Pul Koleksiyonculuğu ve Kripto Sanat

//

Bir zamanlar pul koleksiyonu ile uğraşmıştım. Babamdan kalan pullar vardı. İzmir Filateli derneğine sık gider olmuştum. Yıl 1980-81. Buradaki müzayedelere de katılıp pul aldığım çok oldu. Bunun yanı sıra PTT’nin takipçisiydim. Yeni basılan pullar, ilk gün damgalıları koleksiyonuma dahil ederdim.

Yaşadığım en ilginç olay bir müzayede sırasında 1967 yılı uçak serisinde yer alan F27 uçağının (Hollanda Fokker üretimidir. F28’in hayatımda acı bir yeri vardır. Nasıl bir kaderim varsa Fokker yakın zamanda da tekrar hayatıma girdi.) olduğu pulun diğerlerinden daha değerli olduğu (kaç para olduğunu ne yazık ki hatırlamıyorum) öğrenmem oldu. Bu pulun mezatında neredeyse kavga çıkıyordu. Hayretle izlemiştim. Çok sonra bir tatil seyahatimizde küçük bir kasabanın postanesine “elinizde kalan pul var mı?” diye sorduğumda memur stok eritme hevesiyle önüme pulları serince gözüm fal taşı gibi açılıverdi. F27 pulu masadaydı. Ne kadar varsa üzerindeki değerden aldım. Fotoğrafta bir kısmı var😊 . Dünyanın en pahalı pulu mu dediniz? 1856’da İngiliz Guyana’sında basılan 1 Cent’lik altıgen pulun değeri tam tamına 9.5 milyon dolar. Bu bedel ödendi. Bu puldan bir tane daha yok. Ona göre.

1967 yılı uçak serisinde yer alan F27 uçağı posta pulu

İki şeye dikkat çekmem gerekir. Birincisi koleksiyon yapmak merak ve sabır isteyen bir uğraş. Diğeri de paranız olacak. En sıradan şeyleri biriktirmek bile ciddi maliyet. Bir de gittiğim yerlerden kendime attığım mektuplar var. Bu zarflarda seçilmiş pullar ve çok düzgün damgalar oluyor. Bu da pul koleksiyonculuğunun bir parçası.

Sekiz adımda koleksiyonculuk ilkelerini (merak, sabır, araştırmak, titizlik, ilgi, para, saklama yöntemi, arşiv oluşturma) sıralamak mümkün. Bunlar benim kendime göre belirlediklerim. Ancak bu yazının amacı okuyuculara koleksiyonculuğu övmek değil. Bundan dolayı burada detaylarına girmeyeceğiz.

Koleksiyonculukta “para” önemli

Madem koleksiyonculukta “para” önemli öyleyse bu işi para biriktirmekle özdeşleştirmek mümkün. Sonuçta bir yatırım yapılıyor. Aynı şekilde sanat eserleri de para biriktirmenin bir yolu olmuş. Bana sanki pul koleksiyonculuğu bu işin önemli ve başlangıç ayağıymış gibi geliyor. Ama şöyle düşünün; bir pulunuz var. Değeri 3 milyon dolar ve siz bunu bir kasada saklamak zorundasınız. Ne anladım ben bu işten? Hatta devletten kaçırılan paraların ve para aklamanın da en iyi ve kolay yolu olarak kullanılıyor. Yani sanat, sahtekarlığa bir nevi kurban ediliyor. Öyle ki kopya (sahte) eser piyasası bile oluşmuş.

İşte zamanın akışı içinde sanat modern, post modern, post post modern akıma evirildiğinde koleksiyoncularda buna uyum sağlamaya başlıyorlar. Bu değişim/dönüşüm (bana dejenerasyon gibi geliyor. Bu düşüncemi biraz daha itici halde devletlerin üstünde yeni bir dünya düzeninin kurulması ile bağdaştırıyorum) biraz da piyasada kripto paraların ortaya çıkmasıyla bağlantılı. Uzun bir süredir sanal ortama kayan sanatta gündemde olan “NFT ‘Non-fungible token= Değiştirilemez jeton’, bu sanatçının dijital eserine attığı imza olarak tanımlanıyor” sanal ortamda yer alıyor. Yani bir sanat eseri bilgisayar ortamında NFT tanımı ile kripto para ile alınıp satılıyor.  

Kripto Para

Lakin bu işlem için kripto paraya ihtiyaç var. Cazip olan para birimi: Ethereum. Bu birimin güncel kurunu da vereyim: 1 Ether= 2.222,06 ABD Doları. İlk çıktığında (Ekim 2019) 1 ABD Dolar= 1,309 Bitcoin (BTC) iken şu anki durum ne biliyor musunuz? 1 BTC= 56.665,70 ABD Doları. Günümüzde piyasada 9 bin farklı kripto para var ve hemen hepsi de ABD’nin Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) tarafından icat edilmiş durumda. Geçenlerde Elon Musk “1.5 Milyar dolarlık bitcoin aldım” diye demeç verince BTC 43.000 ABD dolarlarından bu rakama fırlayıverdi.

Yine ekleyiverelim: Dünyanın rezerv para birimi Amerikan dolarıdır. Uluslararası ticaret büyük ölçüde dolar ile yapılıyor. Dolar emisyonunu, yani piyasadaki dolar miktarını ayarlayan kurum ise Amerikan Merkez Bankasıdır (FED-Federal Reserve). FED, Amerikan devletine ait olmayıp sekiz ünlü ailenin hisselerini paylaştığı özel bir kurum.  Dolar basma yetkisi bu ailelerin tekelinde. ABD’nin 35’nci başkanı John F. Kennedy, para basma yetkisini hazineye devreden bir kanun çıkarması sonucu bir suikast ile öldürülmüştü. Ve yetki tekrar FED’e devredildi.

Ponzi oyunu

Açıkçası var olduğu söylenen (kripto paralar) ve tamamen sanal ortamda tanımlanmış paralar (rahmetli Doğan Cüceloğlu “mış gibi” derdi buna) biraz burnuma yanık kokuları getiriyor. Kripto paralar, FED’in piyasaya sürdüğü doları, diğer araçlara göre çok daha fazla miktarda ve çok daha hızlı bir şekilde geri çekebiliyor. Üstelik bunu devletlerin kontrolü dışında yapabiliyor. Kripto paraların hiçbir karşılığı yoktur. Kripto paraların değerini piyasadaki arz ve talep koşulları belirler. Talep artınca fiyatı artar, düşünce fiyat azalır. Daha da önemlisi bu işin hiçbir riski yok. Kripto paralar bana geçen gün Soner Yalçın’ın köşe yazısında okuduğum “Ponzi oyunu” nu hatırlattı. Bir nevi saadet zinciri. Rüzgâr hızıyla sanal müzayede (Niftygateway), satış (Opensea, Mintable, Rarible), ve cüzdan (Metamask) web sayfaları ortaya çıktı. Metamask da kripto paranız için cüzdan oluşturuyorsunuz. Muhtemelen başkaları da vardır. Bulduklarım en göze batanlar.

Satış sitelerinde hesap açıp cüzdanınızı ilişkilendiriyorsunuz. Eğer alım yapacaksanız gerçek ABD doları ile “Etherium” satın alıp cüzdanınıza koyuyor ve buradan harcıyorsunuz. Mintable da NFT sergilemek ücretsiz. Bazı işlemler için ücret ödüyorsunuz. Opensea ise kayıt bile ücretli. Niftygateway ise çok özel bir web sitesi. Kurucuları ikiz kardeş aynı zamanda Facebook’un (Zuckerbeck’e dava açıp bir milyar dolar alıyorlar) fikir babaları. Buraya her gelen giremiyor. Bir kere meşhur olacaksın. Sonra davet alacaksın. Hemen sıcağı sıcağına bir örnek vereyim: tasarımcı Murat Pak’ın “Pixel” adlı bir piksel gri karesi geçen gün tam 1.355.555 ABD dolarına satıldı. Yani Kazimir Malevich’in “Black Square” inin grisi. Ve sanal ortamda olan bir NFT olarak. Ortada basılı çerçeveli bir şey yok. Şu anda çıkardığınız sese gönülden katılıyorum. Yalnız değilsiniz. 

Fotoğraf: Black Square, Malevich

Durum vahim. Bana göre yani… Sanat artık sanatçıların elinde, aklında becerisinde değil. Talebe göre arz ediliyor. Çok yazık…

Oldukça hızlı büyüyen bu pazarda (artık bu kelimeyi kullanmak durumundayım) artık kim sanatçı, ne sanat eseri belli değil. Tam bir borsa. Öyle ki satın alınan bir -hadi ağzımızı bozmayalım- eser birkaç dakika içinde tekrar satışa konuluyor ve tekrar satılabiliyor. “Sanat” tamamıyla ticari bir söyleme dönmüş vaziyette.

NFT eserleri

Lakin Niftybateway tanınmış sanatçıların NFT eserlerine yer vermesi ve ödeme işlemlerinin sadece kripto para ile kısıtlamaması bu oramda nispeten iyi gibi duruyor. Sadece sanatçıların değil ünlü kişilerin elinden çıkan “şey”ler de müzayedeye girmekte ve oldukça yüksek rakamlara alıcı bulmakta. Farkındaysanız artık “sanat eseri” ifadesini kullanmıyorum. Eserlerin hepsi “NFT” olarak adlandırılıyor. Yayınladığınız anda sizin cüzdanınızda da listelenmeye başlıyor.

Ancak bu işlemlerdeki en kritik ve riskli şey paranızın sanal ortamda bulunması. Eğer şifrenizi unutursanız ve cüzdanınıza erişemezseniz cüzdanınızdaki paranın üstüne bir bardak soğuk su gerekecektir. Ya da hesabınız ele geçirilirse geçmiş olsun.

Rüya gibi. Değil mi? Ancak yukarıda verdiğim web sitelerine kısa bir ziyaret yaparsanız şaşkınlığınız daha da artacaktır. İnanılmaz tuhaf ve anlamsız şeylerin satış listelerinde olduğunu hayretle göreceksiniz.

Nasıl bir sanat dünyası

Nasıl bir sanat dünyasının -ki buna sanat denirse- içine girilip oyuluyor. Biz sokakta sürten fotoğrafçılar olarak hala aramızda sergi açmaktan kitap basmaktan konuşuyoruz. Her şey kalıcı ve geleceğe miras olsun. Yanlış noktada mıyız? Ya da bu hıza yetişemiyor muyuz? Yetişmeli miyiz? Yetişmezsek çağ dışı mı kalmış olacağız? Aklımda deli sorular…

Eskiden peşinde koştuğum pulları koyduğum defterleri masama çıkardım. Sayfalarını çevirerek hepsini selamladım. Hatırladığım kadarıyla o günleri andım. “GIRGIR” dergisinin bütün sayılarını toplamıştım. Ya İngiltere’de gittiğim onlarca Pubdan topladığım özgün bira bardak altlıkları ne olacak?

Resim sanatçıları ne yapacak? Boya yok. Fırça yok. Tuval yok. Kokusunu içine çekmediğin bir renk ile sanal ortamda çalışmak gerekecek. Ya heykeltıraşlar? Bronz yok. Taş yok. Yontma yok, döküm yok. Fotoğraf bu ortamın neresinde? Benim hızlıca baktığım müzayedelerde ne yazık ki fotoğrafa rastlamadım. Daha çok animasyon türü şeyler yer alıyor. Daha sonra bulduğum bir örneği aşağıda paylaşıyorum. Satış fiyatı “1 ETH”. Buyurun alın…

Eğer bütün bu olanlarda iyi bir şey görmek istersek “NFT” sanatçının değiştirilemez imzası olduğu için eserin sonsuza kadar ona ait olduğu tescilli olacak. Kripto para hareketleri “Block Chain” sistemi içinde olduğundan her işlem kayıt altında ve değiştirilemez olmakta. Sanki yasa dışı hareketleri kontrol altında tutacak gibi görünüyor.

Dünya çok ama çok hızlı değişim içinde. Kripto paranın finans dünyasında kabul görmesi ve işlem hacminin hızla artıyor olması, üzerine “Pandemi” bu değişimi tetiklemiş görünüyor. Bir sonraki evre ne olacak? Planlanan nedir? Olup bitenler üzerine düşününce bana oldukça ürkütücü geliyor.

Eninde sonunda sanatın da bu dönüşüme dahil olacağını düşünmemek olası değildi. Zaten modern sanat akımıyla birlikte yatırım aracına evirilen sanat artık tam bir finans ve ticaret aracı haline gelmiş durumda. Ancak bu kadar çabuk olması beni çok şaşırtıyor. Sanatçıların bu ortamda anormal gelir elde etmeleri onların iştahını iyice kabartmış vaziyette. Bir soru ile noktayı koyalım:

Sanat nereye koşuyor?…

1955 yılında Salihli’de dünyaya geldim. İ.T.Ü. Elektronik ve Haberleşme Fakültesi mezunuyum. Kariyerimi özel şirketlerde üst düzey yönetici olarak sürdürdüm.
Fotoğrafçılıkla tanışmam (https://www.arthenos.com/fotograf-ile-nasil-tanistim-fotobiyografi/) 1960’lı yıllara dayanır. O yıllar, elimde babamdan kalma Kodak Retina ile başlayan hatıra fotoğrafları dönemidir. Üniversite yıllarında ilk refleks makinamı almamla, karanlık odada siyah beyaz filmle ve baskı işleriyle fotoğraf daha ciddi bir uğraşım haline geldi. Böylece 1970 li yılların önemli fotoğrafçılık dergilerde baskıya giren çalışmalarım oldu.
Üniversite sonrasında iş hayatı koşuşturmasıyla arka planda kalan fotoğrafçılıkla 1996 yılında dijital teknolojinin fotoğrafçılık alanına girişinin getirdiği kolaylıkla tekrar yoğun olarak fotoğrafla ilgilenmeye başladım. Karma sergilerde yayınlanan fotoğraflarımın yanı sıra internette birçok fotoğraf sitesinde “günün fotoğrafı” seçilen çalışmalarım var. 2014 yılından bu yana yedi kişisel sergim gerçekleşti. Aynı zamanda İFOD bünyesinde birçok karma sergiye katıldım. Halen hem dijital hem de siyah beyaz film teknolojisiyle fotoğraf uğraşım devam ediyor. Ayrıca www.arthenos.com blog sayfamızda fotoğraf üzerine yazılar yazıyorum.

Yorum Sayıları: 7

    • Sevgili Ufuk çok teşekkürler. Bildiğim kadarı ile senin bu konuda çalışmaların ve çabaların var. “opensea” platformunda yer aldığını söylemiştim. Kolay gelsin diyorum.

  1. Sevgili okyar oyle guzel konuyu aciklamissin ki ne diyecegimi bilemedim. Sanat kavraminin icerigi zaten coktan bozulmus bir borsaya donusmustu. O zaman Karsi sanatci. Cephesinde olma zorunlulugu dogmustur. Eline beynine saglik

    • Sevgili Özcan çok teşekkürler. “Karşı sanatçı” kelimesini sevdim. Sanırım bizim gibi dinazorlar (!) bu noktada olacak. Ayrıca bana Tekin Ertuğ’un “Öteki estetik” ifadesini anımsattı. Görüşmek dileğiyle.

  2. Olay ne yazık ki budur. Kehanette mi bulundum? Kesinlikle hayır. Okuduğum makaleleri yorumladığımda ve biraz piyasasını takip ettiğimde vardığım sonuç buydu. Şimdi rahatlıkla şu yorumu da yapabilirim. Geçmişte yaşadığımız banker olayının dünya çapında meydana gelmesidir. Ekonomi reel olmaktan çıktığında, reel üretim yerine sanal üretim olduğunda sanırım bu kaçınılmaz oluyor. İlginç olan 1932 buhranını ve arkasından “morgage” yıkımını yaşayan ABD nin bundan ders çıkaramamış olmasıdır. Ya da çıkarılan dersler bir zümrenin çıkarına kullanılacak şekilde değerlendirildi.

    Acı olan, dün yolda yürürken yanımdan geçen iki genç hararetli bir şekilde kripto borsasının hangisinde oynamaları üzerine sohbet ediyorlardı. Kulak misafiri oldum.

    https://www.sozcu.com.tr/2021/ekonomi/kripto-paralarda-buyuk-deprem-bir-haftada-700-milyar-dolar-buharlasti-6439537/

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Kitsch (Kiç): Hayatın Ta Kendisi

Kültür-sanat ortamında (entelektüel ortamda) ‘kiç’in ne anlama geldiğine bakıldığında, üç aşağı beş yukarı şu sözcüklerin karşılığı

Tren Sesi

…bir tren sesi duymaya göreyim,       iki gözüm iki çeşme… Orhan Veli Orhan Veli’nin bu duygularını milyonlarca

Minimalizm

Aşağıda okuyacağınız Minimalizm yazısı ilk olarak 2013 yılında, İFSAK Fotoğraf ve Sinema Dergisi’nin 149. sayı, 82.

Fanus Hayatlar

Sabah yedide alarmın sesi ile uyandın -bana bakma ben değil sen uyandın-. Kalkıp elini yüzünü yıkadın.

Derneklerin Geleceği

Küresel Salgından Ötürü Kritik Bir Evrede iken Foto-graf Dernekleri Varlıklarını Devam Ettirebilmek için ne Yapmalı? Genel