Seyir Defteri: Orta Asya (Yaz 2023)

//

Bölüm 07, Kazakistan – Almatı

12 Temmuz 2023 – Çarşamba

Uçaktan inip yine iki taksiye atlayıp otele doğru yola çıkıyoruz. Geç geleceğimizi haber vermiştik. Taksiciler yine cep telefonundan bir taksimetre çalıştırıp, bize sıfır olduğunu gösterip, daha doğrusu onaylatıp telefonu kapatıyorlar. Otele vardığımızda bana 20,000, Hamit’e 15,000 gibi rakamlar gösteriyorlar. Bizim internetten baktığımız rakamlar 4000, 5000 civarındaydı. İtiraz ediyor Hamit. Bavulları indirip, 5000 çıkarıp ya kabul et ya da polis çağıracağız deyince ortam biraz geriliyor ama polis riskini de alamadıkları için parayı alıp gidiyorlar. Bu iş her yerde aynı. Neyse, Almatı’yı aktarma yeri olarak kullanacağız. Büyük şehir, yapacak çok da şey yok. Yorgun olduğumuzdan ve gece geç geldiğimizden 12’ye kadar uyuyoruz. Bizi Kırgızistan’a götürecek minibüs gece 11’de gelecek. Otel şimdiye kadar kaldığımız tüm otellerden farklı olarak “ne zaman check-in yaparsanız, aynı saatte check-out yapabilirsiniz” diyor. Yani 24 saatimiz var. Bu akşamki problemimizi çözüyor. Bavulları 11’e kadar bir yerlere koyma derdimiz yok yani. Öğleden sonra çıkıp şehri dolaşmaya başlıyoruz.

Otelde kahvaltı olmadığından karnımız aç. Dolaşırken tanıdık bir yer görüyoruz. Biraz lokanta gibi olmuş Değirmen pastanesi. Giriyoruz. Mercimek çorbası ve yine Özbek pilavı yiyoruz.

Buradan sonra çoğunlukla elektronik eşya satan bir alışveriş merkezine, oradan da bir katedrale gidiyoruz. Katedral, önündeki alan ve içinde bulunduğu park güzel gerçekten. Hava yavaş yavaş kararıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Katedralden sonra büyücek bir markete uğrayıp akşam için atıştırmalık bir şeyler alıp otele dönüyoruz. Saat 9’u geçiyor. Öğleden sonra yediğimiz geç yemekten sonra aldığımız atıştırmalıklarla akşamı geçireceğiz. Fakir soframız ekmek arası havyar hazır sulandırılmış cin tonik. Bu arada gerçekten iyi bir havyar 2 litrelik su fiyatına. Yemeğimizi yiyip minibüsü beklemeye başlıyoruz. Yarım saat erken geliyor. Biz de on dakika erken inip yola çıkıyoruz. Minibüs bu sefer epey büyük, rahat gideceğiz. Hedefimiz Kırgızistan’a geçip Bişkek’e gitmek ve oradan bir vasıta bulup Çolpan Ata’ya geçmek. Minibüs Çolpan Ata için 380$ istemişti. Biz çok bulup Bişkek’e 185$’a anlaştık. Oradan 100$ ‘a araba bulabileceğiz diye umuyoruz. Gece geç olmasına rağmen Almatı’yı geçene kadar yoğun bir trafik var. Yol yine bozuk. Yer yer inşaat var yol üzerinde. Sallana yuvarlana sınıra kadar geliyoruz. Sınırda bütün bavullarımızı alıp, yürüyerek sınırı geçiyoruz. X ray falan var ama kimse yok. Her yerden pas geçip pasaport kontrole kadar varıyoruz. Pasaportlar damgalandıktan sonra Kırgızistan tarafına geçiyoruz. Burada da durum aynı. Pasaport kontrolü dışında transit geçiyoruz her yeri. Kırgızistan tarafında bavullarla bir süre bekliyoruz. Farklı bir prosedürle bu tarafa geçen minibüs gelip bizi alıyor ve yola devam ediyoruz tekrar. Gece 3 gibi Bişkek’te olacağız. Yükümüz ağır. Şoförle Çolpan Ata için pazarlığa başlıyoruz. Sonunda 160$’a anlaşıyoruz. Biraz yüksek fakat gece yarıları araba aramak için sürünmekten iyidir. Uyuklayarak sabahı buluyoruz. İlginçtir Kırgızistan yolları çok daha iyi, daha konforlu yolculuk yapıyoruz. Sabah 7’de Çolpan Ata’dayız.

Bugün 12,014 adım atmışız.

 

1964 yılında memur bir babanın çocuğu olarak Urfa’da doğdum. 1968 yılında hayatımın geri kalanını geçireceğim İstanbul’a tanıştım. 1986 yılında Yıldız Üniversitesi Kocaeli Mühendislik Fakültesinden Elektronik Mühendisi olarak mezun oldum. Sırasıyla askerlik, iş hayatına başlama, evlilik, iki tane dünya güzeli kız dünyaya getirme, kendi işini kurma ve sonra “Yeter daha ne kadar çalışacaksın?” diyerek iş hayatını komple bırakma çizgisinde bir yaşam geçirdikten sonra, hobilerime yöneldim. Yurt içi, yurt dışı geziler, teknecilik ve karavancılık ile görme, keşfetme ihtiyacımı karşılarken, bunları belgelemek için çocukluktan beri sevdalısı olduğum fotoğrafa tekrar başladım. Aslında çocukluktan beri sevdalı olduğum söylenemez; çocukluğumun tatil günleri, ilkokuldan başlayarak dayımın Maltepe’deki fotoğraf stüdyosunda çalışarak geçti. O zamanlar dışarıda oynamak yerine o daracık karanlık odada, fotoğrafçılığın mutfağında çalışmak nefret edilesi bir durumdu. Ama her aşk nefretten doğmaz mı? Doğar; dolayısıyla fotoğraf makinesini hiç bir zaman yanımdan ayırmadım. Askerlik sırasında, 1988 yılında, AFSAD'da temel eğitim aldım. 2014 yılında, emekli olur olmaz İFSAK’a üye oldum. Çeşitli karma sergilerde, dernek içerisindeki fotoğraf gruplarında, sosyal sorumluluk projelerinde yer aldım. Bir dönem Yönetim Kurulu'nda görev yaptım. 2018 yılında İstanbul Fotoğraf Günleri Koordinasyonunu üstlendim. Ve bu sevdiğim ortamda bulunmaya devam ediyorum.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Fotoğraf