RICOH GR III İncelemesi

/

Nereye giderseniz sizinle…

Hep derim en iyi fotoğraf makinesi her zaman yanınızda olandır. Sokakta, ya da seyahatte gömlek cebinize sığabilecek kadar küçük ve hafif bir fotoğraf makinesi ile tanışmaya hazır mısınız?

Günümüzde birçok fotoğraf tutkunu sokak fotoğrafçılığı konusunda çalışmalar yapıyor. Bunun en büyük nedenlerinden biri, diğer türlerle karşılaştırıldığında sokak fotoğrafçılığının hayatı gözlemleme ve belgeleme açısından çok daha “bereketli” olması diye düşünüyorum. Açıkçası her ne kadar, kendimi önüne geleni çeken bir Japon turist gibi tanımlasam da, gün aşırı kentin sokaklarında kaybolmayı, ışığı, gölgeyi ve insanları kovalamayı ben de çok seviyorum.

Sokak fotoğrafçılığında “görünmez” olmak, sokağın akışına karışmak, kamufle olmak, yani kimsenin dikkatini çekmemek kulağınıza küpe yapmanız gereken ilk öğütlerden biridir. Bunun için de giyiminizden, kuşamınızdan başlayarak kullandığınız ekipmana kadar birçok unsuru gözden geçirmeniz gerekir. Mesela ben, sokağa çıkarken, alacalı, parlak, fosforlu şeyler giymemeye dikkat ederim. Benimle birlikte gelecek olanları da bu konuda uyarırım. Sokakta aşırı abartılı hareketler, jestler, mimikler, yüksek sesle konuşmak, gülmekten vs. kaçınmak daha iyi sonuçlar elde etmenize neden olur. En azından sıkıntılı karşılaşmaları bertaraf etmiş olursunuz.

Fotoğraf: Cem Kıvırcık

Elbette, sokakta dilediğiniz fotoğraf makinesi ve lensi kullanmakta özgürsünüz. Dileyenler battery grip takılmış büyük DSLR’lar, 70-200 mm tele lensler kullanabilirler. Ancak, elinizdeki makinenin ve lensin büyüklüğü birçok pozisyonda istediğiniz sonucu almanızı engelleyecektir. Objektifinizi doğrulttuğunuz kişilerin tedirginliği ve endişesi zaman zaman sıkıntılar yaşamanıza neden olacaktır. Aslında aynasız teknolojisine sahip fotoğraf makineleri DSLR’lara oranla önemli avantajlar sağlıyor gibi görünse de, biraz daha düşük diyaframa sahip lensler kullandığınızda durum çok da farklı olmayacaktır.

Peki, çözüm nedir? Bir anlamda kompakt diyebileceğimiz kadar küçük, ama görsel kalite açısından çok daha tatmin edici bir fotoğraf makinesi sokakta hayatınızı kolaylaştıracaktır. Özellikle birçok sokak fotoğrafçısının tercihi olan RICOH GR III de bu derdin tam anlamıyla devasıdır. Her ne kadar RICOH GR serisi için “Mutlaka yanınızda taşımanız gereken ikinci kamera” tanımı yapılsa da, son birkaç aydır benim için birinci ve öncelikli olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

GR serisinin hikayesi

GR III’ü anlatmadan önce, GR serisinin geçmişine şöyle bir bakalım. Bir “bas çek” fotoğraf makinesi olarak tasarlanan RICOH GR adlı ilk fotoğraf makinesi 1996 yılında piyasaya çıkmış 35 mm film kullanan bir üründü. Biraz akıl karıştırıcı gibi olsa da ilk RICOH GR Digital, 2005 yılında piyasaya çıkmıştı ve yalnızca 1/1,8” büyüklüğünde bir algılayıcıya sahipti. Bugün bir cep telefonu olan Huawei P40 Pro’nun 1/1,28” algılayıcısı olduğunu özellikle belirtmek isterim. İlk APS-C algılayıcıya sahip GR, 2013 yılında piyasaya çıktı. Bundan iki yıl sonra, 2015 yılında serinin ikinci üyesi olan GR II ile tanıştık.

Aslında hem GR, hem de GR II 28 mm sabit odaklı lensi, 16 MP APS-C algılayıcısı ve yaklaşık 250 gr. ağırlığıyla sokak ve seyahat fotoğrafçıları arasında çok popüler hale geldi. Doğrusu GR ve GRII arasında çok da belirgin bir fark yoktu. En önemli gelişmelerden birisi belki de yeni GR II’nin WiFi özelliğine sahip olmasıydı.

Bu serinin üçüncü neslini heyecanla bekliyordum. Selefi RICOH GR II’ye oranla birçok önemli değişikliğin yapılmış olduğunu gördüm. Öncelikle APS-C sensör, yonga ve görüntü-işlemcisinde yenilemeler yapılmış ve 16MP’den 24MP’ye terfi edilmiş. 28 mm’e denk gelen 9 bıçaklı 18,3 mm’lik prime lens elden geçirilmiş 5 grupta 7 elementli lens sistemi, 4 grupta 6 elementli hale getirilmiş, bu da makro modunda odak mesafesini 10 cm’den 6 cm’e indirmiş.

Otomatik odaklama konusunda da önemli geliştirmeler yapılmış. Belki de en önemli değişikliklerden biri gövdeye bütünleşik üç eksenli stabilizasyon özelliği… Doğrusu elde düşük enstantane ile yapılan çekimlerde bunun büyük faydasını görüyorsunuz. Stabilizasyon sisteminden söz etmişken, makine kapalı durumdayken hafifçe salladığınızda içinden hafif bir tıkırtı geliyor. Sanki içinde bir vida, ya da parça kopmuş gibi hissedebilir, paniğe kapılabilirsiniz ama durum öyle değil. RICOH mühendisleri algılayıcıyı sabitlemek için bir mıknatıs sistemi teknolojisi kullanmışlar. Makine kapalıyken mıknatıs devrede olmadığı için algılayıcı hafifçe sallanıyor ve tıkırdıyor, açtığınızda ise sisteme güç gidiyor ve mıknatıs sabitleyici olarak görev yapıyor.

RICOH GR II’de bulunan bütünleşik flaş kaldırılmış. Mühendisler bunun çok yer kaplayan stabilizasyon sistemine yer açmak amacıyla yapıldığını söylüyorlar. Ancak yeni flaş kızağı ile Pentax TTL flaşları kullanabilmeniz mümkün. Bu arada 28 mm her ne kadar yeterli bir açı olsa da yeni RICOH GR III için üretilen GW-4 adaptör ile 21 mm ultra-geniş açıya kavuşabiliyorsunuz. Ne yazık ki, RICOH GR II için üretilen GW-3, RICOH GR III’e uyumlu değil. Zaten GW-4’ü de RICOH GR II ile kullanamıyorsunuz.

Snap focus sen nelere kadirsin

RICOH GR III’ü sokakta üstün kılan yalnızca 257 gr. ağırlığı ve 109 x 62 x 33 mm ölçüleri değil elbette. AF (Otomatik odaklama) özelliği son derece hızlı ve hassas çalışıyor. Seleflerinden farklı olarak hem faz, hem de kontrast algılayıcı hibrit bir AF özelliğine sahip olan GR III, “face detection” (yüz algılama) özelliğiyle ile öznelerin yüzlerine odaklanabiliyor. Portre ve türevi çekimlerde bu özellik çok işinize yarıyor. GR II ile karşılaştırıldığında yüz algılama özelliğinin biraz daha gelişmiş olduğunu söyleyebilirim. Ancak başka markalarda karşılaştığımız yüz ve göz algılama hassasiyeti seviyesinde değil henüz.

Fakat, RICOH GR III’de bir özellik var ki, sokakta özellikle “candid” çekenlerin bayılacağına eminim. Birçok fotoğrafçı “zone focusing” (alan odaklama) yöntemini kullanıyor. Basit anlamıyla belirli bir mesafedeki alan derinliğini belirleyerek odaklamak diyebiliriz. Şöyle ki, sokakta hızla hareket ederken 2 metre mesafedeki özneleri net çekmek istediğinizi varsayalım. Bu mesafeye netledikten sonra AF’yi devreden çıkarttığınızda deklanşöre bastığınızda lensiniz odaklama yapmak için çaba sarf etmiyor ve odakladığınız mesafeye ayarlı bir şekilde  iş görüyor. Bazı fotoğrafçılar, bu özelliği kullanırken “back focusing” denen bir başka özelliği de kullanıyorlar. Bunun için de, deklanşördeki AF özelliğini devreden çıkartarak başka bir düğmeye atıyorlar ve odaklama için bu düğmeyi kullanıyorlar. Genellikle bazı makinelerin arkasında yer alan sağ elin baş parmağı hizasındaki AF ON düğmesi bu iş için atama yapılan düğmelerin başında yer alıyor. Ancak, RICOH GR III’te öyle bir özellik var ki, birçok fotoğrafçı için kafa karıştıracak bu atraksiyonları yapmanıza gerek kalmıyor.

“Snap focus” özelliği ile önce net alan derinliğini belirliyorsunuz. Tam altı mesafe seçeneğiniz var: 1m, 1,5m, 2m, 2,5m, 5m ya da sonsuz… Seçiminizi yaptıktan sonra çekim sırasında yapmanız gereken tek şey, deklanşöre “tam” basmak oluyor. Yarım deklanşör AF’yi devreye sokacağından “tam” olarak basarak snap focus özelliğini devreye sokuyorsunuz ve seçtiğiniz alan derinliği içindeki her şeyi odaklanmış olarak kayıt altına alıyorsunuz. Snap focus özelliğini yalnızca deklanşörle değil, LCD ekrana dokunarak da kullanabiliyorsunuz. Parmağınız deklanşörde olmadan sokakta hem yürüyüp, hem de hızla çekim yaparken bu özelliği kullanmak son derece keyifli oluyor ve size büyük bir avantaj sağlıyor. Üstelik birçok durumda kimseler fotoğraf çektiğinizin farkında bile olmuyor. Gerçi bazen fark etseler de durum değişmiyor. Elinizdeki makinenin küçüklüğünü gördüklerinde durumu çok da önemsemiyorlar. Hatta birçoğu size turist muamelesi yapıyor diyebilirim.

Bilek bantı mutlaka kullanılmalı

Nar Teknoloji tarafından Türkiye’ye getirilen RICOH GR III, magnezyum alaşımı sağlam bir gövdeye sahip. Ergonomik olarak başarılı. Boyutuna oranla tutuşu gayet iyi, grip kısmının çıkıntısı yeterli. Ancak yine de küçük ve hafif bir makineden söz ediyoruz. DSLR kullanıcılarının aynasız makineler ile ilgili ilk şikayetleri tutuşla ilgili oluyor genellikle… Dolayısıyla bir aynasız kullanıcısı olarak söyleyebileceğim GR III de tutuş açısından kullanıcıların alışması gereken bir süreci mecbur kılıyor. Önerim kutuyla birlikte gelen bilek bantının kesinlikle kullanılması yönünde…

Bir bas çek fotoğraf makinesi olarak ne yazık ki GR III bir vizöre sahip değil. Bu nedenle çekimleri LCD ekrana bakarak yapıyorsunuz. Tabii ekrana bakmaksızın, bel hizasından vs. fotoğraf çekmek de son derece kolay. Tabii illa vizör diyorsanız, RICOH aksesuarları arasında GV-1 ve GV-2 olmak üzere iki ayrı harici vizör bulunuyor. Elbette markanın orijinalinden başka üçüncü parti üreticilerin sunduğu seçenekler de mevcut. Kişisel olarak kadraja vizörden bakmaya alışmış biri olarak, GR III’e vizör takmayı çok mantıklı bulduğumu söyleyemeyeceğim. En azından cebinize sokup çıkartırken işinizi zorlaştıracaktır.

Makinenin üzerindeki 28 mm f/2,8 lens benim için ideal açıya sahip. Ancak biraz daha geniş olsun diyenler için de seçenek var. GW-4 geniş açı dönüştürücü lensini takarak 0,75x genişleterek 21 mm’e ulaşabiliyorsunuz. Ayrıca GA-1 lens adaptörünü de kullanarak lenslere polarize, ND filtre vs. gibi 49 mm çapında filtreler takabiliyorsunuz.

RICOH GR III kapalı durumdayken makineyi açmak yalnızca 0,8 saniye alıyor. Bu da çekmek istediğiniz fotoğrafları kaçırmamanız için yeterli bir hız anlamına geliyor. Makineyi çalıştırdığınızda lens kapağı açılıyor ve sistem devreye giriyor. Yine de GR II’den farklı olarak GRIII’te pizoelektrik ultrasonik titreşimle tozları silkeleyerek temizleyen bir özellik mevcut. Pentax’larda da kullanılan bu teknoloji algılayıcıyı toz vs. gibi dış etkenlerden korumada çok başarılı bir iş çıkartıyor.

Görsel kalite

Çektikleri fotoğraflarda keskinlik ve berraklık arayan fotoğrafçılar için RICOH GR III bire bir çözüm sunuyor diyebilirim. Yeni GR III’te elden geçirilen lensin kalitesi fotoğraflara kolaylıkla yansıyor. ISO performansının da oldukça tatmin edici olduğunu söyleyebilirim. 12,800 ISO değerine kadar çekilen fotoğraflardaki kumlanma kabul edilebilir düzeyde. Yine düşük ışık koşullarında odaklama konusunda da çok fazla sıkıntı yaşamıyorsunuz. Gece çekimlerinde üç eksenli sabitleyici sistem özelliği sayesinde düşük enstantane seçeneklerinde neredeyse tripoda ihtiyacınız bile olmuyor. Ayrıca makinenin içinde yer alan bütünleşik 2EV ND filtreyi devreye sokabiliyorsunuz. Bu da ışık kaynağının güçlü olduğu durumlarda düşük enstantanelerde çekim yapmanızı ve diyaframı açarak alan derinliğini düşürmenizi sağlıyor. Elbette dilerseniz uzun pozlama da yapabiliyor, ipeksi su etkisi, ya da ışıkla boyama gibi fotoğraflara imza atabiliyorsunuz.

Yeniden elden geçirilmiş olan 3,0 inçlik LCD ekran dokunmatik özelliğe sahip sahip. Her ne kadar toplam nokta sayısı, GR II için 1.230k noktadan 1.037k noktaya biraz düşürülmüş olsa da, ekranın en boy oranı artık algılayıcınınkiyle eşleştiğinden, kalan noktalar tam ekran görüntülemede tam olarak kullanılabilir. Gerçi ben LCD ekranın katlanamıyor olmasından çok hoşlanmıyorum. En azından bir eksende hareket edebiliyor olsa, farklı açıları değerlendirirken hayatımızı kolaylaştırırdı.

Ekranın yanı sıra, bence RICOH GR III’ün bir başka eksi yanı bataryasının ömrü… Ancak fotoğraf makinesinin ne kadar küçük ve hafif olduğunu düşünecek olursanız bu konuda biraz insaf etmek gerekiyor. Aslında selefiyle kıyaslandığında daha güçlü bir batarya kullanıldığı halde CIPA standartlarına göre performansın 320 kareden 200 kareye düşmüş olması düşündürücü.

Fotoğraf: Cem Kıvırcık

RICOH GR III, sunduğu avantajların yanında fiyat açısından değerlendirildiğinde yurt dışı standartlarında da pahalı olarak tanımlanabilecek bir etikete sahip. Yaklaşık 900 ABD Dolar fiyatı olan GR III, ülkemizde de 9.200-9.400₺ bandında satılıyor. Dövizin oldukça oynak olduğu ülkemizde bu fiyatın ne kadar süreyle geçerli olacağını tahmin etmek çok kolay değil.

Kendisini Babıali yokuşunun tırmanma ayrıcalığını yaşayan son nesil gazetecilerden biri olarak tanımlayan Cem Kıvırcık, mesleğe dönemin efsane gençlik ve müzik dergisi Hey‘de 3 Ağustos 1983 yılında başladı. Çeşitli büyük gazetelerde ve dergi gruplarında yönetici olarak çalıştı ve 1997 yılında Milliyet grubunda Türkiye’nin ilk internet dergisi .net’i yayınladı. Bu süreden sonra teknoloji gazeteciliğine ağırlık verdi ve PCnet, PCTime ve PCMagazine gibi dergilerin Genel Yayın Yönetmenliği görevini yaptı.
Halen aktif gazetecilik yapmakta olan Kıvırcık, MediaMarkt’ın teknoloji blogunu yönetiyor, çeşitli haber sitelerinde köşe yazarlığı, teknoloji danışmanlığı yapıyor ve aynı zamanda Türkiye’nin köklü fotoğraf yayınlarından Photoline dergisinin de Yazı İşleri Müdürü.
Fotoğraf çekmeye küçük yaşlarda başlayan Cem Kıvırcık, 28 Mart 1965’te İstanbul’da doğdu. Beyoğlu Atatürk Erkek Lisesi‘ni bitirdikten sonra, Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu, Gazetecilik ve Halkla İlişkiler bölümünden mezun oldu. Evli ve sigara kullanmıyor. Bilişim Medyası Derneği Başkan Yardımcısı, Magazin Gazetecileri Derneği ve İFSAK üyesi.

Yorum Sayıları: 4

  1. Merhaba, benim de bir arkadaşımda olması nedeniyle bir süre deneme fırsatı bulduğum bir makina. İlk başta vizör olmamasını eksiklik kabul etsemde bir süre sonra kadrajına hakim olabiliyorsunuz. Fuji x100T ve Xpro2 kullanmış biri olarak “candid foto” için rahatlıkla ve keyifle kullanılacak bir cihaz. Derlemeniz için teşekkürler keyifle okunuyor, sevgiler.

    • Değerli yorumunuz için çok teşekkür ediyorum. Aslında yazıda atladığım ama çok beğendiğim bir özelliğinden de fırsattan istifade bu yorum kısmında söz etmek isterim. Makinede 2 GB yerleşik bir hafıza var. Diyelim ki, SD kartınızı yanınıza almayı unuttunuz, 2 GB kadar bir bellek alanını kartınız olmadan kullanabiliyorsunuz. Bu da aşağı yukarı 40 tane RAW, 140 tane büyük boy JPG fotoğraf anlamına geliyor. Daha sonra bu çektiklerinizi makinenize taktığınız SD karta da aktarabiliyorsunuz.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf

Gestalt Kompozisyon İlkeleri

(Fotoğrafta Kompozisyon – Gestalt yaklaşımı) Bu yazımızda, “Fotoğrafta Kompozisyon” konusuna Gestalt ilkeleri ile yaklaşacağız. Gestalt, Alman…