İnsan ister sanat ile uğraşsın, isterse başka bir meslekle, kendisine katması gereken birikimlere ve ruhunu besleyebilmeye ihtiyacı vardır. Görsel işlerle haşır neşir olanlar ise bu beslenme ihtiyacının yanında ve farklı disiplinlerden de etkilenmektedirler. Hep aynı tür işlere bakmak (fotoğraftan bahsediyorum) kişinin zihni ve kalbi arasında tıkanıklıklara sebep olacaktır. Görsel körelmelere yol açacak ve üretimler azalacaktır. Bu sebepten farklı disiplinlerden beslenmek bakış açımızın gelişmesi yönünden önemlidir. Bilgiyi görselle pekiştirmek, diğer disiplinlerle bağ kurmak değerlidir. Sadece fotoğraf ile değil fotoğrafın neredeyse başından itibaren yanında olan ve etkilenen resim sanatı da bunlardan biridir. Köklerimizden gelen değerlerle sunulan bir mekândan ve oradaki sanat eserlerinden bahsederek yazımı sürdürmek istiyorum. Belki görmüş olabilirsiniz ama görmeyenler için görülmesi gereken yerler listesinin ilk onuna yazılabilecek bir mekân… İstanbul Beşiktaş’ta bir müze.

Milli Saraylara bağlı olan ve içerisinde birbirinden değerli sanatçıların eserlerinin olduğu Resim Müzesi’ni size kısaca anlatacağım: Dolmabahçe Sarayı’nın hemen yanında tüm ihtişamı ve bugüne kadar ulaşan eşsiz eserleriyle Resim Müzesi geçmişten geleceğe ruhun beslendiği özel bir mekân. Osmanlı Devleti’nin yönetim merkezi ve padişahların konut, konaklama ve konuklarını ağırlama yeri olarak inşa edilen saray, köşk ve kasırlarımız, İstanbul’un tarihsel dokusu içinde müze-saray olarak yerlerini almış. Müzecilik literatürü içinde yurdumuzdaki ilk “müze-saray” uygulamaları olan Millî Saraylar yapıları, Osmanlı döneminde kullanıldıkları gibi özgün tefrişleriyle ziyaretçiye açık ve bu yönüyle bir dönemin yaşama kültürünü gözler önüne taşıyan saltanat yapılarıdır. Cumhuriyet’in ilanından dört ay sonra, 3 Mart 1924’te çıkartılan 431 sayılı yasa ile halifelik kaldırılmış, padişahın sarayları ve her türlü emlaki ile mefruşatı bu yasanın 8, 9, 10. maddeleri ile millete devredilmiştir. İşte işin tarihsel süreci kısaca budur. Ama aslında bina sadece bir yapı değil içinde barındırmış olduğu eşsiz ve özel resimleriyle günümüzde görülmesi gereken muhteşem resimleriyle bir müzedir. Peki içeride neler mi var? sorusunu duyar gibiyim. Öncelikle belirtmeliyim ki fotoğraf çekmek yasak. Ama fotoğrafa da pek gerek yok. Baktıkça etkileneceğimiz birinden değerli resimler ve bölümler sizleri karşılıyor olacak Resim Müzesi’nde.

Müzede 553 eser sergilenmektedir. Bunlar arasında en dikkat çeken eser, Fransız Ressam Félix-Auguste Clément’in Said Halim Paşa Yalısı’nda bulunan Gatah Çölü’nde Prens Halim’in Ceylan Avı: Tazı Payı adlı Türkiye’nin en büyük Oryantalist tablosudur. Salona girdiğinizde bambaşka bir atmosferde izleme olanağına sahip olursunuz. Bu eserleri izlerken bütünden dağılmadan her bir detayı görmeniz açısından size önerim resmin tam karşı orta noktasına konan taburelere oturmanız, bu şekilde resim sizi tam anlamıyla içine alacaktır.

Abdülhalim Paşa bu tabloyu aslında Mısır’daki sarayı için yaptırıyor fakat daha sonra, oğlu için aldığı yalıya nakledilip yıllarca orada muhafaza ediliyor. Tablo, restorasyonu tamamlandıktan sonra Resim Müzesindeki yerini alıyor ve restorasyonu yapılarak bugünkü yerini alıyor.

“Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz Salonu”, “Devlet-i Aliyye”, “Salvatore Valéri”, “Ressâm-ı Hazret-i Şehriyârî”, “İvan Konstantinoviç Ayvazovski Salonu”, “Emilio Della Sudda”, “Osman Nuri Paşa”, “Süleyman Seyyid”, “Türk Hamam Kültürü”, “Halil Paşa”, “Osmanlı’nın İhtişamı”, “(Şeker) Ahmed Ali Paşa”, “Abdülmecid Efendi’nin Atölyesinden İzler”, “Abdülmecid Efendi”, “Osman Hamdi Bey”, “(Hoca) Ali Rıza”, “Hüseyin Zekâi Paşa”, “Goupil Galerisi’nden”, “Hayal İstanbul”, “Osmanlı Hanımefendileri”, “Mustafa Kemal Atatürk”, “Hâne-i Saâdet”, “Tasvîr-i Hümâyûn Salonu”, “Osmanlı Donanması”, “Savaşlar ve Zaferler I ve II”, “Savaşlar ve Zaferler Salonu”, “Fetih ve Fatih”, “Abdülmecid Efendi’nin Atölyesi”, “Doğu’ya Dair”, “Osmanlı Sarayında Manzara”, “Enderûnlu Ressamlar”, “Osmanlı Bürokrasisi”, “Sûretler” ve “Çanakkale.” bölümleridir.
Gezdikçe etkilenmek ve gördükçe beslenmek bize oldukça iyi gelmekte. Her ne meslekle uğraşırsak uğraşalım ruhun derinliklerinde sanat hep var. Resim Müzesi’nin öne çıkan bir sanatçı da denizcilik sanatı üzerine yoğunlaşan İvan Konstantinoviç Ayvazovski olmuştur. Eserlerindeki derin ışıksal yapıya bakmaktan kendinizi alamayacaksınız.

Gezdiniz, yoruldunuz, bence en güzel kısımlardan birisi de bir kahve içebileceğiniz yer; Sarayın iç avlusunda bulunan Limonluk kısmı. Işığın maksimum derecesinden yaralanılarak inşa edilen mekanda bir küçük havuz sizi karşılıyor. Kahvenizi veya çayınızı yudumlarken, bahçenin muhteşem atmosferinde, manolya ağaçlarının gölgesiyle ruhunuzu beslemeyi unutmayın. Mutlaka zaman ayırın, görün ve hissedin.


merhaba,
ne güzel bir yazı!
hem projelerinizle hem bu tür çalışmalarınızla / bakış açınızla İstanbul’u keşfetmemize ve anlayarak sevmemize katkılarınız için teşekkürler!
levent
Serkan hocam,
Bu güzel yazı için teşekkür ederim. En kısa zamanda gezeceğim .