Doğan Filmini Neden Çekemedi?

/

Sevgi Soysal’a saygıyla!

Doğan, sekiz yaşlarında ipekböceklerine merak salmış, ortaokulda duvar gazetesiyle ilgilenmiş, izlediği belgeseldeki füzelerden etkilenip atom fiziği okumaya karar vermiş, burs kazanarak atom fiziği okumak için Paris’e gitmiştir. İki yıl içinde fizikten “bıkmıştır”. Diğer öğrencilerin oldukça gerisindedir. Lisede kimse fizikle ilgilenmediği için “kolayca üstünlük” sağladığını anlamıştır. Ayrıca atom fiziği okumanın bir “ayrıcalığını” da görememiştir. Sonrasında:

Paris kahvelerini gezmeye başlar. “Bir yığın” insanla tanışır. Şiirden, politikadan, kadınlardan konuşulmaktadır. Hayatın gülünç bulunduğu, hiçbir şeyin ciddiye alınmadığı, bunalma, sıkıntı, alaya alma, dedikodunun doğal sayıldığı ortamlara girip çıkar. Buralarda sanata ilgisi artar ve sinema okumaya karar verir. Hayal kırıklığı yaşayan ailesi yeteri kadar maddi destek vermez. Doğan,

“Paris kahvelerinde yeterince kulak doldurduktan, yeterince iyi film gördükten sonra, yanında sinema üstüne bir yığın kitapla ve amatör bir film makinesiyle yurda” Ankara’ya, ailesinin yanına döner. (Soysal, s.147)

Geldiğinde Yeşilçam’a gider. Tanınmış yapımcı ve rejisörlerle tanışır. Sinematek’in üyesi olur. Edebiyat dergilerinde bir iki sinema yazısı yayınlanır. Sinema topluluğu kurar. Sinema dergisi çıkarmaya başlar. Sonunda Altındağ ile ilgili bir belgesel çekmeye karar verir. Altı ay makinesiyle Altındağ’da dolaşır. Bir senaryo da oluşturur.

Altındağ halkını, kapı önlerinde donsuz oynayan çocukları, sabah gün doğumuyla çalışmaya gidenleri, hizmetçiliğe gitmeden önce alelacele çocuklarını yedirip giydiren kadınları, kapı önlerinde pinekleyen yaşlıları, mahalle arasında kalkan bir cenazeyi, bir sünnet düğününü, imam nikâhını, şunu bunu ayrıntılarıyla yansıtacaktı. Doğan, filminde bu belgeleri, buralarda yaşamayan, sadece buralardan etkilenmiş bir anlatıcının fondaki sesiyle sunacaktı. Görüntüleri, kendince çok güzel, şairane bir anlatım içinde sunan anlatıcıyla ekrandaki görüntüler arasında tam bir uzlaşmazlık olacaktı. Seyirci bu uzlaşmazlığı hissederek buraların anlatılamayacağını, ancak yaşanacağını, seyirciliğin yetersizliğini düşünecekti. Belgesel film, seyircinin suçluluğuyla ilgili bir dörtlükle bitecekti. Bu dörtlüğü, Doğan, Paris’teki genç şair dostlarından birinden duymuş, çok sevmişti. Dörtlük okunurken, kamera bakımsızlıktan ölmüş bir çocuğun tabutu ardından ağlayan bir ananın yüzüne yaklaşacak yaklaşacak, dörtlüğü okuyan ses hafiflerken kadının hıçkırıkları yükselecekti (Soysal, s.149). 

Doğan, ne yapacağını bilen birisi olarak mahalleye gider. Ancak çekmek istediği çocuklar, kadınlar, akşam işlerinden dönen erkekler ile kuşku güven iletişiminde istediklerini yapamaz. Doğan’ı asıl patlatan çocuklar olur. Yani kral çıplaktır. Sonraki gidişlerinde gizli saklı görüntüler alır. İlkel koşullarda da olsa filmini yapar. Film için “gösterişli sözlerin” yer aldığı bir broşür bile bastırır. Aksilikler olsa da filmin gösterimi yapılır. Belgeselin adı, ‘Gecekondular ve Çocuklar’dır. Belgesel, ‘Haydn’ın Oyuncaklar Senfonisi’ müziği eşliğinde sunulur. 
Filmin gösterimi sonundaki tartışmada Doğan duvara çarpıp yere düşmez; bir taş yer sadece. Dağılır. Annesini memnun etmek için Hukuk Fakültesi’ne girer. İki yıl boyunca da sinemadan, belgeselden söz etmez.  

Peki, Doğan, filmini neden çekememiştir? Ya da şöyle soralım? Doğan neden dağılmıştır? Aile, karakter, eğitim, toplum, ideoloji vs. nedenlerle mi?

Hangisini diğerinden ayırabiliriz?

Baba Prof. Salih Bey kendi kariyerine odaklanmış bir hukukçudur. Doğan, Anne Mevhibe Hanım’ın son derece titiz, onu koruyan kollayan kuralları içinde büyümüştür. Kız kardeşi Olcay’la bile yan yana gelememiştir bu koruyup kollamadan. Doğan her zaman kendini dar bir çemberin içinde hissetmiş, ailesini tekdüze ve sıkıcı bulmuştur. Meraklarını bu çemberden çıkmak için araç olarak görmüş. Bir merakını tatmin edince başkasına geçmiş. Birinden diğerine geçerken öncekini unutmuş. İyi okullarda okumuş Doğan. Paris’te fizik okuyacak kadar Fransızcası var. Çok okuyan bir öğrenci olmuş üstelik. Fransa’da sanat ortamlarında bulunurken okuyan, tartışmalara katılan birisi. Tartışırken hazırcevap ve nüktedan üstelik.

Toplumun değişik kesimleriyle ilişkisi yok Doğan’ın. Eve gelip yemeğini yapan, çamaşırlarını yıkayıp ütüleyen Nurten’le ne de her türlü ihtiyaçlarını eve taşıyan Kapıcı Mevlüt ile. Onlarla ne zaman karşılaşsa aralarında bir duvar örüldüğünü hisseder. Mevlüt de tedirgin olur, Doğan da. 

Belgeselin gösteriminden sonraki tartışma bölümünde Doğan’a şöyle seslenir Ali:

“Bu çocuklarla alay etme hakkını size kim verdi”? (s.157)

Doğan dağılır. Doğan Ali’ye cevap verirken kekeler.

Ali, hukuk öğrencisidir. Konya’dan Ankara’ya göçmüş bir tornacının oğludur. Aile bireylerinin harcı olan anne öğretmen okulundan terk, ev çalışanı.  Bütün sorunlara karşı sevgi ortamında büyümüş, hayatı yaşayarak öğrenmiştir Ali. Doğan ile Ali arkadaş olurlar. İki yıl sürer arkadaşlıkları. 1970’lerin Ankara’sında siyasi toplantılara, gösterilere birlikte katılırlar. Sürekli okur ve tartışırlar. Doğan Yenişehir’de oturur, Ali Dışkapı’da oturur. Ali hapse girer, çıkar. Ali hapiste gördüğü çocukları anlatırken, aralarında şöyle bir diyalog yaşanır. 

Doğan: ”Lümpenler düzenin çamurudurlar, onların tavırlarından siyasi sonuç çıkaramayız."
Ali: “Kitap gibi konuşma” 
Doğan patlar:“Kökenime bağlıyorsun her şeyi. Senin gibilerin kafasını biliyorum. Ezbere biliyorum. Tutturmuşsunuz bir küçük burjuva kökeni diye. Bıktım anlıyor musun? Yanlış anlamalarınızdan,  dar kafalılığınızdan. Ama anlamayacaksın. Sıyırttığımı düşüneceksin, sözünü ettiğin şeylerden kopamadığım için, burjuva alışkanlıklarım yüzünden… Bu basmakalıp suçlamalardan sıkıldım anlıyor musun?" (Soysal, s.214) 

1970’lerin Ankara’sında Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, bataklıkta büyümüş, kök salamamış bir kavağın yıkılışı izlenmektedir. Yukarıdaki tartışmayı yapmakta olan Doğan ile Ali, Ali’ye doğru giden Olcay, Doğan’ın çarptığı öğretmen emeklisi Hatice Hanım, Mirasyedi Necip Bey, apartmanın penceresinden sokağı izleyen Doğan’ın annesi Mevhibe Hanım, arabasını kalabalıktan çıkarmaya çalışan Salih Bey, Sakarya Caddesi’nin delisi, boyacısı Necmi, Kapıcı Mevlüt oradadır. Doğan ile Ali yan yana durmakta ama birbirlerine yardım edememektedir. 

“Gittikçe daha bağırıyordu Doğan. Yüzünden yağmur suları gözyaşı gibi akıyordu. Ali bakmıyordu Doğan’a, bakamıyordu. Bakmak istemiyordu. Üzgündü”. (Soysal, s.216)

Ali ne beklemektedir Doğan’dan?

Çektiği acının neden kaynaklandığını bilmesi ve ondan kurtulmasını bekler. Doğan’a ülseri olan komşularını anlatır Ali:

“……öylesine ağrıyormuş ki adamın midesi, aynanın karşısına geçmiş, kendisine bakmış, ulan bu mide olmasa bu sancıyı çekmeyeceğim, demiş, karısının elinden dikiş makasını kaptığı gibi, midesini kesip çıkarmak için karnına saplamış. Midesini çıkarmış dışarı”. (Soysal, s.142)

Ali ne beklemektedir Doğan’dan?  Diyalog:

“Doğan’ın dinlememe huyuna da alışıktı. Birden gözleri başka yöne kayar, karşısındakini dinlemez, baktığı yeni şeyle ilgilenirdi.” (Soysal, s.142 )

Peki Doğan Ali’den ne beklemektedir?

“Ali’nin, kapalı sandığı kapılardan birini açacağını, o gündelik sadeliğiyle bu kapıdan nasıl çıkılacağını kendisine göstereceğini ….”(Soysal, s.162.)

Peki Ali Doğan’a “nasıl” bakmaktadır?

“Küçük burjuva aydınları, aslında bir suçluluk duygusuyla düşüncelerine gem vuramayıp alıp başını giderler. Kendilerini değiştirememe korkusu, onlara sözde her şeyi bir çırpıda değiştirme ataklığı verir. Bazen teoriyi korkaklık ve suçluluklarını gizleyecek bir duvar gibi görürler.” (Soysal, s.161)

Kavağa anlam yüklemeye çalışan Ali Doğan’a :

“Saçma benzetmeler. Sizden kaptım bunu.” (Soysal, s.213)

ya da

“….düşüncelerle oynamaya alıştırdınız beni ” (Soysal, s.215)

Piknik, Tuna Caddesi, 1/A Yenişehir /Ankara

Tam da Doğan’ın hissettiği gibidir. Doğan düzeni oluşturan suçlulardandır.  Doğan da kendisine Ali’nin gözünden bakmakta kekelemekte ya da çığlık atmaktadır. Doğan ile Ali yan yana durmakta ama birbirlerine yardım edememektedir. Bu arada Doğan kendi “monoluğunda” kaybolurken, Ali, önceleri boyadığı paskalya yumurtaları, Amerikan pazarından aldığı eşyaları, sonrasında yurt dışından getirdiği mobilyaları satarak zenginleşen Güngör’ün arabasıyla sıkışmışlıktan nasıl sıyrılıp kaçışını izlemektedir.  

Kavak yıkılır. Bir bataklıkta büyüyen, kök salmak için kendisine yer bulamayan kavağa bakan Doğan ile Ali kendi yıkılışlarını seyretmekte olduklarının farkında bile değildirler. Yazarın niyetinin kavakla düzeni anlattığı kararlaştırılmış bir yargı olsa da, o kavak Doğan ile Ali’dir sanki.  Küçük burjuva Doğan kendi sesinde, Ali de kaçışını izlediği Güngör’ün arkasında yıkılmaktadır.  

Sevgi Soysal’ın tarafını tuttuğu karakterler var mı?

Var. Sınıfsal olarak Ali’nin tarafındadır. Öyle ki Doğan Ali’nin evinde; Olcay annesinin, dedesinin varlığından utandığı babaannesinin yanında rahat eder. En önemlisi de yazar, Doğan’ın o filmi neden çekemediğini, çekmek istediği çocuklardan birinin yetişkin halini Doğan’ın karşısına çıkarır ve Ali’nin üzerinden anlamasını sağlamaya çalışır. Doğan anlamaz.

Biz, seyirci ne zaman bir film olmuş deriz? 

Konusunu mu beğeniriz. Duyguya mı kapılırız. Karakterlerin peşi sıra sürüklenmek midir derdimiz. Fotoğraf olarak mı etkileniriz. Renkler midir, kostüm mü, mekân mı, açı mı? Hepsinin toplamıdır muhakkak ya da belki de. 

Niyeti nereye koyalım?

Yönetmenin niyetini. Yönetmenden bazen bağımsızlaşan eserin niyetini nereye koyacağız?

Doğan’ın niyeti nedir?

Asla kötü niyeti yok. Çocuklar üzerinden yoksulluğu anlatmaktı niyeti. Anlatıcı aracılığı ile merkeze kendini koyarak, pornografik bir görüntülemeyi seçerek, seyirciye şantaj yaparak. Bir de eserin niyeti vardır.

Ya anlatmak istediğine araç ettiği çocuklar. Ali ne diyordu? :

Bu çocuklarla alay etme hakkını size kim verdi?”

Amacım Sevgi Soysal’ı anlatmak değildi, kitabı tanıtmak hiç değildi. Amacım Sevgi Soysal’ın Yenişehir’de Bir Öğle Vakti romanının kahramanlarından Doğan’ın, filmini neden çekemediğinin izini sürmekti. Roman kahramanları ölümsüzdür, bildiğiniz gibi. Bugün de sorabiliriz.

Doğan filmini çekebildi mi?

Sevgi Soysal, Ankaralılar ya da Ankara severler için kıymetlidir. Benim için ayrıca kıymetlidir. Yazarlığının dışında yaşamı hayatı aşan kadınlardandır. Saygıyla…

Kaynaklar

– Soysal, Sevgi, Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, 18. baskı, İletişim Yayınları, İstanbul, 2018.

– Ankara Fotoğrafı: Ergir, Yalçın 

– Kapak Fotoğrafı : Ramiz Şahin

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunudur. Eğitimin değişik kademelerinde çalışmıştır. Edebiyat, sinema, felsefe, psikoloji, sosyoloji ilgi alanlarıdır.

Yorum Sayıları: 5

    • Evet, yazı da güzel, fotoğraf da. Devamını da bekliyorum. Nigar Hanım, başka yazılarınız da var mı?

  1. Yazi cokkk güzel. Fotoğrafta tabi…Bu yorumu yazanda bir taraf mi tutmuştur sizce sevgili yazarim😀Ellerinize sağlik…

  2. Çok teşekkür ederim. Yazar, Doğan ile Ali’nin tarafında değil. Olsa olsa fotoğrafı çekilenlerin tarafında olabilir.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Son yazılar: Kültür Sanat

İyi Kalpli Erendira

Bu yazı, İFSAK Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Grubu’ndan Özlem Dikeçligil   tarafından hazırlanmıştır. . . . . .…

Post Arabesk Çağı

Kasetten Bluetooth’a D/Evrim Önce kablolar kayboldu. İnsanlar sevindi. Havadandı artık iletişim. Havadan sudandı, tıpkı ilişkiler gibi.…

Gestalt Kompozisyon İlkeleri

(Fotoğrafta Kompozisyon – Gestalt yaklaşımı) Bu yazımızda, “Fotoğrafta Kompozisyon” konusuna Gestalt ilkeleri ile yaklaşacağız. Gestalt, Alman…