Necmettin Külahçı Anısına

//

Üzülerek söze başlıyoruz, çünkü asırlık bir çınarı kaybettik. Memleket fotografisinin duayen isimlerinden Necmettin Külahçı ustayı, nam-ı diğer Necmettin baba’yı (1932-2024) yılın son günlerinde, ne yazık ki son yolculuğuna uğurladık. Doğa aşığı bir ustaydı, hoşgörü timsaliydi merhum Külahçı.

FSK’nın (Fotoğraf Sanatı Kurumu) kurucu üyelerinden biri, DASK’ın (Doğa Araştırmaları Sporları ve Kurtarma Derneği) Kurucu Başkanı, AFSAD’ın (Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği) Onur Üyesi, DOGAY’ın (Doğada Görüntü Avcılığı Yarışması) vazgeçilmez değeridir Necmettin Külahçı. Onun fotoğraf alanında ulaştığı ustalık mertebesi fazla söze gerek bırakmaz. Pek çok fotoğrafçının daha dünyaya gözlerini açmadığı tarihlerde memleketin kuş uçmaz kervan geçmez yerlerine, sarp arazisine, karlı zirvelerine, yüksek yaylalarına gidip fotografik kayıtlar yapmış, kimi zaman diğer fotoğrafçılara rehberlik ederek oraları görmelerini, tanımalarını sağlamıştır. Amatör fotoğraf kulvarında aktif olan, emek veren, çaba gösteren fotografçılarla samimi iletişim kurmuş ve engin deneyimlerini, birikimini paylaşmak hususunda asla tereddüt göstermemiştir. Tatlı dillidir, temiz yüreklidir Necmettin Külahçı. Son derece mütevazı, derviş gönüllü bir şahsiyetle tanışmak anlamına geliyordu Külahçı ustayla yakın iletişim içinde olmak.

Onca yılın tanışıklığından sonra biz, ustanın kişiliğinde dünya nimetlerine itibar etmeyen bir ‘derviş’, duruşunu hiç bozmayan bir ‘melami’ gördük.

Ustaların ustası Necmettin Külahçı güzel ülkemizin doğasının değerinin bilinmesi ve korunması için ön ayak olup emek vermesiyle de örnek bir şahsiyet olmuştur. Memleketimizin muazzam bir güzellik arz eden kendine has kültürünün fotografik kayıtları hususunda da öncülerden biridir Külahçı usta. Dur durak bilmemiş, memleketin dağını taşını, yaylasını ovasını gezip kaydetmiş, insanıyla sohbet etmiştir.

Onunla ilk kez 2000’lerin ilk döneminde evinde bir araya gelip sohbet etmiş (kıymetli eşi hanımefendi hayattaydı), fotoğraflarını çekmiştik. Ebru hanımla birlikte farklı bir şey yapmak üzere yola çıkmış ve Ankara’da yaşayan usta fotoğrafçıların portrelerini çalışmaya karar vermiştik. O ustalardan biri de Necmettin baba’ydı. Bizden gayrı da bazı fotografçı dostlar O’na ‘baba’ diye hitap ediyorlardı. Tarife bu kadar uyan bir insan az bulunur. Kelimenin tam anlamıyla ‘babacan’dı çünkü.

İlerleyen yıllarda DOGAY (Doğada Görüntü Avcılığı Yarışması) vesilesiyle, memleketin, fotoğrafçılarca fazla bilinmeyen yörelerinde bir araya gelmeye başladık. DOGAY etkinliği her ne kadar yarışma olarak bilinse de, özü itibariyle yarışma olmanın ötesinde bir yere tekabül ediyordu. Arada kesintiler olmuştu ama yirmi yıldan fazla devam eden DOGAY sayesinde memleketin özellikle amatör fotoğrafçıları, ileri amatör fotoğrafçıları başka zaman asla gidip görmeyecekleri yerleri gördüler, tanıdılar ve oralardan çeşitli görüntüler kaydedip arşivlerini zenginleştirdiler. DOGAY, aynı zamanda yöre insanının fotoğraf çevreleriyle buluşup tanışmasına da vesile olmaktaydı. Bir yandan büyük şehirlerin beton yığınları arasına sıkışıp kalmış olan fotoğrafçılar, kendilerini bunaltan atmosferden uzaklaşıp bir miktar nefes alabilecekleri doğal ortamlara gidiyor ve moral depoluyorlardı, diğer yandan bu güzel memleketin ücra yerlerinde, küçük köy ve kasabalarında yaşayan insanları fotoğrafçılarla yüz yüze geliyorlardı. Asıl önemlisi de, DOGAY ne zaman nerede yapıldıysa, orada o zaman muazzam bir şenlik havası estirdi. Kendine has bir festivaldi DOGAY. Öyle bir festivaldi ki, fotoğrafçılar ertesi yılın DOGAY’ını adeta iple çekiyorlardı. Necmettin Külahçı usta DOGAY’ın merkezinde yer alan bir şahsiyetti, DOGAY’ın sembol ismiydi.

Bir de ADAM (Anadolu Dağ Maratonu) vardı, her yıl memleketin farklı bir dağlık kesiminde icra edilen. DASK (Doğa Araştırmaları Sporları ve Kurtarma) Derneği’nin düzenlediği bu önemli etkinlik de en az DOGAY kadar itibar gören, ilgi çeken, insanların sonraki yılı iple çektiği önemli bir etkinlikti. DASK’ın kurucu başkanı Necmettin Külahçı usta bu etkinliğin de sembol ismiydi. Saygıyla ve özlemle andığımız Necmettin Külahçı yetmişli-seksenli yaşlarında iken dahi hâlâ yirmilik bir genç gibi dağ taş dolaşıyor, kanyon yürüyüşü yapıyordu. Dinçti, diriydi, sağlıklıydı, gençleri doğa ortamında bulunmaya ve doğayı korumaya teşvik ediyordu. Çocuklarını, torunlarını çok erken yaşlarda doğal ortamda gerçekleştirdiği etkinliklere taşıdı. Onun sayesinde pek çok insan doğa sevdalısı oldu.

Hem DOGAY’ın, hem de ADAM’ın en fazla emek verenlerinden biri kuşkusuz Funda Gönendik’tir. Külahçı’nın büyük kızı Funda Gönendik’in, eşi Hakan Gönendik ve diğer dostlarla birlikte gece gündüz akıllara ziyan bir çaba içine girdiklerine çok kez tanık olduk. Usta ile ilgili bir metin kaleme alırken onlardan söz etmemek haksızlık olurdu. Çok emekleri var. Fotoğraf ortamına ve dağcılık faaliyetine verdikleri büyük emeğe tanıklığımız olmasa bu kadar rahat söyleyemezdik. Öte yandan kurtarma faaliyetine verdikleri önemi ve gösterdikleri çabayı ihmal etmemek lazım. En son hepimizi üzüntüye boğan 6 Şubat 2023 depremlerinde bütün olanaklarını seferber ettiklerini gördük. Meselenin en dikkate değer yanlarından biri de DASK ve DOGAY etkinliklerine omuz veren dostların hepsinin kendi çocuklarını da, daha çocuk denecek yaştan itibaren bu etkinliklerin içine alıp, onları sahada eğitmeleri ve parayla ölçülmesi mümkün olmayan bir miras bırakmış olmalarıdır kanaatimizce. Hepsini gönülden tebrik ediyoruz.

Yıl 2019, DOGAY etkinliği Tokat ilimizde yapılıyor. Eksik olmasınlar, etkinliğe gece gündüz emek veren dostlar bizi de davet etmişlerdi. O tarihte Necmettin Külahçı usta tam 87 yaşındaydı. Her sabah 350 (üçyüzelli) mekik ve aynı sayıda yukarı aşağı ve ileri geri kol-bacak hareketleri yapıyordu. İnanması güç. Tanık olmasak belki biz de inanmazdık ama gözlerimizle gördük. Bir illüzyon değildi gördüğümüz şey, gerçekti. Ne ki bunlarla da yetinmez, sabah-akşam düzenli yürüyüş yapardı. Gıpta etmemek mümkün değil.

Son demlerinde, 2024’ün ortalarında kızı Funda Gönendik ve eşim Ebru hanımla birlikte ustanın en eski fotoğraflarından bir seçki hazırladık. Hem sergisini, hem de albümünü yapacaktık. Fakat sağlık sorunu ağırlaşmaya yüz tuttu ve dileğimizi ertelemek zorunda kaldık. Bundan sonra yapılacak şey, Necmettin Külahçı anısına sergiyi ve albümü hayata geçirmek olacaktır. Günümüz koşullarında albüm ve sergi yapmak maddi bakımdan üstesinden gelinmesi hayli zor bir mesele olsa da, dayanışarak bunu gerçekleştireceğimize inanıyoruz.

Usta ile sohbetlerimizden belleğimizde kalan bazı şeyler var ki, unutmak mümkün değil. Fotoğraf uğraklarından biri olan Munzur civarında geyik avlamak için pusu kuran avcıların bu masum canlıyı vuramaması için yüreğinin derinliklerinde hissederek beyan ettiği dileğin yerine gelmesi ve avcıların ıskalaması, hedef bu kadar yakın ve net iken ıskalamış olmalarına kendilerinin de şaşırması bir mucize gibidir ve Necmettin Külahçı’yı belki de bütün hayatında en çok mutlu eden an’dır. Bir diğer hatıra ise, suyun içinde adeta dans ederek kur yapan, çiftleşen yılanların başkaları tarafından rahatsız edilmesini önlemesidir. Doğanın bir mucizesine tanık olurken, onu bozmanın, o hayvanları rahatsız etmenin ne kadar yanlış olduğunu söyler. Doğal hayata saygıyı, doğayı korumayı hayatı boyunca rehber edinmiştir Külahçı usta. Çocuklarına, torunlarına ve çevresinde kim varsa hepsine bunu telkin etmiştir. Yurdun yüksek dağlarına, otantik vaziyetin korunduğu yaylalarına yaptığı bir seyahatte yanında başkası da vardır. Onun aracıyla yolculuk yapılmaktadır. Necmettin Külahçı daha önce gittiği yerlere O’nu da götürmektedir. Araç seyir halindeyken yolun bir tarafından diğer tarafına geçmekte olan bir yılana rastlarlar. Aracı kullanan, yılanı ezmek için gaza basar, Külahçı ise bunu yapmaması için ısrar eder, adeta yalvarır. Fakat olan olur. Usta çok üzülür, sitem eder. Diğerinin umurunda değildir. Bir süre küskün vaziyette yol almışken çoban çocuklardan biri taş atar ve arabanın camı tuzla buz olur. Bu hasar nedeniyle ciddi bir masraf çıkar, küçük bir yaralanma da olur ve çok zaman kaybederler. Aynı şahısla gidilmesi zor yerlerden birinde güzel ışık koşullarında manzara fotoğrafı çekerler. Çekimler biter ve yola devam ederler. Başka bir yerde durup tekrar çekim yapmak istediklerinde sürücünün fotoğraf çantasının olmadığını fark ederler. Büyük bir moral bozukluğu yaşanır. Bütün ekipman gitmiştir. Kim almıştır peki? Orada geçici görev yapan masum birkaç kişi bu meseleyle ilgili hesaba çekilir. Külahçı ustanın ‘yapmayın, etmeyin, çocuklar masum, yolda düşürmüş olabiliriz’ demesi pek işe yaramaz. En nihayet geriye dönüp bakmaya ikna eder ve dönerler. Çekim yaptıkları yerde fotoğraf çantası öylece durmaktadır. Çanta orada unutulmuş veya arabanın bagaj kapağı üzerinde bırakıldığı için araç hareket ettiğinde kayıp düşmüştür. Yıllar sonra Külahçı usta o çocuklardan biriyle bir tesadüf sonucu karşılaşır. Üzerinden çok zaman geçmiştir, doğal olarak tanıyamaz. Ancak çocuk, O’nu tanır ve hiçbir suçu yokken hırsızlıkla suçlandığı olayı hatırlatır.

Sürekli olumluyu dileyen Necmettin Külahçı usta, çoğunlukla olumlunun gerçekleşmesine tanık olur. Bir bakıma mucizelere tanık olur. Kendisi de aslında bir mucize gibidir. Karşılaştığınızda yüzünüz güler, içiniz ferahlar, moraliniz yükselirdi. Öyle bir insandı. Mucize adamdı Külahçı.

Güler yüzü, dervişane tavrı, mütevazı tutumu ile onca insanın gönlünü fethetmiş, DOGAY ve ADAM gibi büyük etkinliklerin sembol ismi olmuş Necmettin Külahçı ustayı son yolculuğuna uğurlarken vefalı dostları oradaydı.

Vefa duygusunun, dayanışmanın, paylaşmanın ne kadar önemli olduğunu yaşayan her insan bir gün muhakkak öğrenir. İyi günde, güllük gülistanlık zamanda, tozpembe ortamda dostluk gösterisi çok kolaydır ve iltifat gırla gider. Öylelerine ‘iyi gün dostu’ der kadim Anadolu halkı. Asıl mesele zorda kalınca, elden ayaktan düşünce, yalnızlaşınca dostluk gösterme erdemidir. Nitekim hayat herkese bir gün muhakkak gereken dersi verir, dayatarak öğretir vefanın ne olduğunu.

Yaşarken önünde saygıyla ceketimizi iliklediğimiz, elini öptüğümüz, el üstünde tuttuğumuz ustaları son yolculuklarına uğurlarken kaç fotoğrafçının bulunduğu, kimlerin bulunmadığı dikkat çeker ister istemez. Mühim mi? ‘Değil elbette’ diyebiliriz. Gelin görün ki böyle şeyler özde çok mühimdir. Birlikte yaşayan, pek çok şeyi birlikte yapıp eden, paylaşan, birbirine yığınla şey öğreten, birlikte olma halini sürdürmesi elzem olan topluluklarız. İşte o yüzden mühimdir, hem de çok mühimdir. Uğurlayanlar kalabalıksa, vefa duygusunun varlığına, yüksekliğine delalet ettiği düşünülür. Beklenenden uzak bir hal çıkmışsa ortaya, yani pek kimse gelmemişse uğurlamaya, hayıflanır insan.

Kıymetli fotoğrafçı dostlar, fotoğraf her şey değildir. Ve aynı zamanda fotoğraf, tek başına fotoğraftan ibaret değildir. Fotoğraf bir araçtır. Siz, biz, hepimiz onu kullanarak derdimizi anlatmaya, başkalarının dertlerine deva bulmaya ve/ya ortak olmaya çalışırız. Fotoğraf bizi sosyalleştirir, diğer fotografçılarla dost olmamızı sağlar, başkalarıyla yakınlaştırır. Fotoğraf, şayet başkalarıyla rakip olmamıza ve başkalarını rakip telakki etmemize yol açıyorsa, çok yazık. Böyle bir illet varsa, bir an önce o illetten kurtulmak icap eder. Dayanışmaya, paylaşmaya, öğrenmeye, birlikte zorlukların üstesinden gelmeye, dostluğa yol açtığında işlevini yerine getirmiş olur fotoğraf.

Dileğimiz o ki fotoğraf ortamı rekabetten kaynaklı itiş kakışın olmadığı, tersine birbirine tutunmanın yaşandığı, saygının, vefanın egemen olduğu bir ortam olsun.

Kıymetli dostumuz usta fotografçı Mustafa Eser, “eli öpülesi ustalar” der her fırsatta. Laf olsun diye söylemez bu sözü. Söylediğinde samimidir. Eser usta tanıdığımız en vefalı insanlardan biridir. Biz de O’nun bu güzel sözünü ödünç alıyor ve “eli öpülesi Necmettin Külahçı” diyerek, ustayı saygıyla yâd ediyoruz.

Seni hiç unutmayacağız Necmettin baba.

 

İlk gençlik yıllarında amatör olarak uzun süre resim ve karikatür yaptı, edebiyat dünyasına yakın durdu. Üniversite sonrası amatör olarak Halk Müziği ve Kültürü konusuna eğildi. 90’lı yılların başlarında amatör olarak fotografa başladı.
Resmi ve Özel Kurum ve Kuruluşlarda Temel Fotoğraf Eğitimi Seminerleri ve İleri Düzey Fotograf Seminerleri verdi, Atölyeler gerçekleştirdi. Basılı ve sanal ortamda Felsefe, Yazın ve Fotograf dergilerinde fotografa ve sinemaya dair yazıları yayınlandı.
Sinemaya, edebiyata, müziğe, fotografa ilişkin okumalarını sürdürmekte, çeşitli metinler kaleme almakta, denemeler ve/ya eleştirel denemelerle yazı serüveni devam etmektedir.
Ulusal ve uluslararası fotograf yarışmalarında jüri üyesi oldu, çeşitli platformlarda gösteriler ve söyleşiler gerçekleştirdi, panelist oldu, çalıştaylarda bildiri sundu.
Fotografın farklı kulvarlarındaki usta fotografçılarla bir dizi söyleşi/röportaj gerçekleştirmek suretiyle onların yaşam öykülerini, fotograf serüvenlerini, duygu ve düşünce dünyalarını kitaplaştırıp sonraki kuşaklara aktarmaya çalıştı.
Kitapları:
“Fotograf Sanatı Üzerine” 4 cilt.
“Fotoğraf Ustaları” 10 cilt
“Işıkla Resmedenler” 16 cilt
“Handan Tunç ile Sanat (Özelde Fotograf) Üzerine Söyleşi
“Kan Çiçekleri” (Ressam Hikmet Çetinkaya’nın otobiyografisi)
“Sicim” (Ressam Ahmet Yeşil’in biyografisi)
“Bir Lisan-ı Münasip Foto-Graf”
“Dikensiz Kirpi” (Eleştirel Deneme)
“Köhne Bahar” (Roman)
“Demir Çıra” (Öykü)
“Kırık Köşe Taşları” (Öykü)
"Foto İntelijansiya"
"Fotoloji / Fotologya"

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Çizginin Tuhaf Tipleri

Çizmek var olmak demektir, çizebilmek ise özgürlük… Daha sözcükleri öğrenmeden, çizgilerle ifade etmeye çalışıyoruz kendimizi. Ve…

Ucube Fotoğrafçısı: Diane Arbus

Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu’ndan Ahu İncekaralar https://www.instagram.com/ahuincekaralar_tarafından yayına hazırlanmıştır. . . . .…

Yol Boyu İspanya

2024 yılı Ekim-Kasım aylarında Başkent Madrid’de başlayıp İspanya’nın Endülüs bölgesine de uğrayarak Akdeniz ve Atlas Okyanusu…

Görmenin Metafiziği Üzerine

Gerçek ve Güzel İnsan, yapısı gereği, tereddütlerinin izinde, görünenin ardındaki gerçeğin peşinden gider. Herkes kendini olduğundan…