyduğunuz kalp atışları artık yok, onlar öldü.’’

Theatre D’ombres

Fransız sanatçı Christian Bolstanski, ‘’Théâtre D’ombres (Gölgeler Tiyatrosu)’’ adlı yerleştirmede makasla kesilmiş metal figürler, mukavva, tel, kurumuş yapraklar ve benzeri günlük malzemelerden yapılan, insana benzeyen küçük figürleri kullanır. Bu yanıltıcı ve ürkütücü bir enstalasyondur. Çalışmanın Platon’un mağara alegorisine, Meksika’da kutlanan Ölüler Günü kutlamalarına ve orta Çağ Avrupası’nda yapılan bir çeşit ürkütücü dansa refere ettiğini anlatan eleştirel yazılar kaleme alınır. Boltanski ise ‘’İşimle yapmaya çalıştığım şey soru sormak, felsefi şeyler hakkında yada sözcüklerle öyküler aracılığıyla konuşmak değil, sadece görsel imgeler aracılığıyla anlatıyorum ve aslında herkes için ortak olan çok basit şeylerden bahsediyorum. Karmaşık şeylerden bahsetmiyorum. Yapmaya çalıştığım şey, insanlara bunun sanat olduğunu unutmalarını ve bunu hayatın kendisi olarak düşünmelerini hatırlatmak.” der.  Derme çatma bir metal çerçeveye basitçe asılan, çok hafif sallanan, havada asılı duran bu figürlerin etrafına yerleştirilen ışık kaynakları ile nesnelerin gölgeleri duvara devasa boyutlarda yansır ve tellerle tutturulduğundan hareket eder. Bu korkunç dans izleyicide bir kâbusun içinde olduğu hissi uyandırır. Ölümü çalışmalarında sıklıkla sentezleyen sanatçı ölümün gölgelerle olan bağlantısıyla ilgili olarak gölgenin içsel bir aldatıcılığı olduğunu hatta bir sahtekâr olduğunu söyler. Aslında küçücük bir figürdür ama biz onu bazen bir canavar boyutunda görür ve ürkeriz. Boltanski aynı zamanda daha kuvvetli bir ışıkta bu gölgelerin kaybolabilecek ve yok olabilecek olmasından dolayı da gölgeye ilgi duyduğunu söylemiştir.

After

Son olarak ‘’After’’ serisi, sanatçının pandemi döneminde Covid-19 salgınının yarattığı anksiyete ve depresyon duygularının karantina döneminde ortaya çıkardığı bir çalışmadır. ‘After/Sonra’ kelimesi bu çalışmada ölümden sonrasını refere eder. “Covid geldikten sonra çok korkunç ama ilginç bir şey oldu, yani ölüm artık gizlenmiyor. Eskiden ölüm bizim tarafımızdan tamamen inkar edilirdi ve bugünlerde bu hastalık nedeniyle ölümden etrafımızda olan ve var olan bir şey olarak bahsediyoruz” der Boltanski. Bu çalışma, video sanatını da dahil ettiği bir enstalasyondur. Üç parça/odadan oluşan çalışmada ilk bölümde morg yada benzeri yerlerde kullanılan tekerlekli metal sedye benzeri arabaların üzerinde beyaz kumaş yığınları görürüz. Bunların ne olduğunu açıklamaz sanatçı ve izleyiciye bırakır; çarşaf, kumaş yada kefen… bu kumaş yığınlarının arasında gezinen izleyici belli aralıklarla duvarda belli belirsiz görünüp kaybolan hayaletimsi çocuk yüzleriyle karşılaşır. İkinci kısımda dört büyük perdede uydurma bir mutluluk vaat eden klişe manzaralarının (gün batımı, yeşil bir doğa manzarası gibi) videolarına 20.yy.daki tüm katliamlardan subliminal görüntüleri içeren bir mesaj yerleştirerek bilinçaltıyla bir oyun oynar. Son bölümde mavi ışıkla kompoze edilmiş bir koridor içinde üç adet tabut olan, beyaz perde ve ayna yerleştirilmiş bir odaya açılır. Tüm herşeyin sonunda ayna izleyiciye yine kendini gösterir, kendi sorularını sorması ve kendi cevaplarını bulması için…

Herkesin birbirine mutluluk vaat ettiği ama kimsenin halinden memnun olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Vaat edilen neşenin yanında büyük korkular içindeyiz, bunu kendimize bile itiraf edemesek bile. Denizi seyrederken huzur bulabilir miyiz yoksa o denizlerde boğulanları düşünmek huzurumuzu bozar mı? Tüm insanlık bir savaş içinde, bir yerde çocuklar dehşet içinde ölmeye devam ediyor. Bunları gözümüzle görmüyor olmamız bu gerçeği değiştirmiyor. Boltanski bize ölümü naif ve görmek istemediğimiz pencerelerden kibarca gösteriyor. Görsel sanatların gücünü hissettiriyor.

Ölüm fikri her bireyin yaşamında farklı etkilere sebep olur. Ölümü anlamaya çalışanla onu değersizleştirerek ya da bu fikre tahammül edemeyerek yok sayan arasında keskin uçurumlar açılır. Ölümden korkmak ve bu korkunun yarattığı çaresizlikle yaşamak yerine ölüm fikriyle yüzleşmek, barışmak ve hayat nihayete ulaşana değin umut etmek, üretmek, paylaşmak ve bu gücü diri tutmak için çaba sarfetmek gerekir. ‘Ölüm Boltanski’nin zihnine musallat olmuş bir hortlak gibidir: Fotoğraf ölümü hem ifşa hem de tasdik etmenin aracıdır’ diyen François Soulages, Fotoğrafın Estetiği kitabında şöyle yazar; ‘’Fotoğraf çekmek geri döndürülemez olanı geri döndürülemez bir biçimde kaydetmektir. Aldığımız her kayıt ya bir geçmişin veya varlığın kutsal kalıntısı gibi alımlanmak ya eleştirilmek ya üzerinde oynanmak ya biçimsel bir haz almak ya imgelemi çalıştırmak ya diğer sanatlara açılmak ya da kendi içimize kapanmak içindir. Sanatçının tüm çabası, tekrar ve her seferinde ya fotoğrafı bir kayıt sanatına dönüştürmek ya da fotoğrafın kayıt işlevi gördüğü bir sanat pratiği içinde olmak üzere, kayıt dediğimiz bu olanağı keşfetmenin ve kullanmanın yeni bir yolunu bulmaktır.’’ Boltanski bu yolu bulmuşa benziyor. Nihayetinde her fotoğraf her zaman bir cisimleştirmedir ve her fotoğraf o anın ölümünü belgeler. İnsanlar ve nesneler taşa dönüşmüş gibidir. ‘’Fotoğraflamak hep yaşayanı öldürmektir. Bu ölümün ucunda sanatsal bir diriliş olsa bile.’’

Son sözler büyük sanatçıdan olsun:

Herhangi biri sergilerimden birine gelip “ah, o yirminci yüzyılın sonunda iyi bir sanatçı” falan derse, o zaman bu çok kötü olur. Birinin “Ne olduğunu bilmiyorum, bu yaptığı sanat mı değil mi bilmiyorum, ama gerçekten çok duygulandım” demesini tercih ederim. Ve umarım ben öldüğümde, Avustralya’da tanımadığım biri iki dakikalığına üzülür. Harika bir şey olurdu çünkü bu, hiç görmediğin insanlara dokunduğun anlamına gelir ve bu inanılmaz bir şey.

Kaynakça: 

BURCU AYDIN Hakkında

1980 Ankara doğumlu.

Fotoğrafçı, mühendis, okur-yazar… seyahatler ile fotoğrafı, fotoğraf ile kendini, kendi içinde yaşamı keşfetti.

2004-2017 yılları arasında  Malezya-Kuala Lumpur, Amerika-Washington DC ve Texas-Houston ve Sudan-Hartum’da ikamet etti. Bu süre zarfında Avustralya ve Yeni Zelanda dahil olmak üzere Asya, Amerika ve Afrika kıtasında birçok ülkeyi ziyaret etti, fotoğraf çekti, gezi yazı ve fotoğraflarını www.burccemay.blogspot.com adresinde, sanat ve fotoğrafla ilgili yazılarını https://kameralikirpi.blogspot.com adresinde yayınladı.

Dil eğitimini Malezya’da ELS Dil Akademisinde tamamladı. İngilizce’de ileri derece  sözel ve yazı  eğitimlerini Houstan’da özel kurslarla destekledi. Amerika’da Çocuk Gelişimi ve Psikolojisi üzerine değişik kurumların pedagoji seminerlerine katıldı. Sudan’da Griselda Eltayyip’ten sanat ve suluboya dersleri aldı.Houston Üniversitesi ve Hartum Afrika Üniversitesinde fotoğraf kulüpleri ile çalışmalar yaptı.

2018 yılında Ankara AFSAD’da Fotoğrafçılık Temel Eğitim, Fotoğraf Sanatına Giriş ve Fotoğraf İşleme-PS 2018 programı eğitimlerini tamamladı ve hazırladığı portfolyo ile dernek üyeliğine kabul edildi. AFSAD bünyesinde Güncel Sanat ile Yeniden Şekillenen Fotoğraf Atölyesi, Proje Hazırlama ve Yazma Atölyesi ve Empesyonist Fotoğraf Atölyesine katıldı. Dernek bünyesine Engin Özendes-Fotoğraf Sanatında Küratörlük eğitimini tamamladı. Fotokolektif’te İsa Özdemir’le Kavramsal Portre Atölyesini tamamladı, halen proje geliştirme grubu ile çalışmaları devam etmektedir. 2019-2021 yılları arasında Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği (AFSAD) Yönetim Kurulu Üyeliği ve Fotoğraf Sanatına Giriş Semineri eğitmenliği yaptı. Halen AFSAD yayını olan Kontrast dergisinin yayın kurulunda görev yapmaktadır.

Bulunduğu her ülkede sivil toplum kuruluşları ile değişik çalışmalarda bulundu. 2005-2008 yılları arasında Malezya-Türkiye Dostluk Derneğinde (Turkish-Malaysia Friendship Association) iki yıl yönetim kurulu üyesi ve bir yıl denetmen olarak görev yaptı. Türkiye’yi tanıtım faaliyetlerinde etkin görev aldı. 2011-2013 yılları arasında Konsüler Bayanlar Derneğinde (Ladies Counselor Club) Türkiye Masası Temsilcisi oldu. Çeşitli eğitim ve yardım faaliyetleri gerçekleştirdi. 2014-2017 yılları arasında Hartum Amerikan Kolejinde (KAS-Khartoum American School) Okul Aile Birliğinde ve okul sonrası sosyal aktivitelerde eğitici (fotoğraf ve sanat kulubü) olarak görev aldı ve  yine Sudan’da faaliyet gösteren  Uluslararası Kadınlar Yardımlaşma Derneğinde  (International Welfare Woman Club) eğitim, sağlık ve tanıtım çalışmalarına katılarak Türkiye’yi temsil etti. Sudan’da Diyabetik Kadın Hastanesinin yapımı ve faaliyete geçirilmesine destek oldu.

Ankara Üniveesitesi Gıda Mihendisliği ve Anadolu Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Kameramanlık mezunu olup, halen İstanbul Üniversitesinde Çocuk Gelişimi bölümüne devam etmektedir. Evli ve iki çocuk annesidir.

Sanat ve fotoğraf çalışmalarına Ankara’da devam etmektedir.

İletişim: burcemay@gmail.com

1 Yorum

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Kültür Sanat

Geçerken Uğradım

Fotoğrafçının Tanıklığı Bir zamanlar hepimiz,  bir biçimde kazınmış fotoğrafların gölgesinde uykuya dalmış, uyandığımızda açılmış zihnimizle yolumuza…

Gerçeküstü Bir Buluşma

Yabangülü hırsızı Sade, gönülçelen Marki Sevdadan eli kırmızı Şair, yazar, ressam, oyuncu ve film yönetmeni Jean…